CUMHURBAŞKANI’NDAN ÇOBANOĞLU İÇİN BAŞSAĞLIĞI MESAJI

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu’nun eski Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanlarından Hüseyin Çobanoğlu’nun vefatı nedeniyle sosyal medya hesabından başsağlığı mesajı yayımladı.

 

Tatar mesajında şu ifadelere yer verdi:

 

‘Hüseyin Çobanoğlu kardeşimizi kaybetmenin büyük üzüntüsü içerisindeyim. Uzun yıllar BRTK Müdürü olarak ülkemizde özel yayıncılık da dahil TV yayınlarının gelişmesi için önemli hizmetlerde bulunmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve tüm basın camiamıza başsağlığı dilerim.’

AŞIRI SICAKLAR İSPANYA’DA YÜZLERCE CAN ALDI

İspanya’da aşırı sıcaklara neden olan ve dokuz gün süren hava dalgasının 500’den fazla kişinin ölümüne neden olduğu bildirildi. Uzmanlar sıcaklıkların hâlâ önemli oranda düşmediğini belirtiyor.

20 TEMMUZ NEDENİYLE RESEPSİYON VERİLDİ

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve eşi Sibel Tatar 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 48’inci yıl dönümü nedeniyle halka açık resepsiyon verdi.

Lefkoşa Concorde Tower’da yer alan resepsiyona, 20 Temmuz etkinliklerine katılmak üzere ülkemizde bulunan konuklar, askeri ve sivil erkan ile vatandaşlar katıldı.

Cumhurbaşkanı Tatar resepsiyonda BRT’ye yaptığı konuşmada Kıbrıs konusunda yeni bir siyasetle yola devam ettiklerine vurgu yaparak, artık federasyon temelinde bir çözümün mümkün olmadığını, egemen eşitliğe dayalı, yan yana yaşayan iki bağımsız devletin işbirliğiyle Kıbrıs’ta kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmaya varılabileceğini kaydetti.

Anavatan Türkiye’nin desteği ile KKTC gerçeğini dünyaya duyurmak için mücadeleye devam edeceklerine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Tatar , Kıbrıs’ta meselenin özünde egemenlik mücadelesinin yattığını ifade ederek, “Rum lider Anastasiadis ile egemenliğimiz sulandıracak, elimizi kolumuzu bağlayacak kapsamlı görüşmelere girmeyiz’”dedi.

Tatar, “Egemen eşitliğimiz kabul edilirse ancak kapsamlı görüşmelere geçebiliriz. Rum Yönetimi’nin emelinde bizim egemenliğimizi sulandırmak, kendinin yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin otoritesini güçlenirmek var. Biz böyle bir süreci asla uygun görmeyiz çünkü bu mücadeleyi, Birleşmiş Milletler de kabul etmiştir , ortak bir zemin bulunana kadar resmi müzakerelere geçilmez ama ben her zaman diyalogtan yana olduğumu, sosyal toplantılardan yana olduğumuzu söyledim. Her zaman bu gayretlerin sürmesi lazım. İletişim ve diyalog bu çağda önemli fakat şartlı ve bizim egemenliğimizii sulandıracak ,zarar göreceğimiz bir duruma girmemek lazım çünkü bu bize zarar verir” şeklinde konuştu.

GÜNLÜK BURÇ YORUMLARI / 21 TEMMUZ 2022

BRT YÖNETİM KURULU BAŞKANI, ÇOBANOĞLU’NUN ÖLÜMÜNDEN DUYDUĞU ÜZÜNTÜYÜ DİLE GETİRDİ

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu  (BRTK)  Yönetim Kurulu Başkanı Salih Can Doratlı, BRTK Eski Müdürlerinden ve Yönetim Kurulu Başkanlarından Hüseyin Çobanoğlu’nun vefatı dolayısıyla başsağlığı mesajı yayımladı.

 

Doratlı yayımladığı taziye mesajında, Kıbrıs Türkü’nün önemli bir değerini yitirdiğine işaret etti.

Doratlı’nın mesajı şöyle;

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu’nda  (BRTK) uzun yıllar Müdürlük ve daha sonra da Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürütmüş olan ve değerli emekleri ile ismini kurumun belleğine silinmez bir şekilde kaydetmiş bulunan Sn. Hüseyin Çobanoğlu’nun vefatını üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım.

Sn. Çobanoğlu, sadece BRTK için değil, üstlenmiş olduğu kamu yayıncılığı görevlerinde, yönetim seviyesi dahil, her kademe ortaya koyduğu başarılar ve sayısız habercinin yetişmesine koyduğu katkılar ile, özelde Kıbrıs Türk Basını ve genelde de Kıbrıslı Türkler için çok önemli bir değerdi.

Sn. Çobanoğlu’nun ebedi istirahatgahına uğurlanmasından önce, çok önemli hizmetlere imza attığı Kurumumuz’da bugün  (21.07.2022 tarihinde)  düzenlenecek tören ile, kendisine olan derin saygımızı, bütün çalışma arkadaşlarımız ile birlikte bir kez daha orayaya koyacağız.

Başta yaslı ailesine ve BRTK çalışanları olmak üzere, bütün basın camiamıza ve Kıbrıs Türk Halkı’na en derin taziyelerimi sunarım.’

“GÜNDEMDE DÖRT YASA VAR”

Meclis Komite Başkanlarından UBP Milletvekili Özdemir Berova, gündemlerinde dört yasanın olduğundan bahsederek hedeflerinin Ekim ayına kadar hazır hale getirmek olduğunu söyledi.

KKTC’nin yasal sıkıntıları mevzuat ve tüzük yetersizlikleri öteden beri eleştirilen gerçeklerden biri… Meclis’in bu konuda “çalışkan olmadığı”, siyaset kurumunun ise “umursamaz olduğu” düzenli olarak eleştirilere konu olurken yaz tatillerinin ise bu güne değin çoğunlukla ‘verimsiz’ geçtiği kamuoyuna yansıyor.

Mevcut hükümet bu konuda kurulduğu günden beri iddialı oldu ve gerekli tüm yasal çalışmaların ivedilik ile yapılacağını vurguladı.

KKTC Cumhuriyet Meclisi 28 Haziran’da yaz tatiline girdi ancak meclisteki komiteler çalışmaya devam ediyor.

“GÜNDEMDEKİ YASALAR EKİME KADAR HAZIR HALE GELECEK”

Meclisteki komite çalışmalarını sorduğumuz Ulusal Birlik Partisi (UBP) Milletvekili, İdari, Kamu ve Sağlık İşleri Komitesi Başkanı Özdemir Berova, komite çalışmalarının sürdüğünü, meclisin yaz tatili döneminde komitelerin toplanmaya devam ettiğini ifade ederek, “Tam gaz çalışıyoruz” dedi.

Berova, gündemdeki yasaların Ekim ayına kadar hazır hale geleceği ifadelerini kullandı.

“GÜNDEMDE DÖRT YASA VAR”

Yarın sabah yine komitenin toplanacağı bilgisini veren Berova, “Zeytin ve Zeytin Ürünleri Yasa Tasarısı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim (Değişiklik) Yasa Tasarısı, İdari, Kamu ve Sağlık İşleri Komitesi, Kamu Sağlık Çalışanları (Değişiklik) Yasa Tasarısı” nın gündemlerinde olduğunu söyledi.

Berova, “Komite toplantısında gündemde olan yasaları hazırlayacağız, Meclis Genel Kurulu’na sevk edeceğiz” diye konuştu.

Cumhuriyet Meclis, Anayasa gereği, her yıl Ekim ayının ilk iş günü kendiliğinden toplanır ve olağan olarak Haziran ayı sonuna kadar çalışır. Ancak Meclis, Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi Başkanı, Bakanlar Kurulu veya en az on milletvekilinin istemi üzerine olağanüstü toplantıya çağrılabiliyor, yaz tatilinde komiteler çalışmaya devam ediyor…

“ALLAH’TAN RAHMET DİLERİM”

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Sekreteri Oğuzhan Hasipoğlu sosyal medya hesabından BRTK eski müdürlerinden ve Yönetim Kurulu başkanlarından Hüseyin Çobanoğlu’nun veaft üzerine başsağlığı mesajı yayımladı.

Hasipoğlu’nun mesajı şu şekilde;

“Uzun yıllar ülkemize hizmet vermiş, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK) eski müdürlerinden ve Yönetim Kurulu başkanlarından Hüseyin Çobanoğlu’nu kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz . Ülkemiz çok önemli bir değerini kaybetti . Kendisiyle kısa bir süre dahi çalışmış olmak, benim için büyük bir onurdu . Yarın (perşembe ) saat 11.00 de Brt ‘de yapılacak törenden sonra , kılınacak öğle namazını müteakip Lefkoşa mezarlığında defnedilecektir. Kendisine Allah’tan Rahmet, yaslı ailesine başsağlı dilerim .”

