İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan “dünya barışı” mesajı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, uluslararası barışın sağlanmasının diyalog yolu ile mümkün olacağını ve ülkelerin uluslararası hukuka saygı duyması gerektiğini söyledi.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, Pezeşkiyan, Türkmenistan’ın daimi tarafsızlık statüsünün 30. yıl dönümü vesilesiyle başkent Aşkabat’ta düzenlenen Uluslararası Barış ve Güven Forumu’nda katıldı.

Forumda yaptığı konuşmada, barış olgusunun, yalnızca belirli bölgelere has bir ayrıcalık haline gelmesini eleştiren Pezeşkiyan, “Barış, askeri bütçelerin artırılmasıyla ve gösterişli diplomasiyle değil, istikrarsızlığa yol açan eşitsizlik ve ayrımcılıkla yüzleşmekle olur.” dedi.

Pezeşkiyan, şu ifadeleri kullandı:

“Büyük güçlerin Batı Asya politikaları, Siyonist rejim için özel ayrıcalıklar doğurmuştur. Bu ayrıcalık, bölgede pek çok savaşın ve adaletsizliğin kaynağı haline dönüşmüştür. Bu ortamda İsrail rejimi, Gazze, Suriye, Lübnan, İran ve Katar’a karşı saldırılarını sürdürebilmiştir. Bu, küresel güçlerin ortaya koyduğu çifte standardın bir sonucudur.”

Bir ülkenin, uluslararası hukukun uygulanmasından muaf tutulmasının, dünya barışına zarar verdiğini belirten Pezeşkiyan, “Siyonist rejim haziran ayında İran’a saldırma cesaretini kendinde bulmuş ve yüzlerce insanımızı şehit etmiştir. Ancak bu eylemi karşısında uluslararası bir yaptırım ile karşılaşmamış hatta bazı ülkelerin desteğini bile almıştır.” diye konuştu.

Küresel barışın ancak ve ancak uluslararası kurallara riayet etmekle mümkün olacağını ve hiçbir ülkeye ayrıcalık tanınmaması gerektiğini vurgulayan Pezeşkiyan, Uluslararası Barış ve Güven Forumu’nu “uluslararası güvenin güçlendirilmesi” yolunda atılan önemli bir adım olarak değerlendirdi.

Lübnan-İsrail müzakerelerinde birbirinden uzak talepler masada

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler ABD ve Avrupa’nın yoğun baskısı altında sürerken, taraflar masaya birbirinden uzak önceliklerle geliyor.

Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo’nun Lübnan ziyaretini tamamlamasının ardından İsrail ve Lübnan 3 Aralık’ta, “Mekanizma” olarak bilinen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin toplantılarına karşılıklı sivil temsilci gönderme kararı alarak, müzakere sürecini yeni bir aşamaya taşıdı.

ABD ve Avrupa’nın baskısıyla hız kazanan süreçte, Lübnan heyetine sivil temsilci olarak atanan Büyükelçi Simon Kerem’in yetkileri ile müzakerelerin gündemi tartışmaları da beraberinde getirdi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, görüşmelerde ülkenin egemenliğinden ödün verilmeyeceğini belirterek, Büyükelçi Kerem’e verilen görevin yalnızca “güvenlik müzakereleriyle” sınırlı olduğunu söyledi. Buna karşılık silahlarını teslim etmeyeceklerini açıklayan Hizbullah’ın Genel Sekreteri Naim Kasım, sivil temsilci kararının “hata ve İsrail lehine taviz” olduğunu savundu.

Taraflar masaya birbirinden uzak önceliklerle gelirken AA’ya konuşan uzmanlara göre İsrail, sınır hattını “ekonomik bölge” söylemi altında güvenlik gerekçeleriyle yeniden düzenlemeyi hedeflerken, Lübnan ise kalıcı ateşkes, saldırıların durması ve işgalin son bulmasını müzakerelerin merkezine koyuyor.

Uzmanlar, mevcut müzakere aşamasının her iki taraf için de “son derece karmaşık ve hassas” olduğunu vurgulayarak, siyaset ve ekonomi dosyalarının iç içe geçtiği bu süreçte, bölgesel dengelerin gelecekte varılabilecek herhangi bir anlaşmanın yönünü belirlemede kritik rol oynayacağını belirtiyor.

“İsrail ekonomik projelere zemin hazırlamaya çalışıyor”

Askeri uzman Naci Melaib, Lübnan açısından müzakere konuları arasında “esirlerin teslimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararı uyarınca İsrail güçlerinin işgal ettiği bölgelerden çekilmesi, İsrail’in saldırılarının tamamen durdurulması ve yeniden imar sürecinin başlatılmasının” yer aldığını söyledi.

Melaib, “İsrail, uyguladığı baskıların Lübnan’ı sivil-siyasi bir müzakere formatına ittiği yönündeki söylemini pazarlayarak, ileride gündeme getirmeyi planladığı ekonomik projelere zemin hazırlamaya çalışıyor.” dedi.

İsrail’in son yıllarda sınır hattı boyunca çok sayıda bina ve tesisi yıktığına dikkati çeken Melaib, bölgede Lübnanlı vakıflar ile Müslüman ve Hristiyan kurumlarına ait binlerce dönümlük arazi bulunduğunu belirtti.

Melaib, ortak bir ekonomik bölge kurulmasının gündeme gelmesi halinde bu mülkiyet yapısının, ilgili dini kurumların onayını gerektiren karmaşık prosedürleri beraberinde getireceğini ifade etti.

Farklı öncelikler

Araştırmacı gazeteci Tevfik Şuman ise “Lübnan ile İsrail’in hedefleri arasında büyük ve geniş farklar var. Bu nedenle Mekanizma komitesinin somut sonuçlara ulaşacağını sanmıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Beyrut’un amacının İsrail’in saldırılarını durdurması, işgal altında tuttuğu Lübnan topraklarından çekilmesi olduğunu dile getiren Şuman, Tel Aviv’in ise “Lübnan’ın güneyini güvenlik bölgelerine dönüştürmeyi ve Beyrut’la ilişkileri normalleştirmeyi hedeflediğini” kaydetti

Şuman, İsrail’in sınır hattında nüfustan arındırılmış bir bölge oluşturmak istediğine dikkati çekerek, “Amerikalıların ve İsraillilerin ‘ekonomik bölge’ diye tanımladığı alan da budur. Bu nedenle önümüzdeki dönemin karmaşık olacağı ve mevcut durumdan daha geniş bir askeri tırmanışa doğru gidildiği görülüyor.” dedi.

Mekanizma komitesinin İsrail’in saldırılarını frenleyebileceğine dair herhangi bir emarenin bulunmadığını vurgulayan Şuman, “Bu komitenin rolü, görünen o ki, İsrail’in Lübnan’la görüşmek istediği tüm başlıkların müzakereye açılması için bir kapı aralamaktır.” ifadesini kullandı.

ABD ve Avrupa baskısı

Gazeteci yazar Alan Serkis ise Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerin “ABD ve Avrupa’nın himayesi ve baskısı altında” yürütüldüğünü belirtti.

Büyükelçi Kerem’in görevlendirilmesiyle sürecin yeni bir aşamaya geçtiğini vurgulayan Serkis, Ateşkesi Denetleme Komitesi’ne sivil temsilci atanmasının “ABD ve İsrail baskılarına verilen bir yanıt” niteliği taşıdığı değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan ile İsrail arasında herhangi bir ekonomik ilişki veya barış sürecinin ise “bölgesel ve iç dinamiklerde yaşanacak değişime bağlı” olduğunu belirten Serkis, denklemin önemli parçası olan Hizbullah’a destek veren İran’ın ise “şu aşamada böyle bir süreci istemediğini” söyledi.

Serkis, “Hizbullah’ın, İran’ın talimatıyla askeri gücünü yeniden inşa ettiğini ve İsrail’in bunu kabul etmediğini” ifade etti.

Silahların devletin tekelinde toplanmasına ilişkin ise Litani Nehri’nin güneyinde bunun uygulanmasının “önemli ancak yeterli bir adım olmadığının” altını çizen Sarkis, İsrail ve ABD’nin Hizbullah’ın Lübnan’ın tamamında silahsızlandırılmasını istediğini anlattı.

Lübnan’da silahların devletin tekelinde toplanması gündemiyle 5 Ağustos’ta toplanan Bakanlar Kurulu, orduya “silahların yıl sonuna kadar toplanmasına dair bir plan hazırlama” görevi vermişti.

