Archives Eylül 2022

“HEDEFİM KUPAYI KIBRIS’A GETİRMEK”

“Zuhal Topal’la Yemekteyiz” programının Kıbrıs bölümü yarışmacılardan Sinan Gürzap, hedef büyüttü. Survivor yarışmasına katılmak için başvurusunu yapan Gürzap şimdiden çalışmalara başladı ve hedefini şampiyonluk olarak belirledi.

Türkiye gibi KKTC’de de büyük izleyici kitlesi olan Survivor yarışması bir sürpriz olmazsa bu yıl bir Kıbrıslı Türkü daha ağırlamaya hazırlanıyor.

Mehmet Özyay, Ceyhun Uzun ve Bahar Sevinç gibi isimlerin ardından “Zuhal Topal’la Yemekteyiz” programının Kıbrıs bölümü yarışmacılardan olan Sinan Gürzap da “Survivor 2022/23” yarışması için başvurusunu yaptı.

Gürzap’ın Survivor’a katılma isteğini Zuhal Topal, yemek programında ilk kez duyurmuş, Acun Medya ve TV8 ailesine de Gürzap’ın Survivor adaylığı için çağrıda bulunmuştu.

Yarışmacı arkadaşları da Sinan Gürzap’a açık destek belirtmişti.

Başvurusunu yapan ve ekim ayında yapılacak elemelere katılacak olan Gürzap, şimdiden yoğun bir çalışma temposu içine girdi.

Sabah ve öğleden sonra iki idmanla dayanıklılık kondisyon çalışmaları yapan Sinan Gürzap,  yarışmaya katılarak, hedefinin kupayı Kıbrıs’a getirmek olduğunu söylüyor.

Kıbrıs’ın ilk organizatörlerinden olan 33 yaşındaki Gürzap, uzun yıllar eğlence sektöründe hizmet verdi.

KIB-TEK: VERDİĞİMİZ RAHATSIZLIK İÇİN ÖZÜR DİLERİZ

Kıb-Tek sosyal medya hesabından elektrik kesintisi olacağını duyurdu.

Kıb-Tek tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

27 Eylül 2022 Salı günü, orta gerilim elektrik şebekesinde yapılacak bakım onarım çalışması nedeniyle ; 09:00 – 14:00 saatleri arasında;Karmi (Karaman), Karaman su pompaları, Sivil Havacılık ve Radar Askeri Tesisleri, Edremit’in Batısı (dağ kısmı), Meriç Erülkü Sitesi, GAÜ Erkek Yurdu, Edremit Köy İçi, Karmi Gazino ve Hideaway Club Hotel bölgesi ve Edremit Çemberine elektrik verilemeyecektir. Elektrik enerjisi, çalışmaların seyrine göre belirtilen saatten daha erken veya geç verilebileceğinden, şebekede her an elektrik enerjisi varmış gibi davranılması önemle duyurulur. Bölge halkının mağduriyet yaşamaması adına gerekli tedbirleri almasını rica eder, verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz.

BEKLENEN ÖDEME YAPILIYOR

Süt Endüstrisi Kurumu, küçükbaş ve büyükbaş çiğ süt bedellerinin %100’ü bugün ödeniyor.

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Süt Endüstrisi Kurumu, 01 – 15 Ağustos 2022 devresinin küçükbaş ve büyükbaş çiğ süt bedellerinin %100’ü bugün ödeniyor.

SÜTEK’ten yapılan açıklamaya göre 01 – 15 Ağustos 2022 döneminde SÜTEK’e süt veren 721 üretici için çiğ süt bedellerinin %100’ü ( 54,282,993.81 TL ) 26 Eylül 2022 tarihinde (bugün) üreticilerin banka hesaplarına yatırılmıştır.

ÇOCUKLARA AYRI ACİL HİZMETİ

Sağlık Bakanı İzlem Gürçağ Altuğra, Acil Durum Hastanesi ve yeni yerinde hizmet veren Çağrı Merkezi’nde incelemelerde bulundu.

Acil Durum Hastanesi’ni gezdi, hizmet şeması ve taşınan birimlerle ilgili bilgi alan Altuğra, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, çağrı merkezinin bundan böyle hem Lefkoşa, hem de Gazimağusa için randevu hizmeti vereceğini söyledi ve Girne Akçiçek hastanesinin de en kısa zamanda bu sisteme dahil edileceğini belirtti.

Çocuklara ayrı acil

Çocuklara en iyi hizmeti verebilmek adına tüm çocuk birimlerini Acil Durum Hastanesine taşıyabilmek için çalıştıklarını kaydeden Altuğra, çalışmaların tamamlandığını ve en kısa sürede “Çocuk Acil” dahil, tüm çocuk hizmetlerinin Acil Durum Hastanesi’nde verileceğini vurguladı.