BİR HAFTADA 3 BİN 231 VAKA POZİTİF, 2 ÖLÜ

Sağlık Bakanlığı, 13-19 Temmuz haftasında ülkedeki Covid-19 tablosunu açıkladı, bir haftada 2 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Bahsi geçen sürede toplam 23 bin 434 test yapılırken, 3bin 231 pozitif vakaya rastlandı.

Sağlık Bakanlığı, 13-19 Temmuz haftasında ülkedeki Covid-19 tablosunu açıkladı, bir haftada 2 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Bahsi geçen sürede toplam 23 bin 434 test yapılırken, 3bin 231 pozitif vakaya rastlandı.

Yapılan açıklama şöyle:

Covid-19 genel durum ( 13-19 Temmuz) “Toplam 23.434 test yapıldı, 2 kişi vefat etti, 3231 pozitif vakaya rastlandı”

13-19 Temmuz tarihleri içerisinde yapılan haftalık test sayısı 23.434 olup, 2 kişi vefat etmiş, 3231 pozitif vakaya rastlanmıştır.

(13-19 Temmuz) Covid-19 genel durumu şöyle;

Haftalık Yapılan Test Sayısı: 23.434

Haftalık Saptanan Pozitif Vaka Sayısı: 3231

Kaybedilen Hasta: 2

 

DİNAMO KİEV-FENERBAHÇE MAÇI BU GECE!

Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 2. eleme turu ilk maçında bugün Ukranya’nın Dinamo Kiev takımıyla karşı karşıya gelecek.

Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaş nedeniyle Polonya’nın Lodz şehrindeki Miejski Stadı’nda oynanacak maç TSİ 21.00’de başlayacak.

Öte yandan UEFA Şampiyonlar Ligi 2022-23 sezonu ikinci eleme turu oynanan 7 maçla başladı.

Alınan sonuçlar şöyle:

Karabağ 3 – Zürih 2

Zalgiris1 -Malmö 0

Pyunik0 -Diddeleng 1

Ludogorets3 -ShamrockRovers 0

Midtjylland (MİDİYLAND) 1 – AEK Larnaca 1

Linfield1 -Bodo/Glimt 0

Dinamo Zagreb 2 -Şkupi 2

FUAT OKTAY KKTC’DEN AYRILDI

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 48’inci yıl dönümünde Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için geldiği KKTC’deki temaslarını tamamladı. Oktay, saat 16.30 civarında özel uçakla KKTC’den ayrıldı.

Oktay, yaklaşık 12 saat süren ziyaretinde, başkent Lefkoşa’da Atatürk Anıtı’nda ve Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törenlere katıldı. Oktay, resmi geçit töreninde konuşma da yaptı.

Oktay’ı Ercan Havalimanı’nda Başbakan Ünal Üstel, TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Sezai Öztürk, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Zorlu Topaloğlu, bakanlar ve öteki yetkililer uğurladı.

RUM BAŞKANI’NDAN SONRA KARISI DA CORONAYA YAKALANDI

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in eşi Andri Anastasiadis’in de koronavirüs testinin pozitif olduğu belirtildi.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in eşi Andri Anastasiadis’in de Koronavirüs testinin pozitif olduğu belirtildi. Haravgi gazetesi ve diğer gazeteler, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in rutin kontroller sırasında dün yapılan Koronavirüs testinin pozitif çıkması haberine de yer verdi.

Alithia gazetesine göre, Hükümet Sözcüsü Marios Pelakanos bir açıklama yaparak Başkanlık çiftinin Koronavirüs testlerinin pozitif olduğunu duyurdu.

Pelekanos, birkaç gün önce Andri Anastasiadi’nin testinin pozitif çıktığını, bunun ardından da Anastasiadis’in pozitif olduğunu açıkladı. Gazete, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in Anastasiadis’e geçmiş olsun mesajı gönderdiğini yazdı.

ALTUN’DAN KIBRIS BARIŞ HAREKATIYLA İLGİLİ PAYLAŞIM

İletişim Başkanı Altun, “Kıbrıs Türklüğüne uygulanan sistematik imha politikalarına dur demek için kahramanca çarpışan ve Kıbrıs’ın istiklalini sağlayan şehit ve gazilerimizi harekatın 48. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yad ediyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Kıbrıs Türklüğüne uygulanan sistematik imha politikalarına “dur” demek için kahramanca çarpışan ve Kıbrıs’ın istiklalini sağlayan şehit ve gazileri harekatın 48’inci yıl dönümünde rahmet ve minnetle yad ettiklerini bildirdi.

Altun, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 48’inci yıl dönümü dolayısıyla sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.

Paylaşımında Kıbrıs Barış Harekatı’na ilişkin bir videoya da yer veren Altun, “Kıbrıs Türklüğüne uygulanan sistematik imha politikalarına dur demek için kahramanca çarpışan ve Kıbrıs’ın istiklalini sağlayan şehit ve gazilerimizi harekatın 48. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yad ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, “Bugün, bu anda, Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’ın her yanında havadan ve denizden çıkarma yapmaktadır. Gazanız kutlu olsun.” sözleriyle başlayan videoda ise yüzyıllarca Türk yurdu olan Kıbrıs’ta yaşayan soydaşların 1950-1974 arasında ırkçı Rum çetelerinin saldırılarının kurbanı olduğu, genç yaşlı, kadın çocuk binlerce Kıbrıslı Türk’ün acımasızca katledildiği hatırlatıldı.

Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması fikri olan Enosis’i hayata geçirmek isteyen “faşist” örgütlerin Kıbrıs’ta darbe ile iktidara gelme çabaları üzerine, Türkiye’nin her türlü uluslararası baskıya rağmen 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatını başlattığı belirtilen videoda, şunlar kaydedildi:

“Ada’da barış ve istikrarın temini için başlatılan harekat bir aydan kısa bir sürede başarıyla tamamlandı. İlk günden bu yana müzakere yolunu benimseyen Türkiye, askeri harekattan sonra da siyasi çözüm için atılan diplomatik adımlara öncülük etti. Türkiye yarım asırdır, bir federasyon çatısı altında iki devletli çözümün Ada’daki barış ve istikrarın sağlanması açısından elzem olduğunu ifade ederken, kalıcı çözüm için atılan her adım geçmişten ders almayan Rum tarafının gerçekçi olmayan talepleri nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Türkiye, caydırıcı ordusundan ve milletinin kararlılığından aldığı güç ile Ada’daki adaletsizliğin ve Kıbrıs Türklerine yönelik haksız ablukanın son bulması için diplomatik mücadelesini sürdürecektir. Kıbrıs’ta şehit düşen bütün soydaşlarımız ve askerlerimizin aziz ruhları şad olsun.”

“ASGARİ ÜCRETLİNİN ELİNE 6 BİN 90 TL GEÇMEYECEK”

Asgari Ücret Saptama Komisyonu, asgari ücrete yapılan itirazları değerlendirmek üzere yarın saat 11.00’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda toplanacak.
“ASGARİ ÜCRETLİNİN ELİNE 6 BİN 90 TL GEÇMEYECEK”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Taçoy, konuyla ilgili Kıbrıs Postası’na konuştu. İtiraz nedeniyle yarın yeni bir toplantı yapılacağını belirten Taçoy, “Çalışanın eline eski asgari ücret geçmeyecek. Ya 8 bin 600 TL, ya da toplantıdan farklı bir rakam çıkarsa o geçecek.” dedi.

İKİ BİNA KÜL OLDU!

Limasol’un “Agios Amvrosios” köyünde dün büyük bir yangın çıktığı, iki binanın tamamen kül olduğu ve iki kilometrekarelik alanın zarar gördüğü yangının yer ekipleri ve uçar imkânların yoğun müdahalesi ile gece saatlerinde kontrol altına alınabildiği bildirildi.
Alithia’nın “Yangın Felâketi Kundaklama… Agiu Amvrosiu Muhtarının Yangınla İlgili Şikâyeti” başlıklı manşet haberine göre köy muhtarı Stelios Grigoriu yangının, eskiden çöp alanı olarak kullanılan Agiu Amvrosio-Pahna arasındaki toprak yolun sonunda başladığı gerekçesiyle kundaklama sonucu çıktığını iddia etti.
Kuvvetli rüzgârın da etkisiyle Pahna ve Vuni bölgelerine doğru ilerleyen ve iki binanın tamamen kül olmasına sebep olan yangın tehdit ettiği münferit binalar polis yardımıyla boşaltıldı. Yangında Kıbrıs Rum Elektrik İdaresi’ne (AİK) ait elektrik direklerinin yanması sonucunda bölge köylerine bir süre elektrik enerjisi verilemedi.
Yer ekipleri dışında biri İngiliz üslerine biri de RMMO’ya ait olmak üzere 7 uçar imkânın seferber edildiği yangın saat 20.00 sularında kontrol altına alındı.
Fotoğraf temsilidir.

KIBRIS BARIŞ HAREKATININ ÜZERİNDEN 48 SENE GEÇTİ!