“Bir millet, iki devlet” sözüyle tarihe geçen lider: Haydar Aliyev

Azerbaycan’ın eski Cumhurbaşkanı ve ülke tarihinde “Umummilli Lider” ünvanıyla anılan Haydar Aliyev, vefatının 22. yılında saygı ve minnetle hatırlanıyor.

Sovyetler Birliği döneminde önemli görevler üstlenen Aliyev, bağımsızlığın ilk yıllarında büyük krizlerle yüzleşen Azerbaycan’ın yönetimine gelerek ülkeyi kaostan çıkaran isim oldu.

Hem Sovyet dönemi hem de bağımsızlık yıllarında bütün yaşamını devletine ve halkına adayan Aliyev, Azerbaycan toplumunun geniş kesimlerinin sevgisini kazandı. Bugün de onun hatırası, kendisine verilen “Umummilli Lider” ünvanıyla yaşatılıyor.

Aliyev’in 80 yıllık hayat yolculuğu, 10 Mayıs 1923’te Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde başladı. 1939’da Nahçıvan Pedagoji Teknik Okulu’ndan mezun olan Aliyev, daha sonra girdiği Azerbaycan Sanayi Enstitüsü Mimarlık Bölümü’ndeki eğitimini İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle tamamlayamadı.

1941-1944 yıllarında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti İçişleri Komiserliği Gizli Arşiv Dairesi Müdürü ve Nahçıvan Halk Komiserleri Konseyi Şube Müdürü olarak görev yapan Aliyev, gösterdiği başarılarla dikkati çekti ve 1944’te Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Devlet Güvenlik Komitesinde (KGB) göreve alındı.

KGB kariyerinde hızla yükselen Aliyev, 1967’de Azerbaycan KGB Başkanlığına getirildi ve kendisine tümgeneral rütbesi verildi. 1969’da Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri seçilen Aliyev, 1982’ye kadar bu görevle ülkeyi yönetti.

1982’de Moskova’ya davet edilerek SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu üyeliğine seçilen Aliyev, Sovyet yönetiminin en etkili 19 isminden biri haline geldi. Aynı yıl SSCB Bakanlar Konseyi Birinci Başkan Yardımcılığı görevine de atandı.

1987’de Sovyetler Birliği’nin lideri Mihail Gorbaçov’un yürüttüğü politikalara karşı çıkarak görevlerinden istifa eden Aliyev, 1990’da Azerbaycan’a döndü. SSCB’nin çöküş sürecindeki siyasi atmosferde ülkesine kayıtsız kalmayan Aliyev, aynı yıl hem Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti hem de Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti milletvekili seçildi.

Karabağ meselesinde Sovyet yönetiminin tutarsız tavrını protesto ederek 1991’de Komünist Partiden ayrılan Aliyev, aynı yıl Nahçıvan Yüksek Konseyi Başkanı oldu ve yasalar gereği Azerbaycan Yüksek Konseyi Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi.

Azerbaycan’ı istikrara taşıdı

Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettikten sonra da Nahçıvan’daki görevini sürdüren Aliyev, 21 Kasım 1992’de bugün iktidarda bulunan Yeni Azerbaycan Partisini kurdu. Ülkede iç savaş riskinin büyüdüğü günlerde halkın çağrısıyla Bakü’ye dönen Aliyev, 15 Haziran 1993’te Azerbaycan Yüksek Konseyi Başkanı seçildi.

3 Ekim 1993 seçimlerinde cumhurbaşkanı olan Aliyev, göreve gelir gelmez ülkeyi içine sürüklendiği ağır sorunlardan kurtarmak için yoğun çaba sarf etti. Ermenistan’ın saldırılarının sürdüğü ve toprak işgalinin devam ettiği bu kritik dönemde ilk olarak ordunun güçlendirilmesini öncelik haline getirdi.

Askeri teçhizatın yenilendiği Azerbaycan ordusu, Birinci Karabağ Savaşı’nda savunma hatlarını güçlendirerek Ermeni birliklerinin saldırılarını durdurmayı başardı. 4-5 Mayıs 1994’te Bişkek’te imzalanan protokolle taraflar arasında ateşkes sağlandı.

Ülkede darbe girişiminde bulunan grupların isyanlarını diplomatik hamlelerle bertaraf eden Aliyev, halk desteğiyle iç huzuru yeniden sağlayarak Azerbaycan’ın istikrar dönemine geçişini temin etti.

Ekonomik gelişimin temel taşlarını döşedi

Aliyev’in cumhurbaşkanlığı döneminin en önemli adımlarından biri, 7 ülkeden 11 şirketle birlikte Azeri-Çırak-Güneşli petrol sahasının işletilmesini ve petrolün dünya piyasalarına ulaştırılmasını öngören “Asrın Anlaşması”nı imzalaması oldu. Bu adım, ülkenin ekonomik kalkınmasının başlangıç noktası kabul ediliyor.

Ayrıca yapılan referandumla demokratik ilkelere uygun yeni anayasanın kabul edilmesi sağlandı ve Aliyev, Azerbaycan’da idam cezasını kaldırdı.

“Bir millet, iki devlet” mirası

Aliyev, özellikle Türkiye ile ilişkilerde stratejik ve kardeşlik temelli politikalar izledi. Onun meşhur “bir millet, iki devlet” sözü, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin ana ilkesi haline geldi. Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yakın dostluğu da iki ülke arasındaki bağların güçlenmesine önemli katkı sundu.

11 Ekim 1998 seçimlerinde yüzde 76,1 oy alarak yeniden cumhurbaşkanı seçilen Aliyev, 2003 seçimlerinde aday olmasına rağmen sağlık durumu nedeniyle yarıştan çekilerek adaylığını İlham Aliyev lehine bıraktı.

Haydar Aliyev, 12 Aralık 2003’te tedavi gördüğü ABD’de hayatını kaybetti ve 15 Aralık’ta Bakü’deki Fahri Hiyaban’da toprağa verildi.

Haydar Aliyev vefatının 22. yılında anılıyor

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva, Haydar Aliyev’in Fahri Hıyaban’daki kabri başında yapılan törene katıldı.

Azerbaycan Milli Marşı’nın çalındığı törende, Cumhurbaşkanı Aliyev, babası Aliyev’in mezarına çelenk bıraktı.

Resmi tören sonrası halkın ziyaretine açılan Aliyev’in kabrine gelen sevenleri, mezara çiçek bırakarak dua etti.

Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Birol Akgün, Büyükelçilik müşavir ve çalışanları, Türk kurum ve kuruluşların temsilcileri de Haydar Aliyev’in mezarını ziyaret etti.

KKTC Azerbaycan Temsilcisi Büyükelçi Ufuk Turganer de ziyarette yer aldı.

Akgün, ziyaret sonrasında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Haydar Aliyev’i rahmet ve minnetle andıklarını söyledi.

Haydar Aliyev’in, Azerbaycan’ın bağımsızlığının ilk dönemlerinde karşılaştığı pek çok sorunun çözümünde büyük rol oynadığını vurgulayan Akgün, “Bugünkü Azerbaycan, büyük ölçüde Haydar Aliyev’in eseridir. Türkiye ve Azerbaycan’ın tarihsel kardeşliğinin yeniden oluşturulmasında Haydar Aliyev’in büyük katkısı vardır. ‘Bir millet, iki devlet’ şiarını bize miras bırakan Haydar Aliyev’dir.” ifadesini kullandı.

Sovyetler Birliği döneminde 1969-1982’de Azerbaycan Komünist Parti Genel Sekreterliği, bağımsızlık kazanıldıktan sonra 1993-2003’te Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Haydar Aliyev, 12 Aralık 2003’te tedavi gördüğü ABD’de hayatını kaybetmişti.

Aliyev’in hatırası, halkın kendisine verdiği ulusal lider anlamındaki “Umummilli lider” unvanıyla yaşatılıyor.

Suriye’de Esed rejiminin insan hakkı ihlalleri somut delillerle ortaya konuldu

TİHEK’in kurduğu özel komisyon tarafından saha verileri, tanık anlatımları ve delillerle hazırlanan kapsamlı Suriye raporunda, Esed rejiminin sivilleri sistematik ve bilinçli biçimde hedef aldığı belirlendi.

TİHEK, Esed rejiminin devrilmesinin birinci yıl dönümü dolayısıyla rejim tarafından işlenen insan hakları ihlallerini görünür kılmak ve adalet arayışına katkı sunmak amacıyla hazırladığı raporu yayımladı.