Altuğra, çocuklar için ayrı bir acil servis bulunmasının avantajlarını anlatarak, çocukların çağdaş ve kendilerine ait bir ortamda hizmet almasının aileler için de önemli olduğunu söyledi. Altuğra, çocuklarla yetişkinlere farklı yerlerde müdahale edilmesinin psikolojik olarak da bir avantaj sağlayacağına işaret ederek, “Çocuklar yaralı ve travmalı yetişkinlerle karşılaşmayacak enfeksiyon ve kötü durumda olan yetişkinlerle birlikte sıra beklemeyecek” dedi.

Acil Durum Hastanesi’ndeki değişikliklerle birlikte Yeni Doğan Servisi’nin de daha kapsamlı hizmet vereceğini ve özele sevkin de önüne geçileceğini belirten Altuğra, çocuklara yönelik acil, yeni doğan, cerrahi ve yoğun bakım servislerinin aynı yerde yapılacak olmasının önemine işaret etti.

KANUNSUZ AVLANAN 2 KİŞİ TUTUKLANDI

Kalkanlı’da ruhsatsız avlanan iki kişi tutuklandı.

Polisten yapılan açıklama şu şekilde:

İkinci İnce Av Mevsimi münasebetiyle, 25.09.2022 tarihinde ülke genelinde polis tarafından yapılan kontroller sonucu; Kalkanlı’da, A.O.K.(E-19)’nin avlanma ruhsatı olmadığı halde, adına kayıtlı olmayan av tüfeği ile kanunsuz olarak avlandığı tespit edilmiştir. Bahse konu şahıs ve mesele ile bağlantısı olduğu tespit edilen O.K.(E-43) tutuklanmış olup, soruşturma devam etmektedir.

BAKAN TAÇOY: BU ARAZİLERİ VERMEMİN TEK NEDENİ VAR…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Taçoy, Kıbrıs Türk Elektrik Müteahhitleri Birliği’nin 12. Genel Kurulu’na katıldı. Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Taner Akcan Çıraklık ve Yetişkin Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen Genel Kurul’da konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Taçoy, Elektrik Müteahhitleri Birliği’ne verilen arazi konusuna değinerek bu konuda haberi olması halinde farklı bir tavır içerisine girmiş olacağını söyledi.
Taçoy “Hep hayalimdi bu bölgede bir Taşeronlar Birliği’ne bir de Elektrik Müteahhitleri Birliği’ne yapmış olduğum Ekonomi ve Enerji Bakanlığı dönemimde araziler verdim. Bu arazileri vermemin tek bir nedeni vardı; Ülkemizde her geçen gün yabancı uyruklu çalışan sayısı artıyor. Ancak bunun gibi meslekler ki güvenlik unsurunu içerir ve belli bir lisans gerektirir, buna sahip çıkabilecek, geleceği yetiştirecek imkanları sağlamamız ve onlara haklarının verilmesi gerekir. Ben bu düşüncemden vazgeçmedim” ifadelerini kullandı. Bakanlık olarak çalışma yaşamına ilişkin denetimleri artırdıklarını söyleyen Taçoy, haksız rekabeti önlemek için kayıtsız çalışanları kayıt altına almak ve iş sağlığı ve güvenliği kuralları adına denetlemeler geçekleştirildiğini anlattı.
Taçoy, Denetimlerin ceza yazmak için değil, haksız rekabeti önlemek ve iş güvenliğini artırmak amacıyla yapıldığını söyledi. Taçoy, meslek hastalıklarının denetlenmesi için meslek hastalıkları tabibinden hizmet satın alınması için başvuruda bulunduğunu da belirtti.
Hükümet olarak, amaçlarının yerli işgücünü desteleyecek projeleri ortaya koymak olduğunu kaydeden Bakan Taçoy, bu çerçevede imzalanmış birkaç tane projeleri olduğunu anlattı.

ATAOĞLU: TÜM YIL BOYUNCA TURİZM HEDEFİNDE İLERLİYORUZ

16 farklı Avrupa ülkesinden, yaklaşık 15 bin misafirin, KKTC’yi ziyaret edeceği NTL kış programları başladı. 

Aralık ayına kadar devam edecek kış turizm operasyonu, İngiltere, Almanya, İskandinavya, Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden turistleri kapsıyor.

Ağırlıklı olarak 3 ve 4 yıldızlı oteller olmak üzere, taşımacılık ve rehber hizmetlerini kapsayan operasyon dahilinde, ülkenin birçok tarihi ve alışveriş merkezleri ziyaret edilecek.

Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, Aralık ayına kadar devam edecek olan kış turizmi programı ile ilgili olarak, kış programında KKTC’nin en kuzeyinden en güneyine, en batısından, en doğusuna bütün bölgelerinin ziyaret edileceği, şehirler ve beldeler olmak üzere birçok alanın programda yer aldığını belirti.

Ülkenin açık olan bütün tarihi ve kültürel yerlerinin de programa dahil olduğunu belirten Ataoğlu, “yıl 365 gün turizm hedefimizde kararlılıkla devam ediyoruz. Kış turizmi kapsamında belirlenen program, Avrupa’nın birçok yerinden ülkemizi ziyarete gelecek olan misafirlerin tarihi ve kültürel yerlerimizi ziyaretleri yanında, çarşı ve alışveriş yerlerimizi de gezip, alışveriş yapabileceklerine imkan verecek şekilde belirlenmiştir” dedi.

Ataoğlu ayrıca, Aralık ayına kadar devam edecek olan kış turizm programı ile hem hizmet sektörünün çalışmasına imkan sağlayacağı hem de ülkeyi ziyaret edecek misafirlerin, alış veriş yapabileceklerine imkan sağlayacak program sayesinde, esnaf için de büyük katkı sağlayacağını belirtti.

 

ERDOĞAN MÜJDELEMİŞTİ…”“DEVLET OLMANIN İFADESİ İŞTE BUDUR”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla projelendirilen, KKTC’ye yakışacak modern Cumhurbaşkanlığı Kompleksi’nin inşaat çalışmaları başladı.

KKTC’ye yakışacak modern Cumhurbaşkanlığı kompleksinin inşaat çalışmaları başladı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla, yapılmasına başlanan Cumhurbaşkanlığı Kompleksi’nin içinde Cumhurbaşkanlığı Binası ve Cumhuriyet Meclisi Binası da yer alıyor. KKTC’ye gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında, Cumhuriyet Meclisi Özel Oturumuna katılarak, milletvekillerine hitap eden Erdoğan şöyle konuşmuştu: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının ne doğru dürüst bir Cumhurbaşkanlığı binası veya külliyesi var veyahut da ne doğru dürüst bir parlamento binası var. İşte parlamento binamız burası. Biz bunu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yakıştırmıyoruz. Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki bina, malum İngilizlere ait bir gecekondu, onu da yakıştıramıyoruz.

“DEVLET OLMANIN İFADESİ İŞTE BUDUR”

Cumhurbaşkanlığının bu külliyesiyle ilgili adımın proje çalışmaları bitti ve inşasına da inşallah yakında başlıyoruz. Nerede başlıyoruz? Belki onu merak ediyorsunuzdur. Metehan bölgesinde. Silahlı kuvvetlerimizle de görüşerek orada bir 500 dönüm araziyi bu iş için tahsis ettik ve bu 500 dönüm arazi içinde hem bu külliyeleri yapacağız bütün bunlarla beraber, gerçekten şöyle muhteşem bir millet bahçesini de orada yapalım, gerçekleştirelim. Tabii bunu söylerken özellikle gönlümden, yüreğimden de şu geçiyor. Devlet olmanın işte ifadesi budur. Bunu inşallah bu projeyi hayata geçirmek suretiyle nasıl bir Kuzey Kıbrıs Türklerine ait bir devlet varmış, bunu birilerinin görmesi lazım.

HASİPOĞLU’NDAN LOİZİDOU AÇIKLAMASI

Ankara-Brüksel-Strazburg hattında on yıllardır en pürüzlü konulardan olan Loizidou dosyası kapatıldı. UBP Genel Sekreteri ve UBP Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, söz konusu davayla ilgili Rumların yapmış olduğu propagandaların mesnetsiz olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Hasipoğlu, Mükiyet rejiminde iki bölgeliliğin hukuken tescillenmiş olduğuna da vurgu yaptı

“İKİ BÖLGELİLİK HUKUKEN TESCİLLENMİŞTİR”