Kıbrıs’ta Türklerin Rumlar tarafından uğradığı baskı ve zulmün önüne geçmek ve Ada’da barış ve huzuru tesis etmek amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı’nın üzerinden 48 yıl geçti.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile Kıbrıs Türkleri ve Rumlar arasında 1959’da imzalanan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla kuruldu. Anlaşmada imzası olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletleri oldu.

Uluslararası antlaşmalar uyarınca ve Türkler ve Rumlar arasındaki ortaklık temelinde, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda iki halka eşit siyasi hak ve statü verildi.

Rum tarafı, Ortaklık Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından uzaklaştırma, Ada’daki varlıklarını sonlandırma ve Ada’nın Yunanistan’a bağlanması (Enosis) yolunu açmaya yönelik faaliyetlerini sürdürdü.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların tek taraflı güç kullanımıyla Anayasa’yı feshetmelerinin ardından 1963’te fiilen son buldu.

Rumlar, Enosis’e ulaşma hedefiyle silahlanarak, Yunanistan’ın da desteğiyle, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine karşı baskı, zulüm ve ambargoyu durmaksızın devam ettirdi.

Kıbrıs Türklerinin, ortaklık devletinin yönetiminden uzaklaştırılmalarının ardından Rumlar arasında fikir ayrılıkları başladı.

Terör örgütü EOKA mensupları arasındaki görüş ayrılıkları, Türkiye’nin müdahalesinden endişe eden ve Kıbrıs Türklerini ekonomik yoldan bitirmeyi dileyen Rum lider Makarios ve daha hızlı sonuç alınmasını isteyen eski cuntacılardan oluşan EOKA-B mensuplarının karşı karşıya gelmesine sebep oldu.

EOKA lideri Nikos Sampson, Yunan cuntasının desteğiyle 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak amacıyla Makarios’a karşı darbe yaptı ve iktidarı ele geçirdi. Yapılan darbeyle Kıbrıs’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kastedildi.

Türkiye’den harekat öncesinde diplomasiyi seçti

Türkiye, darbenin ardından 1960 Garanti Antlaşması uyarınca ilk aşamada diplomatik girişimleri önceledi.

Bu hususta 17-18 Temmuz 1974’te Türkiye ile İngiltere arasında darbenin ardından yapılabilecek girişimlere ilişkin Londra’da görüşmeler de yapıldı.

Görüşmelere garantör ülke olarak Yunanistan da davet edilirken Atina’daki cunta yönetimi görüşmelere katılmadı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan arasındaki görüşmelerde İngiltere’ye ortak müdahale teklifinde bulunuldu.

Başbakan Ecevit ve Yardımcısı Necmettin Erbakan, İngiltere’nin olumsuz cevap vermesi üzerine, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın başlaması kararını aldı.

Harekat, dünyaya Ecevit’in yaptığı tarihi, “Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnızca Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz.” sözleriyle duyuruldu.

Barış harekatıyla Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakının önüne geçilirken Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve varlığı güvence altına alındı.

Türkiye, 20 Temmuz 1974’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 353 sayılı kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulundu ve 22 Temmuz 1974’te harekatı durdurdu.

Daha sonra garantör ülkeler bir araya gelerek Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı.

25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974’te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu.

Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk anklavlarının (bölgelerinin) acilen boşaltılması ile Ada’da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi öngörüldü.

Öte yandan deklarasyonla Ada’da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı.

Harekatın ikinci aşaması “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla başladı

Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.

Ayrıca ikinci toplantıya kadar Rum ve Yunan askerlerinin Türklerin bulunduğu bölgeden çekilmeleri gerekiyordu ancak çekilmedikleri gibi saldırılar da sürdü.

2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.

Türkiye’nin başlattığı harekat başarıyla sonuçlanırken Ada’da yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliği de sağlandı ve Ada’ya barış hakim oldu.

İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti. Toplu katliamlar, katliam çukurları ve mezarlar, harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı.

Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu 498 şehit verirken Kıbrıs Türk tarafı ise 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti. Kıbrıs Türkleri genel olarak ise 1672 şehit verdi.

Harekatın ardından Kıbrıs Türkleri kendi yönetimlerini kurdu

Kıbrıs’ta mevcut sınırların çizilmesine olanak sağlayan harekatın hemen ertesine Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ni kurdu.

Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) 13 Şubat 1975’te ilan edildi.

KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurulduğunu ilan etti.

Rumların uzlaşmaz tutumu neticesinde müzakerelerde bir sonuca varılmadı

Kıbrıs meselesine çözüm bulma amaçlı müzakereler KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dönemin Rum lideri Glafkos Klerides arasında Haziran 1968’de Beyrut’ta yapılan görüşmelerle başladı.

Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 2002’de “Annan Planı” olarak da bilinen “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” belgesini ortaya koydu.

Denktaş ve o zamanki Rum lider Tasos Papadopulos, “Annan Planı” çerçevesinde çeşitli görüşmeler yaptı ve plan 24 Nisan 2004’te iki tarafta referanduma sunuldu.

Rum halkının yüzde 75,83’ü planı reddederken Kıbrıs Türk tarafı yüzde 64,91 çoğunlukla plana “evet” dedi.

Buna karşın referandumun hemen sonrasında 1 Mayıs 2004’te Rum yönetimi, Ada’daki diğer ortak olan Kıbrıs Türkleri yok sayılarak “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Avrupa Birliği’ne tam üye yapıldı.

İsviçre’nin Crans Montana kentinde 28 Haziran 2017’de tekrar başlayan ve yaklaşık 10 gün yoğun şekilde devam eden müzakereler garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla yapıldı.

Son olarak 27-29 Nisan 2021’de Cenevre’de BM öncülüğünde, garantör ülkelerin de katılımıyla gayriresmi Kıbrıs konferansı gerçekleştirildi.

Konferansta, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de “Yeni fikirlerle gelin” çağrısına uyarak Kıbrıs’ta kalıcı barış için 6 maddelik öneri sundu.

Önerinin ilk maddesinde, Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alındığı bir kararın BM Güvenlik Konseyinde kabul edilmesi için Genel Sekretere inisiyatif alma çağrısı yer aldı.

Türk tarafı yarım asrı aşkın süredir müzakere edilen ve bir sonuç alınamayan federasyon modelinin aksine yeni çözüm önerisini kayıtlara geçirirken Rum tarafının konferansa hazırlıksız geldiği ve uzlaşmaz tavrında ısrarcı olduğu görüldü. Böylece gayriresmi Kıbrıs konferansı, taraflar arasında ortak zemin olmaması sebebiyle sonuçsuz kaldı.

Tarihsel süreçte, Rum tarafı her defasında çeşitli sebeplerle içinde BM önerilerinin de bulunduğu çözüme yönelik adımları reddetti ya da kabul edilmesi mümkün olmayan ön şartlar ortaya koydu.

Böylelikle, Kıbrıs’ta 50 yılı aşkın süredir devam eden müzakere sürecinde, Türk tarafının yapıcı rolüne rağmen, Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle bir sonuca varılamadı.

KKTC’de Ekim 2020’de cumhurbaşkanı seçilen Ersin Tatar, Türkiye’nin desteklediği egemen eşitliğe dayalı, yan yana ve iş birliği içerisinde yaşayan “iki devletli çözüm” modelini savunuyor.

Tatar’dan yeni iş birliği önerileri

Cumhurbaşkanı Tatar’ın önerilerinin “göstermelik” olduğu iddiasında bulunan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, “Önerilerin benimsenmesinin, diyaloğun yeniden başlamasına yol açacak, olumlu bir atmosfer oluşturulmasına katkıda bulunacak Güven Artırıcı Önerilerimiz yoluyla yaratılan imajı tersine çevirmeye yönelik bir hamle olduğuna inanıyorum.” ifadesini kullandı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs ile ilgili raporundan da rahatsızlık duyduklarını belli eden Anastasiadis, “(Raporda) Önemli boşluklar var, sorumluluklar kabul edilemez bir şekilde eşit dağıtılıyor. Hem Genel Sekreter hem de Güvenlik Konseyi üyeleri nezdinde girişimler hazırlanıyor.” dedi.

Tatar’dan 6 yeni iş birliği önerileri

Cumhurbaşkanı Tatar, BM aracılığıyla ve iki devletli çözüm temelinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne iletilmek üzere 6 farklı yeni iş birliği önerisi sundu.

Tatar, 1 Temmuz’da hidrokarbon, elektrik, yenilenebilir enerji ve su konularında, 8 Temmuz’da ise “Kıbrıs Adası’nın mayınlardan temizlenmesi ve “düzensiz göçle mücadele” başlığıyla bu yeni iş birliği öneri paketini Rum kesimine iletti.