Rapor, “Devrimin ardından Beşşar Esed ve rejim yetkililerinin işlediği ihlallerin uluslararası mekanizmalarca soruşturulmasının bir adalet gereği olduğu ve bu ihlallerin sistematik biçimde belgelenmesinin önem taşıdığı” gerekçesiyle TİHEK’in kurduğu özel komisyonca hazırlandı.

Komisyonun raporlama süreci kapsamında Gaziantep’te, Sivil Hukuk Derneği (Sednaya Hapishanesi’ndeki Tutuklular ve Kayıp Kişiler Derneği) yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirildi, mağdurların yaşadıkları ihlallere ilişkin tanıklıkları alındı.

Ayrıca Halep, İdlib, Şam, Humus ve Hama’ya yapılan saha ziyaretlerinde Sednaya ve Al-Balouna hapishanelerinde incelemelerde bulunuldu.

Heyet, 16 bin kişinin gömülü olduğu tahmin edilen Han Asel başta olmak üzere çeşitli toplu mezarları kayıt altına aldı, kentlerdeki yıkımı belgeledi. Zorla yerinden edilen siviller, bombardıman mağdurları, Doğu Guta’daki kimyasal saldırıya maruz kalanlar ve saldırı sırasında ilk müdahaleyi yapan kişilerle görüşerek ifadelerini topladı.

Sednaya Hapishanesi’nde uzun süre tutulan mağdurlarla birebir görüşen heyet, hapishane koşullarını yerinde inceleyerek insan hakları ihlallerine ilişkin delilleri tespit etti. Mağdur ifadeleri, Esed rejiminin uyguladığı insanlık dışı işkence yöntemlerini ayrıntılarıyla ortaya koydu.

Dört ana bölümden oluşan raporda, uluslararası raporlar, araştırmalar ve komisyon üyelerinin sahadan topladığı bilgi, belge ve görsellerle ihlallerin boyutu ortaya konuldu. Suriye’de vahşete tanıklık eden mağdurlarla yapılan görüşmelerin ayrıntılı tutanaklarına yer verildi.

“Evinde kalana varil bombası, dışarı çıkana da tarama yapıyorlardı”

Raporda, 2012 tarihli Suriye Anayasası ile ülkenin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların hiçe sayılarak sivillere ağır zararlar verildiği vurgulandı. Çatışmaların başlangıcından bu yana ortalama 600 bin kişinin hayatını kaybettiği, bu kayıpların yaklaşık 300 bininin sivil olduğunun belirtildi.

İç savaşın başladığı 2011’den rejimin sona erdiği 2024’e kadar yaşanan sivil ölümlerinin önemli bir bölümünün toplu katliamlar şeklinde gerçekleştiği aktarılan raporda, tanık ifadelerine göre rejimin muhaliflerin varlık gösterdiği bölgeleri “insansızlaştırmaya” dönük bir politika benimsediği ifade edildi.

Yerinde yapılan incelemeler ve alınan tanık ifadeleri, Esed rejiminin sivilleri hedef alan saldırılarda sıkça varil ve misket bombaları kullandığını, ayrıca kimyasal silahlara başvurduğunu ortaya koydu.

Han Şeyhun ve Doğu Guta’daki kimyasal saldırılar, şehirlerin harap edilmesi ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesi, raporda insan hakları ihlallerinin en somut örneği olarak gösterildi.

Azez kamplarında yaşayan C.A, rapordaki ifadesinde, üzerlerine uçak ve top atışlarıyla yoğun bombardıman başladığını, kış ortasında sadece üzerindeki kıyafetlerle evlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını belirtti.

Yaklaşık 180-190 sortilik hava saldırısına maruz kaldıklarını anlatan C.A, komşularının füze ve varil bombalarıyla hayatını kaybettiğini, göç sırasında helikopterlerin taramasının en büyük zorluk olduğunu belirterek, “Evinde kalana varil bombası, dışarı çıkana da tarama yapıyorlardı.” dedi.

Kimyasal silah kullanımına dair tüm kanıtları yok edilmeye çalışıldı

Han Şeyhun’daki kimyasal saldırının tanıklarından ve mağdurlarından avukat M.H. ise kentin devrim sürecinin başından bu yana birçok bombardıman ve katliama maruz kaldığını anlattı.

Kimyasal saldırıda 100’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, 500’den fazla kişinin yaralandığını söyleyen M.H, çoğu çocuk olan sivillerin sarin gazı nedeniyle boğularak öldüğünü, bazı ailelerin tamamen yok olduğunu kaydetti.

Raporda, tanıkların ifadelerinde varil bombalarının diğer yasaklı kimyasal silahların izlerini kaybettirmek amacıyla kullanıldığının da belirtildiği aktarıldı.

Suriye Sivil Savunması’nın Duma bölge sorumlusu olan, kimyasal silah kullanımına dair kanıtların toplanmasında ve yetkili makamlara ulaştırtılmasında aktif rol alan A.Z, bölgeye yapılan saldırıların yaralıların sahra hastanelerine ulaşmasını ve sivil savunma ekiplerinin müdahalesini engellemeyi amaçladığını belirterek, “Kimyasal silah kullanıldığına dair tüm kanıtları yok etmek için mahalle ateşe veriliyor, tamamen dümdüz ediliyordu.” ifadelerine yer verdi.

“Bu zulüm tarihte eşi benzeri görülmemiş bir sistemdi”

Raporun en dikkat çeken bölümlerinden biri, rejimin işkence merkezi olarak kullandığı Sednaya Hapishanesi ve çeşitli güvenlik şubelerinde uzun süre tutulan mağdurların, maruz kaldıkları işkence yöntemlerini ayrıntılarıyla aktardıkları bölümü oluşturdu.

Özgür Suriye Ordusuna bilgi sızdırdığı iddiasıyla gözaltına alınan H.M, ifadesinde ilk üç ay boyunca yoğun işkence gördüğünü, Suriye kanunları gereği güvenlik şubesinde 90 günden fazla tutulamayacağı için her 90 günde bir yeniden “giriş” işlemi yapılarak süresinin uzatıldığını belirtti.

Reşit olmadığı dönemde tutuklanan ve 24 yıldan fazla hapiste kalan M.A. ise kendisiyle birlikte gözaltına alınan 43 kişiden 36’sının idam edildiğini söyledi.

Dosyalarda suçlama bulunduğunda mahkemelerin sorgu bile yapmadan ceza verdiğini belirten M.A, “Bazı mahkumlar işkence altında sahte itiraflarda bulunurdu. Birine ‘Falancayı öldürdün mü?’ diye sorulur, işkenceye dayanamadığı için suçu kabul ederdi. Sadece bir rüya gördüğü için idam edilen insanlar oldu. Bu zulüm tarihte eşi benzeri görülmemiş bir sistemdi.” dedi.

Raporda yaygın işkence türleri, bileklerden asma, eller ve ayaklar bağlanarak dövme, araba lastiği içinde işkence, işkence sandalyesi, makat işkencesi ve elektrik verme olarak sıralandı.

Elektrik kablolarıyla defalarca dövüldüğünü anlatan A.A, “Yaklaşık 350 kere kabloyla vuruldum. Araba lastiğiyle işkence neredeyse her gün yapılıyordu. Asıl ağır işkenceler, güvenlik şubelerinde, kontrolün olmadığı yeraltı işkence merkezlerinde gerçekleşiyordu. Elektrik, sandalye, bileklerden kelepçelenerek asılma, suda boğma ve işkenceler yüzünden ölümler çok aşırıydı. Bulunduğum şubede günde 7-8 kişi ölürdü.” ifadelerini kullandı.

“Cesetler tuz odasında çürümeye bırakılıyordu”

Sednaya Hapishanesi’nde, orada uzun yıllar tutulmuş iki eski tutuklunun refakatiyle yapılan incelemede, idam alanlarında mahkumların birbirlerinin idamına tanıklık etmeye zorlandığı vurgulandı.

Sednaya tutuklusu A.A. raporda yer alan ifadesinde, “İlk iki katta her gün üç-dört kişi idam edilirdi. Her gece zincir seslerini duyardık. İdamlar genelde 22.00-23.00 saatleri arasında olurdu. İple asma yaygındı. Damardan ilaç verilerek idam edilenlere de şahit olmuştuk.” dedi.

“Filistin Şubesi” olarak bilinen merkezde tutulan H.M. ise rapordaki ifadesinde, “Bulunduğumuz yerde ‘tuz odası’ denilen bir bölüm vardı. Cesetler burada tutuluyordu. Toplu mezar yeri olmadığı için cesetler doğal çürümeye bırakılıyordu.” bilgisini verdi.