Uzlaşmaz tutumunu sürdüren Rum kesiminin bu önerilere de ilk tepkisi olumsuz olurken Rum lider Nikos Anastasiadis, “Önerilerin benimsenmesinin, diyaloğun yeniden başlamasına yol açacak, olumlu bir atmosfer oluşturulmasına katkıda bulunacak Güven Artırıcı Önerilerimiz yoluyla yaratılan imajı tersine çevirmeye yönelik bir hamle olduğuna inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

“ADİL,KALICI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ANLAŞMADAN YANAYIZ”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs Türk tarafı olarak Kıbrıs’ta müzakere yolu ile adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşmadan yana olduklarını belirterek, “Bunun için mevcut iki tarafın egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesi gerekmektedir” dedi.
Tatar, çözüm önerisini, BM Genel Sekreteri’nin davetiyle Cenevre’de gerçekleşen gayri resmi 5 artı BM toplantısında sunduğunu ifade ederek, “Bu yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. İşte bu noktada başta BM ve AB olmak üzere diğer ülkelerden beklentimiz; müktesep eşitliğimizin gereği olarak Rum tarafını uyarmaları ve egemen eşitliğimiz ile eşit uluslararası statümüzü teyide zorlamalarıdır.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkını aydınlığa, özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşturan 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nın 48. yıl dönümünü büyük bir coşku ve heyecanla idrak etmenin mutluluğunu ve onurunu yaşadıklarını söyledi.
Tatar, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın; kendi yurdunda sonsuza dek var ve hür olma mücadelesini kazanan Kıbrıs Türkü’nün Anavatan Türkiye ile omuz omuza, her türlü zorluğa göğüs gerebileceğinin en asil ispatı olduğuna işaret etti.
-“KKTC gurur kaynağımız”
Çağdaş değerler üzerine, büyük mücadele ve zorlukla inşa ettikleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gurur kaynakları olduğuna vurgu yapan Tatar, “Bu kutlu yıl dönümünde, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi liderimiz Dr. Fazıl Küçük ile Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ı, dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ile Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı rahmet, minnet ve tazimle anıyorum” dedi.
Tatar, Ada’nın 1878 yılında İngiltere’ye kiralanmasından sonra 1914 yılında tek yanlı bir kararla İngiltere’nin Kıbrıs’ı ilhak etmesiyle, Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’ı bir Elen adası yapma girişimleri yoğunlaşırken, Kıbrıs Türk halkının buna karşı direnişinin de başladığını anımsatarak, şöyle devam etti:
“1955 yılında devreye konulan EOKA terör örgütünün hedefi, Türk halkını yok edip Kıbrıs’ı bir Elen adası yapmaktı. Halkımız, kendi bağrından doğan Türk Mukavemet Teşkilatı öncülüğünde buna karşı destansı bir direniş göstererek, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit kurucu ortağı olmayı başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun Londra ve Zürih müzakerelerindeki katkıları çok önemlidir. Kendilerini rahmetle anıyorum.
Ne var ki, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ‘Enosise bir sıçrama tahtası’ olarak gören Rum liderliği, gizli örgütlenme ve silahlanma faaliyetleri ile adadaki Türk halkını imha planı olan Akritas Planı’nı da devreye sokuyordu.
Akritas Planı’nın mimarları; Makarios, Yorgacis, Kleridis ve Papadopulos… Başında oturdukları devleti, bir Helen devleti yapmak için torpilleyen, her dönem bunu söylem ve eylemleriyle dile getiren bu fanatizme ve onların bugünkü mirasçılarına gözü kapalı güvenebileceğimizi kimse beklemesin.
Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında Kıbrıs Türk halkına tanınan bütün haklar ayaklar altında çiğnenirken, 1963 yılının 21 Aralık günü de tarihimizde Kanlı Noel olarak yerini alırken acımasız Rum saldırıları da başlıyordu. Bu saldırılarda halkımız katliam çukurlarına acımasızca gömülürken, çocuklarımız banyo odalarında hunharca katledilirken, yakılıp yıkılan 103 köyümüz göç etmek zorunda kalmıştı. Camilerimiz ve kutsal mekânlarımız da yerle bir edilmişti…
Kıbrıs Türk halkı eşit kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nden silah zoruyla dışlanırken, adanın yüzde 3’üne tekabül eden gettolarda kuşatma altına alınmıştı. Halkımız 11 yıl boyunca en zor ve en ağır koşullar altında göçmen çadırlarında yaşamış, utanç barikatlarında işkencelere tabi tutularak, açlığa ve yoksulluğa itilmiş ama tüm bu acılara rağmen Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nden hiç umudunu kesmemiş, Anavatanı Türkiye’nin büyük desteğiyle direnmiş, boyun eğmemiş, esir olmamış; başı dik, alnı açık bir şekilde mücadele ederek, Türklüğün onur ve şerefini ayaklar altında çiğnetmemişti. Can ve kan pahasına bayraklarımız gönderden inmedi, ezan sesi susmadı. Kıbrıs’ta Türk milletinin şanlı tarihine yakışır şekilde bir destan yazılıyordu.
Yunanistan’daki askeri cunta yönetimi ile EOKA milisleri, 15 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirdikleri faşist darbe ile ‘Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’ni ilan ederken, ana hedef yine halkımızı yok edip, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmekti.
Bu büyük tehlikeye karşı Ankara bu kez kararlıydı. Anavatan Türkiye uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974 sabahı Barış Harekâtı’nı başlatmıştı. 20 Temmuz sabahı Girne sahillerinde özgürlük güneşi doğarken, Türk askeri Kıbrıs’a ayak basıyor, Mücahitler ile kucaklaşıyordu. Yıllarca gözünü hiç Toroslardan ayırmayan Kıbrıs Türkü, o cumartesi sabahı Beşparmak semalarında paraşütlerle inen Mehmetçikleri gördüğünde sevinç gözyaşlarını tutamamıştı. 96 yıllık hasret son bulmuştu. Aynen Erenköy destanında olduğu gibi halk sevinçten birbirine sarılmış, ‘geldiler geldiler’ sesleri meydanları çınlatıyordu.
Bu arada Türk askerinin ulaşamadığı bölgelerde, halkımız, Rum askerleri ve EOKA’cılar tarafından katliamdan geçiriliyordu. Taşkent, Altılar, Muratağa ve Sandallar katliamları ile Limasol, Baf, Larnaka ve diğer bölgelerde yaşananlar Rum barbarlığı, vahşeti ve mezaliminin en büyük kanıtıdır.
Bugün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde egemen, özgür ve korkusuz olarak yaşıyorsak bunu halkımızın büyük fedakârlığına, direnişine, aziz şehitlerimize, kahraman Mücahit ile Mehmetçiklerimize ve Anavatan Türkiye’ye borçluyuz.
Vatanımızın her karış toprağında şehit kanı ve mukaddes bir var oluş mücadelesi vardır. Türk edebiyatının büyük şairlerinden Mehmet Akif Ersoy; İstiklal Marşı’nda bunu şöyle mısralara dökmüştür:
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anarken, gazilerimizi de saygıyla selamlıyorum.’
Tatar, Başbakanlık dönemimden itibaren Covid-19 Pandemisini yakından takip ederek, gereken önlemlerin alınması, sağlık alt yapısın güçlendirilmesi ve Anavatan Türkiye’nin yardımlarıyla ülkeye acil durum hastanesi kazandırılması yönünde girişimlerde bulunduğunu anımsattı.
Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da pandemi sürecini yakından takip ettiğini ifade eden Tatar, girişimler sonucunda ülkede bugüne kadar Anavatan Türkiye’den toplamda 720 bin 320 doz, AB’den de toplamda 257 bin 928 doz aşı gelmesinin sağlandığını söyledi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne her hal ve koşulda desteğini esirgemeyen, her alanda Kıbrıs Türkü’nün yanında olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bu vesileyle teşekkürlerini şahsı ve halkı adına saygıyla ilettiğini ifade eden Tatar, şöyle devam etti:
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kalkınması ve gelişmesi için, her zaman olduğu gibi 2022 İktisadi ve Mali İş Birliği Protokolü’nün de yaşama geçmesinde büyük katkıları olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a da ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, turizmde, yüksek öğrenim sektöründe, bilişimde, hafif sanayide, inşaat ve emlak sektöründe, Türkiye Cumhuriyeti’nden yılda 75 milyon metreküp suyla tarım ve hayvancılıkta ilerleyebilmek için çok uygun koşullara sahiptir. Ekonomiyi ayağa kaldırmak ve güçlendirmek için tüm sektörlerde başarıyı yakalayacağımıza olan inancımı da belirtmek isterim.
Bugün Ukrayna’da yaşananlara baktığımızda Anavatan Türkiye’nin garantörlüğü ile Kıbrıs’ta Türk askeri varlığının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha müşahede ediyoruz.
Diğer yandan terör örgütü PKK’nın siyasi kolu olan PYD’ye Güney Kıbrıs’ta Rum Yönetimi tarafından ocak ayında temsilcilik açma izni verilmesiyle tekrardan gündeme gelen GKRY-PKK ilişkilerinin, ülke ve bölge güvenliğiyle ilgili barındırdığı risklere bu bağlamda dikkat çekmekte fayda vardır.
Bakanlar Kurulu kararıyla terör örgütleri listesinde yer alan PKK ve PYD/YPG arasında hiçbir farkın olmadığı, başkaları tarafından bahse konu örgütlerle ilgili yapılan ayrımların KKTC devleti açısından herhangi bir karşılığı ve anlamı olmadığının altını çizmekte fayda görüyorum.
GKRY’yi terör ve terör örgütleriyle ilişkisini gözden geçirmeye davet ediyor, dünya insanlığını tehdit eden terör örgütleriyle siyasi saiklerle iş birliği yapmaktan vazgeçmeye davet ediyorum.
Terörün insanlık ve demokrasiye verdiği zararın en yakın örneği; 15 Temmuz 2016’da sinsi ve dış güçler tarafından desteklenen FETÖ terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti’ni karıştırmak, milli iradeye darbe vurma emeliyle gerçekleştirdiği darbe kalkışmasıdır.
Bu hain kalkışmayla, sadece Anavatan Türkiye değil Kıbrıs Türk halkının da güvenliğini etkileyecek tehlikeli bir süreçten geçilmiştir…
Ne mutlu ki Anavatan Türkiye’nin bütünlüğüne, bağımsızlığına ve demokrasisine karşı yapılan bu darbe kalkışması Türk halkı ve devletine bağlı Güvenlik Güçleri tarafından bastırılırken, Kıbrıs Türk halkı ilk andan itibaren bu darbe kalkışmasının karşısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile hükümetinin yanında yer almıştır.”
-“Kıbrıs sorununun devam etmesinin ana nedenlerinden biri 186 sayılı karar”
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs sorununun hâlâ daha devam etmesinin ana nedenlerinden birinin de BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarihinde aldığı “186 sayılı hukuka aykırı kararla” bir Rum devletine dönüşen Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “Kıbrıs’ın tek meşru hükümeti” olarak benimsemesi olduğuna dikkat çekti.
“Rum tarafı bu haksız ve siyasi karardan güç alırken, uzlaşmazlığını sürdürmekte ve zamana oynamaktadır. Bu karar çözümün önündeki en büyük engeli teşkil ederken, bu kararın iki taraf arasında yarattığı dengesizlik ortadan kalkmadıkça Rum tarafı hiçbir çözüme yanaşmayacaktır” diyen Tatar, şöyle devam etti.
“Çözümün önündeki bir diğer engel de Avrupa Birliği’nin tek yanlı tutumu ve tavrıdır. Rum tarafı bundan güç ve cesaret alarak uzlaşmaz tutumunu sürdürmeye devam etmektedir.
Bu arada Annan Planı referandumu sürecinde yaşananları da hatırlatmakta büyük yarar vardır. AB dahil olmak üzere birçok AB ülkesi Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri yerine getirmemiştir. ‘Hayır’ diyen Rum tarafı ise haksız bir şekilde AB üyesi yapılmıştır. Rum tarafı AB üyeliğini tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanarak dilediği çözüm şeklini kabul ettirebileceğini zannetmektedir. Bu arada, AB’nin verdiği sözlere rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve halkımıza yönelik olarak uygulanan insanlık dışı ambargolar da halen devam etmektedir. Tüm bunlar AB ilkeleri, değerleri ve adaletini sorgulamayı gerektirmektedir.
Buradan Türk dünyasına da seslenmek istiyorum… Gelinen noktada Türk dünyasının Doğu Akdeniz’deki temsilcisi olarak KKTC ile her alanda beklenen iş birliğine yönelik adımların atılmasının zamanı gelmiştir.
Rum- Yunan ikilisi ile bazı çevrelerin bir diğer hedefi de Anavatan Türkiye ile olan bağlarımızı kopartmak, halkımızı yalnızlaştırmak ve dayattıkları çözüm şeklini kabul ettirmektir. Bu hedefe yönelik çeşitli provokasyonlar ile algı operasyonları yürütülürken, bunların başarılı olması mümkün değildir. Kıbrıs Türk halkı Anavatan Türkiye’ye yürekten bağlı olup, Kıbrıs Türk halkı ile Anavatan Türkiye et ve tırnak gibidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin desteği olmadan Kıbrıs Türkü’nün var olamayacağını da unutmamalıyız.”
Tatar, Başbakanlığı döneminde, kapalı Maraş’la ilgili olarak 2020 yılında uluslararası hukuk ve insan hakları dikkate alınarak, büyük bir açılım başlatıldığını da anımsatarak, buna göre kapalı Maraş’ta kamuya ait bazı bölgeler ile deniz sahilinin halkın kullanımına açıldığını kaydetti.
20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’nın 47’nci yıl dönümünde de kapalı Maraş açılımının ikinci aşamasına geçildiğini ifade eden Tatar, şunları kaydetti:
“Bu çerçevede kapalı Maraş’ın yüzde üç buçuğuna tekabül eden bölge, askeri bölge statüsünden çıkarılarak, iade talebiyle başvuran hak sahiplerine Taşınmaz Mal Komisyonu’nun bu yönde karar üretilmesine olanak sağlanmıştır.
Doğu Akdeniz, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni silah zoruyla Rum devletine dönüştüren Rum tarafının malı değildir. Rum tarafı Doğu Akdeniz’de kıyısı bile bulunmayan bazı ülkelerle doğal gaz arama ve sondaj faaliyetlerini sürdürürken, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Anavatan Türkiye ile KKTC’yi dışlamaya, denklem dışına itmeye ve doğal kaynaklara tek başına sahip çıkmaya çalışmaktadır.
Rum tarafı, adayı çevreleyen denizlerde hidrokarbon kaynaklarının eşit hak sahibi olarak iki tarafın katılımıyla oluşturulacak bir komite üzerinden birlikte keşif ve değerlendirilmesi tekliflerimize yanıt bile vermemiştir. Rum tarafının ‘hakimiyetçi’ zihniyetine karşı seyirci kalacak değiliz.
Bu haksız girişimlere karşı eşit hak sahibi olduğumuz doğal kaynaklara Anavatan Türkiye ile birlikte sahip çıkma kararlığı içerisindeyiz.
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak 1977 yılında başlayan, çok uzun yıllar devam eden müzakere süreçleri Rum-Yunan ikilisinin olumsuz ve uzlaşmaz tutumuyla çökerken, yeni bir dönem başlamıştır. Özellikle Annan Planı referandumu ve 2017 yılında Crans Montana görüşmelerinde yaşananlar federal temele dayalı bir çözümün mümkün ve sürdürülebilir olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Rum tarafı, her zaman olduğu gibi Crans Montana görüşmelerinde de müktesep eşitliğimizi ve egemenlik haklarımızı reddederken, ‘sıfır asker, sıfır garanti’ ve işgalleri altındaki gayrimeşru sözde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ çatısı altında, yani Rum hakimiyetinde üniter bir devlete evrilecek bir çözüm şeklini ısrarla talep etmişti. Bu dayatmayı kabul etmemiz asla mümkün değildi.
2020 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde egemen iki ayrı devletin varlığına ve iş birliğine dayalı çözüm şeklini gündeme getirerek, yeni vizyonu halkımla paylaşmıştım. Cumhurbaşkanı seçilmemle halkımız da bu yeni vizyona büyük destek vermiştir.
Bölgenin en büyük ve en güçlü ülkesi Anavatan Türkiye tarafından da desteklenen yeni siyasetimiz, Kıbrıs’ın ve bölgenin yararına olan tek çözüm şekli olup, huzur ve istikrar bu şekilde sağlanabilecektir.
BM Genel Sekreteri’nin davetiyle Cenevre’de gerçekleşen gayriresmi 5 artı BM toplantısında da bu çözüm önerimizi ilk kez BM’ye sunmuş oldum. Bu yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Rum tarafı bu çözüm önerimize olumlu yanıt vereceği yerde, gerginliği tırmandırıcı tek yanlı faaliyetlere ve silahlanmaya devam etmiştir. İşte bu noktada başta BM ve AB olmak üzere diğer ülkelerden beklentimiz müktesep eşitliğimizin gereği olarak Rum tarafını uyarmaları ve egemen eşitliğimiz ile eşit uluslararası statümüzü teyide zorlamalarıdır.”
Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs Türk tarafı olarak Kıbrıs’ta müzakere yolu ile adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşmadan yana olduklarını belirterek, “Bunun için mevcut iki tarafın egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesi gerekmektedir” dedi.
“Ama ne var ki, Rum tarafı Rum devletine dönüştürdükleri Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dayalı bir çözümde ısrar etmekte, ‘Türkiye’nin garantörlüğü kalkmadan, Türk askeri çekilmeden, Maraş iade edilmeden çözüm olmaz’ dayatmasını sürdürmektedir” ifadelerini kullanan Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kıbrıs Türk halkının özünde var olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün tanınması ve bu yolla Ada’daki iki mevcut devlet arasında bir iş birliği ilişkisini tesis etmek üzere, Cenevre’de Anavatan Türkiye ile tam bir fikir ve eylem birlikteliği içerisinde bu siyasetimizin sürekli olarak her platforma ve dünya kamuoyuna ulaşmasındaki katkılarından dolayı Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na ve ekibine teşekkürlerimi sunuyorum.
Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle müzakerelerin durduğu ve başarısızlıkla sonuçlandığı ortada iken, Rum Yönetimi tüketilmiş zeminin bir parçası olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin otoritesini Kuzey’e yaymaya yönelik mevcut kabul edilemez statükonun devamına hizmet eden Güven Yaratıcı Önlemleri ısıtıp ısıtıp masaya getirmekle, Türk tarafını başarısızlığın sorumlusu olarak göstermeye çalışmaktadır.”
Cumhurbaşkanı Tatar, “dört iş birliği önerilerini” 1 Temmuz 2022 tarihinde BM Genel Sekreteri’ne, Rum yönetimine iletilmek üzere gönderdiğini ifade ederek, 8 Temmuz tarihinde de iki ek öneri daha sunduğunu ifade ederek, önerileri şöyle sıraladı:
“Birinci öneri, hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili kapsamı genişletilmiş iş birliği önerisidir.
İkinci önerimiz, Avrupa Birliği (AB) elektrik sistemine Türkiye Cumhuriyeti’ne kablo bağlantısı ile enterkonnekte olmakla ilgilidir.
Üçüncü önerimiz, Kıbrıs’ın doğal kaynağı olan güneş enerjisinin, en etkin şekilde kullanılması için iş birliği önerisi ile yeşil enerjiye geçişi hedeflemektedir. Dördüncü önerimiz, adanın tatlı su rezervlerinin ve asrın projesi olarak nitelendirilen KKTC su temin projesinin de dahil olabileceği, yaşamsal önemi yadsınamaz olan su konusunda iş birliğidir.”
Tatar, bu dört önemli iş birliği önerilerinin yanı sıra, adanın mayınlardan temizlenmesi ve düzensiz göçle mücadele konularında da iş birliği önerilerinde bulunduklarını ifade ederek, “Rum tarafından henüz bu iş birliği önerilerimize dair bir yanıt alınmamıştır” dedi.
Tatar, barış ve huzura kavuştukları bu tarihi günde; tüm dünyaya; “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, en az Kıbrıs Rum devleti kadar egemen ve meşrudur. Egemen eşitliğe ve eşit uluslararası statüye dayalı çözüm şekli, adamıza ve bölgemize iş birliği, refah ve istikrarı getirecektir” diye seslendi.
Tatar, sözlerini, “20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramımızı bir kez daha kutlarken, ayrılmaz bir parçası olmakla gurur ve onur duyduğumuz büyük Türk ulusuna, kıvançta ve tasada her zaman yanımızda olan Anavatan Türkiye ile kurtarıcımız şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, halkımızın şükran duygularını sunar, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarken, gazilerimizi ve kahraman halkımızı saygıyla selamlıyorum. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramımız kutlu olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek tamamladı.