Mahkumlar karanlık hücrelerde çıplak halde tutuluyordu

Sednaya Hapishanesi’nde işkence görmüş eski mahkumlardan İ.H.L. ile işkencelerin yaşandığı hapishanede röportaj yapıldı.

Hapishaneye girişten itibaren yoğun şiddete maruz kaldıklarını anlatan İ.H.L, 19 kişinin dar ve karanlık bir hücrede tamamen çıplak tutulduğunu, günde bir kez verilen yemeğin kahve fincanı kadar bulgur ve çeyrek ekmekten ibaret olduğunu söyledi.

İ.H.L, yaklaşık iki yıl boyunca güneş görmeden kaldığını, sadece bir kere avluya çıkarıldığında “beş dakika güneş yüzü gördüğünü” aktardı.

Hapishanenin tamamen işkence amacıyla tasarlandığını vurgulayan İ.H.L, en ufak sesin bile ağır dayakla cezalandırıldığını, namaz kılmanın bile ölüm sebebi olduğunu, hastalık ve yaralara hiçbir müdahale yapılmadığını, ölenlerin cesetlerinin sessizce hücrelerden çıkarıldığını kaydetti.

İ.H.L, kendisiyle aynı dönemde tutuklananların büyük bölümünün hayatını kaybettiğini, yalnızca 3 kişinin hayatta kaldığını ifade etti.

“Amaç delilleri tamamen yok etmekti”

Şam’daki Duma Mezarlığı’nda heyete bilgi veren A.Z’nin raporda yer alan ifadeleri de dikkat çekti.

A.Z, rejimin bölgeyi ele geçirdikten sonra mezarları kazdığını ve naaşları çıkararak bilinmeyen bir yere götürdüğünü belirterek, şunları aktardı:

“Suriye rejimi biz şehirden çıktıktan sonra geldi. Tüm kimyasal kurbanlarının ve diğer şehitlerin naaşları mezarlardan çıkarılıp bilinmeyen bir yere götürüldü. O naaşların nerede olduğunu bilmiyoruz. Amaç belliydi, soruşturma ekiplerinin ‘Bu insanlar zehirli gazdan öldü’ sonucuna varmasını sağlayacak her izi silmek, delilleri tamamen yok etmek.”

Raporda, Orta Doğu’nun en ağır insan hakları ihlallerini gerçekleştiren rejimlerinden biri olan Esed yönetiminin, 2011-2024 döneminde muhalefeti bastırmak ve ortadan kaldırmak için sistematik ve yaygın ihlallerde bulunduğu, ihlalleri gizlemeye çalıştığı vurgulandı.

Bu süreçte kimyasal silah kullanımı, zorla kaybetmeler, işkence, yargısız infazlar, toplu gömüler ve yerleşim alanlarının bilinçli olarak hedef alınması gibi ağır suçların işlendiği, tespit edilen fiillerin savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı raporda delilleriyle ortaya konuldu.

Raporda, sorumluların uluslararası ve ulusal mekanizmalar yoluyla hesap vermesi gerektiği ifade edildi.

BM üyesi ülkelere ve Suriye yönetimine öneriler

Raporda, BM üyesi devletlere yönelik önerilerde, rejimin işlediği suçların faillerinin adalete teslim edilmesi, evrensel yargı yetkisine sahip ülkelerde adli süreçlerin başlatılması, BM ve OPCW tarafından doğrulanan kimyasal saldırıların sorumlularının soruşturulup kovuşturulması yer aldı.

Ayrıca Suriye’de yeniden inşa sürecinin hızlandırılması için uluslararası ambargoların ve yaptırımların kaldırılması, yeterli maddi kaynağın sağlanması, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti vakalarına ilişkin soruşturmaların bağımsız, tarafsız ve hızlı biçimde yürütülmesi gerektiği belirtildi.

Suriye yönetimine yönelik öneriler arasında ise ihlallere ilişkin delillerin toplanması ve korunması konusunda işbirliği yapılması, delil karartma ve imhasını önleyecek mekanizmaların işletilmesi, toplu mezarlar dahil kayıp kişilerin kimliklendirilmesine yönelik çalışmaların başlatılması, kayıplara dair kapsamlı bir veri tabanı oluşturulması ve mağdurların fiziksel-psikolojik rehabilitasyonu için bölgesel merkezler kurulması yer aldı.

ABD, “Pax Silica” girişimini duyurdu

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 5 ülkeyle kritik mineraller, enerji ve yapay zeka altyapısı gibi alanları kapsayan “silikon tedarik zinciri” oluşturulmasına yönelik “Pax Silica” adlı işbirliği girişimini duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ABD’nin öncülüğünde Japonya, İsrail, Avustralya, Singapur, Güney Kore’nin katılımıyla oluşturulan ve “Pax Silica” olarak tanımlanan işbirliğinin detaylarına yer verildi.

Açıklamada, Pax Silica girişiminin bu ülkeler arasında kritik mineraller, enerji, yapay zeka altyapısı, lojistik, ileri imalat ve yarı iletkenler alanlarında işbirliğini hedefleyen “silikon tedarik zinciri” oluşturmayı öngördüğü bildirildi.

Pax Silica girişiminin, ortaklarla birlikte “yapay zeka destekli bir refah çağına zemin hazırlayacak kalıcı ekonomik düzen” kurmayı hedeflediği kaydedildi.

Başkent Washington’da gün içinde düzenlenmesi planlanan zirvede bir araya gelecek temsilcilerin, “Pax Silica Bildirisi”ni imzalamasıyla girişimin resmen başlatılacağı belirtiliyor.

En fazla yağış Yenierenköy’e düştü

Meteoroloji Dairesi, son 24 saatte en fazla yağışın metrekareye 33 kilogram ile Yenierenköy’de kaydedildiğini açıkladı.

Meteoroloji Dairesi, dün sabah 08.00 ile bu sabah 08.00 saatleri arasında gerçekleşen yağışların yörelere göre dağılımını açıkladı.

Buna göre yağışların dağılımı şöyle:

“Yenierenköy 33 kg/m², Sipahi 27 kg/m², Dipkarpaz 26 kg/m², Zafer Burnu 19 kg/m², Tatlısu 10 kg/m², Karaoğlanoğlu 8 kg/m², Çamlıbel 6 kg/m² ve Akdeniz, Mallıdağ ile Lapta 5 kg/m².”

Yağış alan diğer yörelerde ise 0,1 ile 4 kg arasında yağış kaydedildi.

Tatar: “Habersiz Çekilen Görüntüler İçin Türkiye’de Yasal Süreç Başlatıyorum”

KKTC’nin 5’inci Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’ye ait görüntülerin 2023 yılında, Tatar’ın Türkiye’nin Sakarya iline gerçekleştirdiği bir ziyarette çekildiği öğrenildi.

Söz konusu görüntülerin Tatar’ın bilgisi ve izni dışında kayda alınarak medyaya servis edilmesi üzerine, Tatar hukuki adım atmaya hazırlanıyor.

Ersin Tatar yaptığı açıklamada, kendisinden habersiz çekilen ve sosyal medyada paylaşılan görüntülerle ilgili Türkiye’de yasal süreç başlatacağını ifade etti.

Venezuela’nın arzına yönelik endişeler petrol fiyatlarını yükseltti

Petrol fiyatları Venezuela kaynaklı tedarik riskleriyle sabah saatlerinde yükselse de Brent ve WTI haftalık bazda yüzde 3’ün üzerinde kayıpta; piyasanın odağında Rusya-Ukrayna barış görüşmeleri ve küresel arz fazlası bulunuyor.

Venezuela kaynaklı tedarik riskleri bu sabah petrol fiyatlarını yükseltse de Brent ve Batı Teksas petrolleri haftalık bazda yüzde 3’ün üzerinde kayıpta. Piyasa, Rusya-Ukrayna barış görüşmeleri ve küresel arz fazlasına ilişkin veriler nedeniyle temkinli.

Brent petrol bu sabah %0.70 artışla varil başına 61,71 dolara, Batı Teksas ham petrolü ise %0.75 artışla 58,03 dolara ulaştı. Her iki referans petrol türü de perşembe günü yaklaşık %1,5 değer kaybetmişti.

ABD’nin bu hafta bir tankere el koymasının ardından, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya baskıyı artırmak amacıyla daha fazla Venezuela petrolü taşıyan gemiye müdahale etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu hamle, arz kesintisi endişelerini körükledi.

Nissan Securities yatırım stratejisti Hiroyuki Kikukawa, “Rusya-Ukrayna barış anlaşması umutlarıyla arz baskılarının hafifleyeceği beklentisiyle satışların ardından, ABD’nin Venezuela tankerine el koymasının kayıpları azaltmak için alımı tetiklediğini” belirtti. Kikukawa, barış görüşmelerinin önümüzdeki haftalarda ana odak olmaya devam edeceğini, samimi bir anlaşma sağlanırsa WTI’nın 55 dolar seviyesini test edebileceğini ifade etti.

Bu hafta her iki kontrat da %3’ten fazla değer kaybetti. ANZ Research analistleri, bu düşüşleri riskten kaçınma eğilimi ve petrol piyasasına dair sönük görünüme bağladı.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son raporuna göre, küresel petrol arzının talebi günde 3.84 milyon varil aşacağı tahmin ediliyor. Bu, kasım ayındaki 4.09 milyon varillik fazlalık tahmininden daha düşük bir seviye. Ancak OPEC verileri, 2026’da arz ve talebin birbirine yakın seyredeceğini öngörüyor.

Öte yandan, Ukrayna güvenlik servisinden bir yetkili, Ukrayna insansız hava araçlarının Hazar Denizi’ndeki bir petrol platformuna ilk kez saldırdığını ve Lukoil’e ait tesisteki üretimi durdurduğunu açıkladı.

Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek’in evinden ziynet eşyaları çalındı

Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek’in evinde bulunan ziynet eşyalarının kaybolduğu iddia edildi. Bakanın şikâyetçi olduğu olayla ilgili polis soruşturma başlattı.

Kıbrıs Gerçek’in haberine göre, Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek, dün yaşanan şok bir olayla sarsıldı. Edinilen ilk bilgilere göre, Bakan Dinçyürek’in evinde bulunan ziynet eşyalarının çalındığı tespit edildi. Olayın, Bakan’ın kendi personeli ile bağlantılı olduğu öne sürülüyor.

ŞÜPHE EVDE ÇALIŞAN PERSONEL ÜZERİNDE

Evde yapılan kontrol sırasında ziynet eşyalarının yerinde olmadığı fark edildi. Bunun üzerine durum derhal polis birimlerine bildirildi. İlk değerlendirmelerde şüphenin, Bakan Dinçyürek’in çalışanı üzerinde yoğunlaştığı ifade ediliyor.

POLİS SORUŞTURMA BAŞLATTI

Olayın polise intikal etmesinin ardından geniş çaplı soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Soruşturmanın çok yönlü yürütüldüğünü belirtti. Şu aşamada herhangi bir tutuklama olup olmadığına dair resmi bir açıklama yapılmadı.

Hafta sonu hava nasıl olacak?

Meteoroloji Dairesi, hafta sonu yağış beklenmediğini, pazartesi günü ise yer yer sağanak yağmur görüleceğini açıkladı.

Meteoroloji Dairesi’nin 11–17 Aralık tarihlerini kapsayan haftalık hava tahmin raporuna göre, bölge periyodun ilk gününde alçak basınç sistemi ve buna bağlı cephe sisteminin, diğer günlerde ise soğuk ve nemli hava kütlesinin etkisi altında kalacak.

Rapora göre, en yüksek hava sıcaklığının iç kesimler ile sahillerde 17–20 derece dolaylarında seyretmesi bekleniyor.

Hafta genelinde havanın az bulutlu geçmesi öngörülürken, pazartesi günü ise parçalı ve çok bulutlu, yer yer sağanak veya gök gürültülü sağanak yağmurlu olacak.

Rüzgâr ise, genellikle kuzey ve doğu yönlerden orta kuvvette, pazartesi ve salı günleri ise zaman zaman kuvvetli esecek.

12 Aralık 2025 Döviz Kurları

Dolar ve Euro son bir ayın en yüksek seviyesine ulaşarak rekor tazeledi.

Buna göre, serbest piyasada Amerikan Doları 42,69 TL, Euro 50,15 TL, İngiliz Sterlini ise 57,21 TL’den işlem görüyor.

Saat 08.09 itibarıyla Amerikan Doları’nın alış fiyatı 42,69 TL, satış fiyatı 42,70 TL.

Euro’nun alış fiyatı 50,12 TL, satış fiyatı 50,19 TL, İngiliz Sterlini ise 57,18 TL’den alınıp 57,24 TL’den satılıyor.

Türkiye Savunma Bakanı Güler: Kıbrıs’ta eşit egemen iki devletli çözümü savunuyoruz

Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, TBMM Genel Kurulu’nda bütçe görüşmeleri sırasında bakanlık çalışmalarını anlattı.

Yaşar Güler, “ Mavi ve Gök Vatanımız’daki hak ve menfaatlerimizin korunması için de gerekli tüm adımları kararlılıkla atıyor, bu bağlamda Ege ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimizi millî çıkarlarımız doğrultusunda sürdürüyoruz. Komşumuz Yunanistan’la aramızdaki meselelerin iyi komşuluk temelinde uluslararası hukuk ve hakkaniyet çerçevesinde çözülmesini ve mevcut olumlu diyalog ortamının geliştirilmesini samimiyetle arzu ediyoruz”
Dedi

Yaşar Güler şöyle devam etti:

Ancak altını çizmek isterim ki diplomasi ve iyi niyet kapısını açık tutarken bölgede tek taraflı oldubittiler oluşturma gayretlerine ve ülkemizin hak ve menfaatlerini yok sayan girişimlere hiçbir şekilde müsamaha göstermiyoruz, göstermeyeceğiz.

Kıbrıs’ta da eşit, egemen ve iki devletli, kalıcı bir çözümü savunuyor, Kıbrıslı soydaşlarımızın haklarını görmezden gelen hiçbir anlaşma ve girişimi kabul etmiyoruz. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin siyasi etkinliğini artırma ve dış desteklerle askerî kapasitesini geliştirme adımlarını da yakından takip ediyor, millî güvenliğimiz açısından değerlendirerek gerekli tedbirleri alıyoruz.

Şu bir gerçek ki Türkiye hem uluslararası hukuktan doğan garantörlük hakları hem de tarihî sorumlulukları gereği Kıbrıs Türkü’nün güvenliğini, egemenliğini ve meşru çıkarlarını koruma azim ve kararlılığındadır.

Dinçyürek: 2027’de Yenilenmiş ve Yeni Hastaneyle Daha Güçlü Bir Sağlık Sistemi

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 18 milyar 407 milyon 131 bin TL olan Sağlık Bakanlığı bütçesini onayladı.

Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek, bütçe üzerine konuşma yapan milletvekillerine; görüş, eleştiri ve önerileri için teşekkür etti. Dinçyürek, tümünü can kulağıyla dinlediğini belirterek, göreve gelir gelmez hastanelerle ilgili hedefler ortaya koyduklarını belirterek, örnek olarak yeni Lefkoşa Hastanesini gösterdi.

Dinçyürek, bunun yıllarca tartışıldığını, ancak temelinin 20 Temmuz’da atıldığını, ilk olarak 300 yataklı kısmının temelinin atıldığını, ikinci binanın da buna bağlantılı şekilde yapılacağını, üçüncü adımında da atılacak şekilde planlandığını anlattı.

Mevcut Lefkoşa Devlet Hastanesinin de terk edilmediğini, gerekli güçlendirme çalışmalarının yapılacağını ifade eden Dinçyürek, sıkıntılar olduğunu ancak testler netleşmeden doğru adımları atamayacaklarını kaydetti.

Dinçyürek, yeni hastanenin hedefinin, 2026 yılı sonunda karkasın bitmesi, 2027 yılı sonunda da 320 yataklı ilk kısmının bitmesi olduğunu işaret ederek, 2027 yılı sonunda Burhan Nalbantoğlu Hastanesinin yenilenmiş, hem de yeni binası bitmiş hastaneye sahip olacaklarını anlattı.

Yatak kapasitesinin de artacağını ifade eden Dinçyürek, mevcutların değişmeyeceğini, yeni hastane ile de kapasitenin artırılacağını kaydetti.

Dinçyürek, birçok branşta insan kaynağına sahip olduklarını, eksik alanlarda da sıkıntılar varsa çözebilecek kapasitede olduklarını belirterek, ilçelerde sağlık alanında atılan temellere işaret etti, sağlık alanında bunun tarih olduğunu, binaların tamamlanmasıyla da sıranın cihazlara geldiğini anlattı.