“KIBRIS TÜRKÜNE BAĞLIYIZ, KKTC’NİN YANINDAYIZ”

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törende konuştu.
Fuat Oktay’ın törendeki konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
-CumhurbaşkanıErdoğan’ın selamlarını sizlere iletmek istiyorum.
-Orman yangınları nedeniyle geçmiş olsun diyorum. Yanan yerleri yeniden yeşertmek için 1 milyon fidan desteğinde bulunacağız.
-Kıbrıs Barış Harekatı sayesinde tüm adada barış ve huzur hakim oldu.
– Barış harekatı tüm dünyaya Kıbıs Türkü’nün bağımsızlığından asla ödün vermeyeceğini gösterdi. Türkiye’nin de milli davalarda gerekeni yapmaktan asla çekinmeyeceği ispat edildi.
-Kıbıs Türküne bağlıyız ve KKTC’nin yanındayız.
-Savunma Sistemlerimizi geliştirmeye son dönemde büyük ağırlık verdik. Özellikle denizlerde dengeleri değiştireceğiz, oyunları bozacağız.
-Tahrik ve usülsüz girişimler karşısında Doğu Akdeniz’de hakkımız olanı savunuyoruz. ,
-Akdeniz’de Ege’de olmayacak hayallerle mehtaba çıkanlar bu gerçekleri iyi bilsin
-Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları Rum’un oyuncağı değildir. Bunu Sayın Tatar da, Sayın Erdoğan’da belirtti. Türkiye net, KKTC iletişime açık. Ancak Rum tarafı kendine bölgede yancı bulma peşinde.
-Doğu Akdeniz’de KKTC’yi dışlamaya çalışan hiçbir girişim başarıya ulaşmadı, ulaşamaz.
-Kıbrıs meselesinin adil kalıcı ve sürdürülebilir çözüme kavuşması için samimiyetle çaba gösterdik.
-Çabalarımız Rum tarafı yüzünden sonuçsuz kaldı. Kıbrıslı Türkler hiçbir zaman eşit ortak olarak görülmedi.
-Maraş KKTC toprağıdır bu böyle biline. Hiç kimse yalan dolanla uluslararsı toplumun gündemini boş yere meşgul etmesin.
-AB Kıbıs Türklerini yok sayan hadsiz söylemlerine devam ediyor.
-Bir çözüm olacaksa bu Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin tescil edilmesi ile olacak.
-Çözüm yolunda da kalkınma yolculuğunda da KKTC’nin yanındayız.
-Bir sonraki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde KKTC bayrağını göreceğiz. Uluslararası alanda bu adımlar da artarak sürecek.
-Birlik beraberlik dayanışma ve istikrar sağlandığı sürece, KKTC’nin kalkınması kesintisiz sürecektir.
-Kıbrıs Türk halkının önünde hiçbir izolasyon ve ambargo kalmayacaktır

TAYYİP ERDOĞAN’DAN MESAJ

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a yazılı kutlama mesajı gönderdi.
Hiç kimsenin Anavatan Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının ilanihaye çözümsüzlüğün mağduru olarak kalmasına seyirci kalmayacaklarını ifade eden Ergoğan, “Kıbrıs Türk halkının lâyık olduğu müreffeh yarınlara ulaşmasını sağlamak maksadıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile sarsılmaz dayanışma anlayışımız içerisinde haklı mücadelemizi sürdüreceğiz. Türkiye’nin yükselen bölgesel ve küresel rolü, şüphesiz ki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin istikbali için en büyük güvence olmaya devam edecektir” dedi.

TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kutlama mesajının satırbaşları şu şekilde:

Sayın Cumhurbaşkanı, Değerli Kardeşim,

Ada’nın egemen eşit ve ortak sahibi Kıbrıs Türk halkının hakkına, hukukuna, varlığına ve egemenliğine kasteden teşebbüsü ebediyen tarihe gömen, Kıbrıs Türkü’nün barış ve özgürlük ortamına kavuştuğu Kıbrıs Barış Harekâtımızın 48. yıldönümü münasebetiyle Milletim ve şahsım adına Zat-ı Devletleri’ni ve şahsınızda tüm Kıbrıs Türk halkını en kalbi duygularımla tebrik ediyorum

HAKAN OĞUZ HAYATINI KAYBETTİ

Dün akşam saat 22:00 sıralarında, Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nde, hükümlü tutuklu olarak bulunan Hakan OĞUZ (E-52), koğuşunda bulunduğu sırada aniden rahatsızlanarak önce cezaevi revirinde, daha sonra ambulans ile kaldırıldığı Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi
Soruşturma devam etmektedir.

RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI

Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi Yönetim Kurulu, Bakanlar Kurulu’nca değişikliğe gidildi.

Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Vakıflar Örgütü ve Din işleri Dairesi Yönetim Kurulu’na Başkan olarak atanan Durali Elal ile üye olarak atanan Kenan Akın, Servet Şahan ve Ayhan Kılıçaslan görevlerinden alındı ve yerlerine Selahaddin Bayırkan’ın başkan; Mustafa Tümen, Mehmetali Ekemen ve Mehmet Ortak’ının ise üyeler olarak atandı.

Bakanlar Kurulu, Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi Yönetim Kurulu’nda halihazırda üye olan Mehmet Tunçtürk, Atilla Mahmutoğlu ve Hakan Fellahoğlu’nun ise üyelik görevlerine devam etmelerine karar verildi.

ŞAFAK NÖBETİ TUTULDU!

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 48’inci yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Barış Harekatının başladığı yer olan Alsancak Yavuz Çıkarma Plajında 13’üncü kez Şafak Nöbeti tutuldu.
ŞafakNöbeti,13’üncü yılındayine “hem tarihimize, hem de sahilimize sahip çıkıyoruz!” sloganıyla tutuldu.
Müze gemi önünde İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte halk oyunları gösterileri ve bando konseri yer aldı.
Etkinlikte daha sonra meşalelerle sahile inildi.
Lazer gösterisi ve Su Altı Taarruz timi gösterisinin de yapıldığı etkinlikte şehitler için dualar okundu.
Şafak Nöbeti, sabahın erken saatlerine kadar sürdü.

HALUK ERDOĞMUŞ HAYATINI KAYBETTİ

Polis Basın Subaylığı, dün Alsancak’ta faaliyet gösteren bir tatil köyünde kalmakta olan Haluk Erdoğmuş’un oda içerisinde ölü olarak bulunduğunu açıkladı.