İlçelerde her branşta planlamalar yaptıklarını anlatan Dinçyürek, insan kaynaklarını verimli kullanmak için gerekli adımları attıklarını kaydetti.

Dinçyürek, hizmet içi eğitimlere önem verdiklerini, hastanelerde, vatandaşa daha etkin hizmet vermek için branşlarda gereken sayıya ulaşmak için takviye aldıklarını, hekimlikte güçlü olduklarını anlattı.

Temeli atılan Pamuklu Devlet Hastanesinin 450 takvim gününde bitmesinin hedeflendiğini, Girne Hastanesinde adım adım bitirmek, içindeki temel büyük cihazları koymak ve diğer cihazların karşılanması, insan kaynakları, yeni münhaller, hemşire alımı yapacaklarını anlatan Dinçyürek, mevcut kapasitede bile hemşire açığı olduğunu, yeni açılacaklara da olacağını ve bunları gidermek için çalıştıklarını kaydetti. Dinçyürek, her çıkan hemşirenin bir kayıp olduğunu vurgulayarak, yeni gelenlerin eskilerin yerini alması için belli bir tecrübe süresi olduğunu anlattı.

Güzelyurt Hastanesinde 27 Ocak teslim tarihi olduğunu, bu teslim olmazsa yasaları uygulayacaklarını ifade eden Dinçyürek, arzularının binayı teslim almak olduğunu, cihazlar için de ihaleye çıkacaklarını kaydetti.

Maraş, Erenköy sağlık ocaklarındaki çalışmalara da değinen Dinçyürek, halka, kendi yerinde kaliteli sağlık hizmeti vermeyi hedeflediklerini, tüm bu adımları bu şekilde attıklarını belirtti.

Dinçyürek, kalite yönetimiyle ilgili çalışmaları başlattıklarını, devam edeceklerini, hastane afet planları hazırlayacaklarını, 5 üniversite ile çalışma yaptıklarını, personele yönelik empati ve iletişim becerileri eğitimini başlattıklarını, kanser kayıtları, aşı takip sistemi, ilaç, yeni araçları sağlık hizmetine sunduklarını, sigara, gıda denetimlerinin sürekli yapıldığını kaydetti, hasta sevkleriyle ilgili hedefleri anlattı.

Pet çekimiyle ilgili bu yıl alım yapmayı hedeflediklerini, yoğun bakım kapasite artırmaya devam edeceklerini, tümü üzerinde çalışma yaptıklarını, sevklerle ilgili gerekli tüm denetimlerin ciddi şekilde yapıldığını belirten Dinçyürek, bu konuda paket fiyat getireceklerini, daha etkin denetim yapılacağını kaydetti.

Dinçyürek, genetik testlerle ilgili laboratuvarlara yetki vermediklerini, bildiği kadar Yakın Doğu Hastanesi dışında yapılmadığını, yapılıyorsa kendilerine ihbar edilmesini istedi. Dinçyürek, Sivrisinekle ilgili mücadele konusunda da haritalama yapıldığını kaydetti.

Konuşmaların ardından bütçe onaylandı.

Meclis Başkanı Ziya Öztürkler, yarın saat 10.00’da genel kurulun toplanacağını ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Polis Genel Müdürlüğü, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı bütçelerinin görüşüleceğini kaydetti.

İSTATİSTİK KURUMU, BEYARMUDU’NDA ADRES GÜNCELLEME ÇALIŞMALARINA YARIN BAŞLIYOR

Başbakanlığa bağlı KKTC İstatistik Kurumu, Hanehalkı Bütçe Anketi hazırlık çalışmaları kapsamında, Beyarmudu Belediyesi sınırları içinde adres güncelleme çalışması yapacak.

Kurumdan yapılan açıklamaya göre, Beyarmudu, Çayönü, Güvercinlik, İncirli, Köprülü ve Türkmenköy köylerini kapsayacak adres güncellemeleri yarın başlayacak.

Hüseyin Amcaoğlu: Kentimizi En Kısa Sürede Normale Döndürmek İçin Sahadayız

Gönyeli–Alayköy Belediye Başkanı Hüseyin Amcaoğlu, şiddetli yağışların ardından bölgede yürütülen çalışmalarla ilgili açıklama yaptı. Amcaoğlu, yağışların önemli ölçüde azalmasıyla birlikte derelerden gelen su akışının durduğunu belirterek, belediye ekiplerinin vakit kaybetmeden temizlik ve toparlanma çalışmalarına başladığını söyledi.

“Bir An Bile Durmadan Çalışıyoruz”
Kent genelinde yoğun bir temizlik çalışması yürütüldüğünü ifade eden Amcaoğlu, kapanan yolların açıldığını ve taşkın nedeniyle zarar gören geçişlerde onarım ile düzenleme çalışmalarının hızla ilerlediğini aktardı.

Hasar Tespit Çalışmaları Başladı
Lefkoşa Kaymakamlığı ekiplerinin, Gönyeli–Alayköy Belediyesi sınırları içinde selden etkilenen tüm bölgelerde hasar tespit çalışmalarına başladığını belirten Amcaoğlu, belediye ekiplerinin de sahada Kaymakamlık görevlilerine eşlik ederek sürecin sağlıklı ve hızlı ilerlemesine katkı sağladığını ifade etti.

“Tüm İmkânlarımızı Seferber Ettik”
Belediye olarak sahada olduklarını ve kenti en kısa sürede normale döndürmek için tüm imkânları seferber ettiklerini vurgulayan Amcaoğlu, en büyük teşekkürü özveriyle çalışan belediye personeline yaptığını söyledi.

“Bu Kentin En Büyük Gücü Emekçilerimizdir”
Yağmur altında gece gündüz çalışan ekiplere teşekkür eden Amcaoğlu, gösterdikleri kararlılığın kentin en büyük gücü olduğunu ifade ederek, “Birlikte dayanacağız, birlikte güçleneceğiz” dedi.

Bütçe görüşmeleri devam ediyor

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 2026 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı’nı görüşmek üzere toplandı.

Meclis Başkanı Ziya Öztürkler başkanlığındaki toplantı saat 14.05’te başladı.

Genel Kurul’da bugün 43 milyon 171 bin TL’lik Yüksek Yönetim Denetçisi (Ombudsman), 1 milyar 285 milyon 717 bin TL’lik Mahkemeler ve 18 milyar 407 milyon 131 bin TL’lik Sağlık Bakanlığı bütçeleri görüşülecek.

Duran: “Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki bağlar sarsılmazdır”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, YİK toplantısında Kıbrıs meselesinin ele alındığını ve Türkiye–KKTC bağının “sarsılmaz” olduğunu vurguladı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleşen Yüksek İstişare Kurulu Toplantısında, Kıbrıs meselesinin ayrıntılı şekilde ele alındığını açıkladı. Duran, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki bağın “sarsılmaz” olduğunun altını çizdi.

Duran tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıda Kıbrıs’taki son durum, bölgesel gelişmeler ve aile kurumunun korunmasına yönelik politikaların değerlendirildiği belirtildi.

Toplantıda, KKTC’nin enerji, su, sağlık ve savunma alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiği ve Türkiye’nin her koşulda Kıbrıs Türkü’nün yanında duracağı vurgulandı. Duran, “Türkiye, Kıbrıs Türkü’nü asla yalnız bırakmayacak.” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, gençleri ve aile bireylerini sanal kumar, bahis ve bağımlılık gibi tehditlerden korumaya yönelik çalışmaların da toplantının gündem maddeleri arasında olduğu aktarıldı.

Toplantıya; İsmail Kahraman, Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, Köksal Toptan, İsmet Yılmaz, Binali Yıldırım, Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan katıldı.

Gazze’de yüzlerce çadır yoğun yağış nedeniyle sular altında kaldı

Gazze Şeridi’nde iki gündür devam eden şiddetli yağış nedeniyle yerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadığı yüzlerce çadır sular altında kaldı.

Gazze’deki Sivil Savunma Müdürlüğünden konuya ilişkin yapılan açıklamada, şiddetli yağışın özellikle Gazze Şeridi’nin güneyinde etkili olduğu belirtildi.

Çadırları sular altında kalan yüzlerce Filistinli ailenin tahliye edildiği aktarılan açıklamada, yağışların devam etmesi durumunda tahliyelerin artacağı kaydedildi.

Açıklamada, yerinden edilen aileler için geçici barınak bulunmaması durumunda insani koşulların daha da kötüleşeceği uyarısı yapıldı.

Töre: “Meclisimizde Rum avukatlığı yapanlar var”

UBP Lefkoşa Milletvekili Zorlu Töre, MediaTürk TV’nin konuğu oldu

UBP Lefkoşa Milletvekili Zorlu Töre, Azerbaycan MediaTürk TV ekranlarında yayımlanan Serdar Şengül’ün sunduğu “Net Bakış 360°” programında Azerbaycan–KKTC ilişkilerini ve güncel siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

Töre, Meclis Başkanlığı döneminde Azerbaycan–KKTC Parlamentolararası Dostluk Grubu’nun kurulduğunu hatırlatarak, bu adımın Azerbaycan’da büyük yankı uyandırdığını söyledi. Azerbaycan’ın KKTC’ye yönelik tutumunu cesur ve tarihi bir yaklaşım olarak nitelendiren Töre, şu ifadeleri kullandı:

“Azerbaycan devleti, Türkiye’den sonra Kıbrıs’ın büyük abisidir. Bizim inancımız tamdır; Azerbaycan’ın attığı cesaretli adım aslında bir tanınma adımıdır. Bunun resmileşmesi çok uzak değildir.”

Töre, Azerbaycan’ın KKTC ile ilişkilerinde attığı adımların Türk Dünyası için yeni bir dönemin işaret fişeği olduğunu belirterek, diğer Türk Devletlerinin de bu yönde adım atması gerektiğini vurguladı.

“Meclisimizde Rum avukatlığı yapanlar var”

Zorlu Töre, KKTC Meclisi’ndeki bütçe görüşmelerine de değinerek muhalefet milletvekillerinin bazı açıklamalarının KKTC’nin öz saygınlığına ve milli duruşuna zarar verdiğini ifade etti.

Töre,
“Meclisimizde açıkça Rum’un avukatlığını yapanlar var. Bu söylemler devletimizin görünümüne ve milli duruşumuza zarar veriyor.”
diyerek tepkisini dile getirdi.

Bitcoin çiftlikleri yapay zeka fabrikalarına dönüşüyor

ABD’de dev Bitcoin madencilik tesisleri hızla dönüşüyor. 2024’te Teksas’ın Corsicana kentinde inşa edilmeye başlanan ve dünyanın en büyük Bitcoin madencilik tesisi olarak tasarlanan yapı, yalnızca bir buçuk yıl sonra bambaşka bir amaca hizmet etmeye hazırlanıyor.

Tesisin üçte ikisi, yüksek enerji kapasitesi ve altyapısı sayesinde artık yapay zekâ (AI) ve yüksek performanslı hesaplama (HPC) faaliyetleri için kullanılacak. Böylece bir zamanlar Bitcoin’in “tapınağı” olarak görülen tesis, bir AI fabrikasına dönüşmüş olacak.

Bu dönüşüm tek bir şirketle sınırlı değil. Son 18 ayda Bitfarms, Core Scientific, Riot, IREN, TeraWulf, CleanSpark, Bit Digital, MARA Holdings ve Cipher Mining gibi en az dokuz halka açık Bitcoin madencilik şirketi, faaliyetlerinin tamamını ya da önemli bir bölümünü yapay zekâ hizmetlerine kaydıracağını duyurdu.

Nedeni basit: AI sektörünün devasa veri merkezlerine ve çok yüksek enerji tüketimini kaldırabilecek altyapıya ihtiyacı var. Bitcoin madencilerinin yıllardır inşa ettiği tesisler ise bunun için biçilmiş kaftan.

Crucible Capital’den Meltem Demirors, “Bitcoin madenciliği modern veri merkezleri için modeli oluşturdu” diyor. Şirketlerin, yatırım maliyetlerinin AI alanına kaymaları hâlinde çok daha düşük olduğunu fark ettiğini belirten Demirors, “Tesisi zaten kurdular, madencilik makinelerini çıkarıp yerine kiracının getirdiği GPU’ları koyuyorlar” ifadelerini kullanıyor.

Bitcoin madenciliğinde gelir, karmaşık bir matematiksel bulmacayı çözen ilk şirket olmaya bağlı. Ancak rekabet yıllar içinde katlanarak arttı; aynı ödülü kazanmak için çok daha fazla hesaplama gücü gerekiyor.

2024’te gerçekleşen halving ile blok ödülünün yarıya düşmesi, kârlılığı daha da azalttı. Üstelik Bitcoin fiyatındaki gerileme —2025 zirvesine göre yüzde 30 düşüşle yaklaşık 85 bin dolar civarında seyretmesi— madencilik gelirlerini baskılıyor.

BlockSpaceForce’tan Charles Chong durumu şöyle özetliyor: “Eğer bugün bir Bitcoin madencilik makinesi alırsam, parasını geri kazanıp kazanamayacağımı bile bilmiyorum.”

CoinShares’in analizine göre, kasım ortasında yalnızca az sayıda büyük madencilik şirketi kârlı kalabilmiş durumda. Buna karşılık yapay zekâ sektörü, çok daha yüksek kâr marjları ve büyük teknoloji şirketleriyle yapılan uzun vadeli sözleşmeler sayesinde öngörülebilir gelir sunuyor. Bu nedenle Bitcoin madencilik şirketleri, son aylarda toplam değeri 43 milyar doları aşan AI ve HPC sözleşmeleri imzaladı.

Bitfarms CEO’su Ben Gagnon, Bitcoin madenciliğinin hâlâ kârlı olduğunu savunuyor ancak HPC’nin “birim enerji başına çok daha büyük değer yarattığını ve bunu yıllarca öngörülebilir şekilde sağladığını” vurguluyor. Bu nedenle şirket, madencilik cihazlarına yeni yatırım yapmayı artık mantıklı bulmuyor.

Kripto madenciliğinden yapay zekâya doğru yaşanan bu hızlı dönüşüm, sektörün geleceğine dair önemli bir işaret veriyor: Yüksek enerji tüketebilen büyük tesisler için asıl kârlı alan artık madencilik değil, yapay zekâ.

Barrack’tan, Türkiye’nin Gazze’deki uluslararası güce dahil olması önerisi

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Türkiye’nin Gazze Şeridi’nde görevlendirilmesi planlanan uluslararası güce dahil edilmesi önerisinde bulundu.

İsrailli gazeteci Amichai Stein, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, Barrack’ın The Jerusalem Post gazetesinin Washington’da düzenlediği konferansta Gazze’de kurulması planlanan ve BM Güvenlik Konseyi’nin onayını alan uluslararası güç konusunda açıklamalarda bulunduğunu aktardı.

Barrack, Türkiye’nin Gazze’deki konuşlandırılması planlanan uluslararası güç içerisinde yer almasını önerdiklerini ifade etti.

Türkiye’nin “bölgedeki en büyük ve en etkili kara gücüne sahip olduğunu” ve “Hamas ile diyalog içerisinde” olduğunu aktaran Barrack, “Bu yüzden, tansiyonu düşürmeye yönelik bir güç içerisinde yer almaları faydalı olabilir.” ifadelerini kullandı.

BM Güvenlik Konseyi, 17 Kasım’da, ABD tarafından sunulan 2803 sayılı karar tasarısını kabul ederek, 2027 sonuna kadar görev yapacak uluslararası geçici bir güç kurulmasına onay vermişti.

Karara göre Gazze, geçiş döneminde teknokratlardan oluşan, siyasi nitelik taşımayan bir kurul tarafından yönetilecek.

Bu yapı, uluslararası aktörlerin de yer aldığı ve Barış Kurulu olarak adlandırılan yeni bir geçiş otoritesinin gözetiminde işleyecek. Kurula ABD Başkanı Trump başkanlık edecek, bazı devlet liderlerinin yanı sıra eski İngiltere Başbakanı Tony Blair de yapıda yer alacak.

Gazze’de ateşkes ve esir takası anlaşması

ABD Başkanı Donald Trump, 9 Ekim’de Mısır’da devam eden müzakerelerde İsrail ile Hamas’ın Gazze’de ateşkes planının ilk aşamasını onayladığını duyurmuştu. Müzakerelerin yapıldığı Mısır’da imzalanan anlaşma İsrail hükümetinin onayıyla 10 Ekim’de devreye girmişti. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde varılan ateşkese rağmen zaman zaman çeşitli iddialarla Filistinlileri hedef alan saldırılarda bulunuyor.