Haluk Erdoğmuş hayata gözlerini yumdu.

Polis Basın Subaylığı tarafından verilen bilgiye göre, dün saat 14.30 sıralarında Alsancak’ta faaliyet gösteren bir tatil köyünde kalmakta olan 45 yaşındaki Haluk Erdoğmuş’un tatil köyünün odası içerisinde ölü olarak bulunduğunu belirtti. Yapılan ileri soruşturmada, bahse konu şahsın intihar etmek suretiyle yaşamını sonlandırdığı tespit edildiği ve soruşturmanın devam ettiği açıklandı.

KKTC’DEKİ BİLAL AĞA MESCİDİ’NİN 47 YIL SONRA AÇILMASININ ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇTİ

Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK) 1974’de gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında kapatılan Bilal Ağa Mescidi’nin 8 Ekim 2020’de başlayan Maraş açılımı sonrasında faaliyete geçmesi yeniden gündeme geldi.

Bilal Ağa Mescidi, daha sonra Kıbrıs Vakıflar İdaresi (EVKAF) tarafından gerçekleştirilen restorasyonun ardından 20 Temmuz 2021’de yeniden ibadete açıldı. 200 yıllık geçmişe sahip mescitten, Maraş’ın kademeli açılımının başlamasının ardından ezan sesi yükseliyor.

Vakit namazlarının kılındığı Bilal Ağa Mescidi’ni çok sayıda yerli ve yabancı turist de ziyaret ediyor.

Mescidin ön bölümünde yer alan panoda mekanın tarihçesi yer alırken girişte Bilal Ağa Çeşmesi ve abdest alınacak bölüm yer alıyor.

Bilal Ağa Vakfının mirası

Bilal Ağa Mescidi’nin, Maraş bölgesinde toprağı bulunan ve Osmanlı döneminde kurulan üç vakıftan biri olan Bilal Ağa Vakfına (diğer iki vakıf Lala Mustafa Paşa Vakıfları ve Abdullah Paşa Vakfı) ait olduğu biliniyor.

EVKAF kayıtlarına göre, Bilal Ağa Vakfı, 14 Şubat 1821’de kuruldu. Maraş bölgesinde bulunan Bilal Ağa Vakfına ait arazi içerisinde mescidin yanı sıra 7 dükkan, 2 kahvehane ve 1 ev de yer alıyor.

8 Kasım 1902 tarihli belgeye göre, mescidin batısında yer alan ve kesme taşlarla inşa edilmiş çeşmenin 1891’de yapıldığı belirtiliyor.

Mescit harimine girişi sağlayan ana giriş kapısının üst kısmında bulunan mermer yazıtta da mescidin, Bilal Ağa tarafından yapıldığı bilgisi yer alıyor.

47 yıl sonra ilk cuma namazı

Bilal Ağa Mescidi’nde 23 Temmuz 2021’de kılınan cuma namazı, tarihe “47 yılın ardından Bilal Ağa Mescidi’nde kılınan ilk cuma namazı” olarak geçti.

Mescitteki bu tarihi cuma namazına, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter, askeri erkan ve vatandaşlar katıldı.

Açılışa Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı bağlantı ile katılmıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2021’de KKTC ziyareti sırasında, Bilal Ağa Mescidi’nin yeniden ibadete açılışı için düzenlenen törene, KKTC Cumhurbaşkanı Tatar ile canlı bağlantıyla katılmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, “Maraş, uluslararası hukuk çerçevesinde kimsenin hakkına halel gelmeyecek şekilde açılarak yeniden eski güzel günlerine kavuşacaktır. Türk-İslam mimarisinin bölgede günümüze ulaşabilmiş birkaç eserinden biri olan Bilal Ağa Mescidi’ni yeniden ibadete açmanın heyecanını ve iftiharını yaşıyoruz. Restorasyon çalışmalarını çok kısa bir sürede tamamlayan Kıbrıs Vakıflar İdaresine emanete sahip çıkma noktasında sergilediği hassasiyet nedeniyle ben de şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullanmıştı.

BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK BAYRAMI!

Özgürlük,barış,hürriyet ve varoluş mücadelemizin taçlandığı gün bugün. 20 Temmuz… Yarınlarımızın aydınlandığı, özgürlüğümüze ve kimliğimize sahip çıktığımızın kanıtı, Barış ve Özgürlük Bayramı’mız.
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı tören ve etkinliklerle kutluyoruz.
Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 48. Yıldönümü kutlamlarına katılmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geldi.
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlama etkinlikleri çerçevesinde bugün Lefkoşa’daki ilk tören saat 08.30’da Lefkoşa Atatürk Anıtı önünde, ikinci tören ise saat 08.50’de Lefkoşa Şehitler Anıtı önünde düzenlenecek.
Etkinlikler çerçevesinde, Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda resmi geçit töreni düzenlenecek. Saat 09.30’da başlayacak törende, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay konuşma yapacak.
Başkent Lefkoşa’nın yanı sıra tüm bölgelerde de törenler düzenlenecek.
Türk Yıldızları ise saat 18.00’de Girne Atatürk Anıtı önünde gösteri icra edecek.
Barış Harekatı’nın 48’inci yıl dönümü çerçevesinde şehitler de anılacak.

FUAT OKTAY KKTC’DE!

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak üzere KKTC‘ye geldi.

Oktay, Ercan Havalimanı’nda Başbakan Ünal Üstel ve yetkililerce karşılandı.

Oktay, bu sabah ilk olarak başkent Lefkoşa’da Atatürk Anıtı’nda düzenlenen törene katıldı.

Oktay 09.30’da ise Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’da yer alacak resmi geçit törenine katılarak konuşma yapacak.

SONDAJ GEMİMİZ ÖNÜMÜZDEKİ AY AKDENİZ’DE FAALİYETE GEÇECEK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) düzenlenen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında konuşan Oktay, sözlerine, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve egemenlik mücadelesinin önderlerinden Dr. Fazıl Küçüğe rahmet dileyerek başladı.

Oktay, Kıbrıs Türkü’nün istiklali için dönüm noktası olan 20 Temmuz gününde KKTC’deki bayram coşkusunu paylaşmaktan şeref ve bahtiyarlık duyduğunu belirterek, “Türkiye’nin dört bir yanından tüm milletimizin ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sizlere selamlarını ve kutlama dileklerini iletiyorum.” dedi.

Geçen haftalarda, KKTC’de meydana gelen orman yangınları için de bir kez daha geçmiş olsun dileklerini yineleyen Oktay, yangından etkilenen bölgelere 1 milyon fidan dikimi desteği verdiklerini, ön çalışmaların başlatıldığını ve uygun zamanda bölgede fidanları toprakla buluşturacaklarını söyledi.

“Ada’da Rum mezalimi hüküm sürüyordu”

Oktay, 48 yıl önce bugün Türkiye, Kıbrıs Türkü’nün imdadına yetişene kadar Ada’da Rum mezaliminin hüküm sürdüğünün altını çizerek, yok saymalarla başlayan Rumların Kıbrıs’ta Türkü silip atma teşebbüslerinin kadın çocuk demeden köy köy, hane hane katliama dönüştüğünü hatırlattı.

1571’den beri kendi toprağında huzur içinde yaşayan Kıbrıs Türklerinin öz vatanında parya edilmek istendiğini aktaran Oktay, “Ama eli kanlı EOKA’nın ve onu destekleyen güçlerin hesap edemediği bir gerçek vardı; Kıbrıs Türkü’nün nabzı hürriyet için atıyor, kanı özgürlük için akıyordu.” dedi.

Oktay, “Onlar bizi yok sayacaklar, biz daha çok var olacağız” inancıyla Kıbrıslı mücahitlerin, zulme karşı örgütlenip şanlı mücadeleyi başlattıklarının altını çizdi.

Ancak katliamın ateşinin Yunanistan başta olmak üzere, dışarıdan körüklendiğine dikkati çeken Oktay, şöyle konuştu:

“1974 yılına gelindiğinde Kıbrıs Türkü, var oluş mücadelesinin zirvesini yaşıyordu. Türkiye’nin dört bir yanından Kıbrıs Türkü’ne destek sesleri yükseliyor, milletimiz, burada yaşananlara bigane kalamıyordu. Ve nihayetinde 48 yıl önce bugün, devletimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Kıbrıs Türkü’nün varlığına vurulmaya çalışılan hançeri söküp atmak üzere harekete geçti. Kıbrıs Barış Harekatı ile kahraman Mehmetçiğimiz Kıbrıslı kardeşlerimizin imdadına hem havadan hem de denizden yetişmiştir. Bir tarafta yakılan ekin tarlalarına gözünü kırpmadan paraşüt indirme yapan Mehmetçiğimiz, bir tarafta mayınlı sulara tam yol ileri diyerek dalan denizci leventlerimiz vardı. İşte bu şehadet iklimi karşısında Rum terörü ve destekçileri nefessiz kalmıştır.