ABD, 1 milyon dolarlık “Gold Card” vizesini başlattı

ABD Başkanı Donald Trump, en az 1 milyon dolar ödeyebilen varlıklı yabancılara hızlandırılmış vize ve vatandaşlık yolu açan yeni bir program başlattı.

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada kartın “nitelikli ve güvenlik taramasından geçen kişiler için doğrudan vatandaşlık yolu” sunduğunu belirtti ve “Büyük Amerikan şirketlerimiz sonunda paha biçilmez yeteneklerini koruyabilecek” ifadelerini kullandı.

Yılın başında duyurulan Trump Gold Card, resmi internet sitesine göre ABD’ye “kayda değer fayda” sağlayacağını kanıtlayan kişilere verilecek. Program, Washington’un göçmenlik denetimlerini sıkılaştırdığı bir dönemde yürürlüğe giriyor. ABD yönetimi çalışma vizesi ücretlerini artırmış ve izinsiz göçmenlerin sınır dışı edilmesini hızlandırmış durumda.

Gold Card programı, ABD’de oturumun “rekor sürede” sağlanacağını vadediyor. Sitede yer alan bilgilere göre 1 milyon dolarlık ödeme, başvuran kişinin ülkeye önemli katkı sağlayacağının kanıtı sayılıyor.

Çalışanlarını bu program kapsamında desteklemek isteyen şirketlerin ise 2 milyon dolar ödemesi gerekiyor. Kartın, özel vergi avantajları sunan “platinum” versiyonunun da yakında 5 milyon dolara satışa sunulacağı belirtiliyor.

Başvuru sahiplerinin ayrıca geri ödemesiz 15 bin dolarlık işlem ücretini ödemesi gerekiyor. Başvurunun değerlendirilmesi için bazı durumlarda ek devlet ücretleri talep edilebiliyor.

Şubat ayında ilk duyurusu yapılan Gold Card, o tarihten bu yana özellikle Demokratlar tarafından eleştiriliyor.

Eleştiriler, programın varlıklı kişilere haksız ayrıcalık tanıdığı yönünde. Trump ise kartı, farklı gelir gruplarına açık olan ancak başvurusu uzun sürebilen yeşil kart ile kıyaslıyor. Yeşil kart sahipleri normalde beş yılın ardından vatandaşlığa başvurabiliyor.

Trump, Gold Card’ın yalnızca “üst düzey” profesyonellere yönelik olduğunu ve “üretken insanları” ülkeye çekmek istediklerini vurguluyor. 5 milyon dolar ödeyebilenlerin iş imkânı yaratacağını savunan Trump, programın “çılgınlar gibi satılacağını” öne sürüyor.

Trump yönetimi, göçmenlik politikasında kapsamlı bir sıkılaştırmaya gitmiş durumda. ABD, başkanın seyahat yasağı kapsamına giren ve çoğu Afrika ile Orta Doğu’da bulunan 19 ülke vatandaşlarının göçmenlik başvurularını durdurdu.

Hükümet, sığınma başvurularına dair tüm kararları askıya aldı ve Joe Biden döneminde onaylanan binlerce dosyanın yeniden inceleneceğini açıkladı.

Eylül ayında Trump, nitelikli yabancı çalışanlara yönelik H-1B vizesi başvurularında 100 bin dolarlık harç uygulanacağını duyurdu.

Bu karar ABD’de eğitim gören yabancı öğrenciler ve teknoloji şirketleri arasında büyük endişe yaratmıştı. Beyaz Saray daha sonra ücretin yalnızca ülke dışında bulunan yeni başvuru sahiplerini kapsadığını açıkladı.

11 Aralık 2025 Döviz Kurları

Dolar, Euro ve Sterlin son bir ayın en yüksek seviyesine ulaşarak rekor tazeledi.

Buna göre, serbest piyasada Amerikan Doları 42,61 TL, Euro 49,90 TL, İngiliz Sterlini ise 56,97 TL’den işlem görüyor.

Saat 08.24 itibarıyla Amerikan Doları’nın alış fiyatı 42,59 TL, satış fiyatı 42,63 TL.

Euro’nun alış fiyatı 49,87 TL, satış fiyatı 49,93 TL, İngiliz Sterlini ise 56,95 TL’den alınıp 56,99 TL’den satılıyor.

Hava parçalı ve çok bulutlu, yer yer sağanak yağmurlu olacak

Meteoroloji Dairesi, havanın parçalı ve çok bulutlu, yer yer sağanak yağmurlu olacağını açıkladı.

Meteoroloji Dairesi’nin açıklamasına göre,  hava parçalı ve çok bulutlu, yer yer sağanak yağmurlu olacak. En yüksek hava sıcaklığının ise genellikle iç kesimlerde ve sahillerde 17 – 20 °C dolaylarında seyretmesi bekleniyor.

Rüzgârın, genellikle kuzey ve doğu yönlerden orta kuvvette, zaman zaman kuvvetli olarak esmesi öngörülüyor.

Hasipoğlu’ndan 10 Aralık İnsan Hakları Günü mesajı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, 10 Aralık İnsan Hakları Günü vesilesiyle mesaj yayımladı.

Hasipoğlu mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Bugün İnsan haklarının en ağır biçimde ihlal edildiği coğrafyaların başında ülkemiz ve Filistin yer almaktadır. 1974 öncesinde uğradığımız mezalimlik ve insan hakkı ihlallerine ek olarak, 1979 Doruk Anlaşması’ndan itibaren geçirdiğimiz müzakere süreçlerinde de haksızlığa uğrayan Kıbrıs Türk halkı olmuştur. Masada samimi olan yerine masayı devirenlerin ödüllendirildiği, güç dengelerinin hukuku gölgelediği bu ortamda adaletin ve uzlaşının yerini çatışmalar ve hukuksuzluk almaktadır.

KKTC olarak; bir yandan egemenliğimizden ödün vermezken, diğer yandan da görüşme masasında iki devletin işbirliği vizyonumuzu korumaktayız.

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın dört BM genel kurulunda vurguladığı üzere “Daha adil bir dünya mümkündür!” yaklaşımı, krizlerin ortaya çıkardığı ağır tabloya verilen güçlü bir yanıt niteliği taşımaktadır. Sayın Erdoğan devamla BM’nin tüm çözüm planlarına olumlu yaklaşan Kıbrıs Türk tarafının cezalandırılan değil , ödüllendirilen taraf olması gerektiği vurgusu, tam da insan hakkı ihlalini ifade eden net bir tanımlamadır . Bu yüzden de tüm BM ülkelerini bizlerle hukuki, siyasi ve kültürel ilişki kurmaya davet etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti ile Başbakan Sayın Ünal Üstel’in daha da pekiştirmiş olduğu yaşamsal ilişkiler doğrultusunda , Türkiye Cumhuriyeti ile istişare içerisinde hem devletimizi uluslararası alanda daha görünür kılmak için mücadelemize devam edeceğiz , hem de barışı, istikrarı ve insan onurunu savunan bir vizyonu kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.”

RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI: NİYAZİ ÖZTÜRK GÖREVDEN ALINDI, YERİNE DERVİŞ BAYRAKTAR ATANDI

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Niyazi Öztürk görevden alındı, yerine Derviş Bayraktar atandı. Çalışma Dairesi’nin yeni müdürü de Emrah Güven oldu.

Resmi Gazete’de yayımlanan görevden alma ve atama kararnamelerine göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Niyazi Öztürk görevden alındı.

2025 yılından beri görevde olan Niyazi Öztürk’ün yerine Derviş Bayraktar atandı.

Öte yandan Çalışma Dairesi’nin yeni müdürü de Emrah Güven oldu.

BAŞBAKAN ÜSTEL, TABURCU OLDU

Başbakan Ünal Üstel, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde geçirdiği ameliyatın ardından taburcu edildi.

Başbakanlık Müsteşarı Durali Güçlüsoy, KIBRIS TV ekranlarında Elif Şen Çatal’ın “Gün Ortası” adlı programına konuk oldu.

Güçlüsoy, Başbakan Üstel’in sağlık durumuna dair de açıklamalarda bulundu. Bugün saat 11.00 sularında başbakan Ünal Üstel’in taburcu edildiği bilgisini paylaşan Güçlüsoy, Üstel’in sağlık drumunun iyi olduğunu söyledi. Güçlüsoy, Ünal Üstel’in ülkede yaşanan sel felaketiyle ilgili gelişmeleri yakından takip ettiğini; ilgi birim ve yetkililerden saat başı bilgi aldığını kaydetti.