Harekatın oluşturduğu şartlar sayesinde, Kıbrıs Türkü bayrağına, toprağına, egemenliğine kavuşmuş; tüm adada barış ve huzur hakim olmuştur. 48 yıl önce bu yolda omuz omuza savaşan Mehmetçik ve mücahitlerimiz, korkuyu, ölümü öldürenlerdir. Barış Harekatı, tüm dünyaya Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlığından asla ödün vermeyeceğini göstermiştir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gönül birliğini, Türkiye’nin milli davalarda gerekeni yapmaktan asla çekinmeyeceğini göstermiştir. Bugün de duruşumuz, kararlılığımız, irademiz aynıdır. Kıbrıs Türkü’ne milli, ahdi ve tarihi bağlarla bağlıyız ve her zaman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olacağız.”

“Türkiye kendi savaş gemisini inşa eden 10 ülkeden biri”

Kıbrıs Barış Harekatı’nın gerçekleştiği sırada, Türkiye’ye ihtiyacı olan askeri ürünlerin satılmadığı, her türlü zorluğun çıkarıldığı bir dönem olduğunu vurgulayan Oktay, bu ortak zaferin, Türkiye’ye uygulanan silah ambargolarına ve tüm zorluklara rağmen inançla elde edilmiş tarihi bir dönüm noktası olduğunun altını çizdi.

Oktay, edinilen tecrübelerle Türkiye’nin, yerli ve milli savunma sanayinin ilk tohumlarını attığını TUSAŞ, ASELSAN ve HAVELSAN gibi gurur vesilesi kurumların kurulmaya başladığını vurguladı.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin 1974’te, sancak gemisi TCG ERTUĞRUL ile çıkartma plajına tarihi bir çıkartma gerçekleştirdiğini hatırlatan Oktay, deniz kuvvetlerinin bugün ay yıldızlı sularda yerli milli silah ve teçhizatla faaliyet gösterdiğini söyledi.

Türkiye’nin halihazırda dünyada bir savaş gemisini milli olarak tasarlayan, inşa eden ve idamesini gerçekleştirebilen 10 ülke arasında yer aldığına dikkati çeken Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnşa edilen ve modernize edilen deniz araçlarımızı son sistem silah, radar, muhabere ve elektronik sistemlerle donatıyoruz. MİLGEM’lerimiz ve amfibi gemilerimiz, donanmamızın kullanımında adeta bir SİHA gemisi olacak ANADOLU çok maksatlı amfibi hücum gemimiz, denizde ikmal muharebe destek gemimiz, İstanbul İ sınıfı fırkateynimiz ve yeni tip denizaltılarımızla adım adım çok daha güçlü ve caydırıcı bir deniz gücüne sahip olmaktayız. Havadan bağımsız tahrik kabiliyeti olan denizaltılarımıza, milli torpidomuz AKYA ile milli gemisavar füzemiz Atmaca’yı entegre ediyoruz.

Milli denizaltı projemiz MİLDEN’in yanı sıra SİHA üretiminde sahip olduğumuz tecrübeyi insansız deniz araçlarına aktarıyoruz. Mavi vatanda egemenliğimizi perçinleyecek insansız denizaltılarımız, denizlerde de dengeleri değiştirecek, oyunları bozacak. KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile yoğun şekilde ortak tatbikatlar düzenliyor, denizde de iş birliğimizi sürdürüyoruz.”

“Sondaj gemisi filomuzu da güçlendiriyoruz”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 7. nesil Abdülhamid Han sondaj gemisinin, 12 bin 200 metreye kadar sondaj yapabilme yeteneğiyle mavi sularda etkin araştırma yürütülmesinde önemli role sahip olduğunu aktardı.

“Yeni sondaj gemimizin önümüzdeki ay Akdeniz’de faaliyetlerine başlaması planlanmaktadır.” bilgisini veren Oktay, her türlü tahrik ve usulsüz girişimler karşısında, Doğu Akdeniz’deki hakların kararlı bir şekilde savunulduğunu belirtti.

Oktay, Kıbrıs Türklerinin hak ve hukukunu da kendi hukuklarından ayrı tutmadıklarını belirterek, Akdeniz’de, Ege’de olmayacak hayallerle mehtaba çıkanlar bu gerçekleri iyi bilmesi gerektiğini aktardı.

Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının Rumların oyuncağı olmadığına işaret eden Oktay, şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanı Sayın Tatar, hakkaniyetli paylaşım önerisini ay başında yapmıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliğine ‘Buyrun, KKTC’yi de içine alacak şekilde hakkı teslim eden bir bölgesel konferans yapalım’ diye teklifini sunmuştur. Bu konuda Türkiye net, KKTC iletişime açık; uluslararası hukuk, ayan beyan ortadadır. Ancak Rum tarafı hala kendine bölgede yancı bulma peşinde. Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlamaya çalışan hiçbir girişim başarıya ulaşamamıştır ve ulaşamayacaktır. Bölgede hak, hukuk, hakkaniyet konuşacak, yancılar değil. Bunu da herkes böyle bilsin.”

“Kıbrıs meselesi milli davamızdır”

Kıbrıs meselesinin milli bir dava olduğunun altını çizen Oktay, Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını ve güvenliğini teminat altına alacak şekilde, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması için Türk tarafı olarak başından beri samimiyetle çaba gösterdiklerini hatırlattı.

Yapıcı ve yenilikçi fikirlerle çözüm odaklı bir anlayış sergilediklerine dikkati çeken Oktay, bütün bu iyi niyetli çabaların, Rum tarafının doyumsuz, çarpık zihniyeti yüzünden sonuçsuz kaldığını vurguladı.

Oktay, Rumların, Kıbrıs Türkü’nü hiçbir zaman eşit ortakları olarak görmediklerinin altını çizerek, Rumların kendilerini Ada’nın tek hakimi, Kıbrıs Türklerini ise azınlık olarak gören zihniyetten vazgeçmediklerini söyledi.

2004’te Kıbrıs Türk halkının, kendisine getireceği pek çok zorluğa rağmen Annan Planı’na “evet” dediğini aktaran Oktay, her 4 Rum’dan 3’ünün “Kıbrıs Türkleri bizim ortağımız değil, bu Ada’nın tek hakimi biziz.” dediğini hatırlattı.

Oktay, şunları kaydetti:

“2017’de Kran Montana’da ise Rum tarafı adeta masadan kaçtı. ‘Kıbrıs Türkleriyle hastaneleri bile paylaşmayız’ dedi. Kıbrıs Türklerini Ada’da azınlık yapmak için türlü oyunlarla uluslararası toplumu kandırmaya, meselenin özünden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Özellikle Maraş’ı kullanarak, uluslararası toplum nezdinde yaygara çıkarmaya, yalan gündemlerle dikkat toplamaya çalışıyorlar. Maraş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprağıdır. Hiç kimse yalan dolanla uluslararası toplumun gündemini boş yere meşgul etmesin; Rum yönetiminin asılsız propagandalarının sözcülüğünü yapmasın. Çözümsüzlükle bu toprakların kaynağını, potansiyelini çürütmenize izin vermeyeceğiz. AB Uyum Komiseri, hafta sonu burada yine ‘dostlar alışverişte görsün’ misali temaslar yaptı gördünüz. Kıbrıs Türkü’nü yok sayan hadsiz ezberlerini tekrar etti. Biz, sizin kültürel mirası desteklerken bile nasıl taraflı davrandığınızı, Kıbrıs Türkü’nün geçmişine dair ne varsa silmeye çalıştığınızı bilmiyor muyuz? Hangi birliktelik, hangi eşit tutum, hangi Avrupa değerleri? La Fontaine’den masallar.

Bir çözüm olacaksa bu Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesiyle olacaktır. Müzakerelerde iki devlet nasıl iş birliği yapabileceklerini, eşsiz güzelliklerle dolu bu kıymetli Ada’da yan yana nasıl bir gelecek kuracaklarını birlikte belirlemelidir. Çözümün tek yolu budur. Çözüm yolunda da kalkınma yolculuğunda da KKTC’nin yanındayız, en güçlü şekilde Kıbrıs Türkü’nü desteklemeye devam edeceğiz. İnşallah bir sonraki Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde KKTC bayrağını da göreceğiz. Uluslararası alanda bu gibi adımların devamı da gelecek, Kıbrıs Türkü’nün önünde hiçbir izolasyon, ambargo duramayacaktır. Birlik, beraberlik, dayanışma ve istikrar sağlandığı sürece KKTC’nin kalkınması kesintisiz sürecektir. Mücahitlerin mücadelesinden aldığımız ilhamla azmimizi her daim dinç tutacak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında güçlü bir şekilde duracağız.”

 

BİLİNCİ KAPALI…

Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Dr. Şükrü Onbaşı, BRTK eski Müdürlerinden, eski Yönetim Kurulu başkanlarından Hüseyin Çobanoğlu’nun bilincinin kapalı, genel durumunun kritik olduğu ve yoğun bakımda tedavisinin sürdüğünü kaydetti.