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Sekreteri ve UBP Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, Avrupa Konseyi Delegeler Komitesinin, AİHM’in KKTC’de kalan mülklerine dönmek isteyen Kıbrıslı Rumlarca açılan Loizidou Davası’na ilişkin kararına yönelik incelemeyi kapatmasını değerlendirdi.
Müzakere sürecinde mülkiyet konusunun ele alınışını anlatan Hasipoğlu, “Müzakere süreçlerinde, BM”nin adadaki mülkler ile ilgili olarak benimsediği prensip, “Sarih Mülkiyet ve nufus çoğunluğunun” kuzeyde Kıbrıslı Türklerde, Güneyde ise Rumlarda olacağı şeklindeydi. Ancak müzakere süreçlerinde “sarih” kelimesini Rumlar farklı biz farklı yorumluyorduk. Türk tarafına göre mülkiyet ve toprak meselesinde, Kıbrıslı Türklerin evlerinden göç ettirilmeyecek şekilde bir mülkiyet rejimi öngörülmeliydi. Bir başka BM parametresi olan iki bölgelilik prensibinden anladığımız buydu. Bu yüzden kuzeyde tapusunu elinde bulunduran vatandaşlarımızın mülkiyet hakları yeniden tartışmaya açılmamalıydı. Aksi halde olası bir federal çözümde KKTC vatandaşları kurulacak mülkiyet komisyonlarında, malını iade edip etmeyeceği tartışma konusu olabilecekti” dedi.
Rumların direk Avrupa Insan Haklari Mahkemesi (AİHM) müracaatlarını engeleyen ve TMK kurulmasına vesile olan Arestis kararından sonra Rumların başvurularını Lefkosa”da bulunan TMK yapmaya başladıklarını beliten Hasipoğlu, “Rumlar TMK ile yetinmeyip, pilot dava olarak gördükleri Louzidu davası ile, Strazburg”da bulunan AIHM”de Kıbrıs’taki mülkiyet rejimini, iadenin Rum vatandaşlarına yapılması gerektiğini ve TMK”nın etkinliğini sorgulatmaya devam etmiştir” ifadelerini kullandı.

“RUMLARIN MAL İADESİNDE BAŞARILI OLAMAYACAKLARI TESCİLLENDİ”
Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye karşı AİHM’de kazandıkları ilk mülkiyet davasıyla ilgili Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetimi sürecine son verildiğini anımsatan Hasipoğlu, “Mahkeme kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Loizidou davasında Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirdiği kararını verdi. Bu şekilde artık Rumların direk AIHM gidemeyecekleri ve mal iadesi talebinde başarılı olamayacakları tescillenmiş oldu” diye konuştu.

“RUM PROPAGANDASININ MESNETSİZ OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI”
“AİHM’in Loizidou kararının incelenmesi sürecinde TMK Yasası’na göre, Loizidou’nun dava konusu mülklerinin iadesinin mümkün olmadığı, ancak adıgeçenin TMK’ya müracaat ederek, tazminat ve takas talep edebileceği yönündeki tutumumuzun Komite nezdinde kabul gördüğünü kaydeden Hasipoğlu, “Böylece, Rum yönetiminin Loizidou kararına atıfla yıllardır iadenin gerçekleşmesi yönünde yaptığı propagandanın ne kadar mesnetsiz olduğu ortaya çıkarken, tazminat ve takas seçeneklerinin mülkiyet taleplerinin karşılanmasındaki etkinliği bir kez daha teyit edilmiştir. Başka bir deyişle, alınan bu karara göre, TMK Yasası’na uygun bir şekilde verilecek tazminat ve takas kararları iade kararı kadar geçerlidir” dedi.

“EGEMENLİĞİMİZİN EN ÖNEMLİ GÖSTERGESİDİR…”
TMK yasası ile de uyumlu olan bu karar ile, Mulkiyet rejiminde iki bölgeliliğin hukuken de tescillenmiş olduğuna vurgu yapan Hasipoğlu, “Louizdu kararı yeni ortaya koymuş olduğumuz iki ayrı eşit egemenlik modeli ile de uyumludur. Elinde tapusu olan vatandaşlarımızın mülklerinin iade bağlamında ihtilaf konusu olmaması, kendi topraklarımız üzerindeki egemenliğimizin en önemli göstergelerinden biridir” ifadelerini kullandı.

GÜNEYDE BÖYLE BIR MEKANIZMA YOK

Rumların, KKTC’de bıraktıkları mülkler için TMK’ya başvuru gerçekleştirebilirken, Kıbrıslı Türklerin, Güney Kıbrıs’ta bulunan mallarıyla ilgili halen benzer bir çözüm mekanizması bulunmadığının altını çizen Hasipoğlu, Rum Yönetimi’ndeki Kıbrıs Türklerinin malları, halen Vasilik Yasası altında tutulduğunu belirtti.
Söz konusu yasa ile Kıbrıslı Türklerin Rum Yönetimi’ndeki mallarına ulaşmaları ve bu malları kullanmalarının engellediğini kaydeden Hasipoğu, “Daha da vahimi, yakın zamanda tapuda yaptıkları oyunlarla Kıbrıslı Türklerin mallarını kendi adlarına geçiriyorlar” dedi.

SENDİKALAR VE HÜKÜMET UZLAŞIYA VARDI

Kamuda örgütlü 12 sendika ile hükümet uzlaşıya vardı, bugün protokol imzalanacak

Göç Yasası” ile işe girenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda kamuda yetkili 12 sendikanın şok grev ve eylemlerinin ardından uzlaşıya varıldı.

Göç Yasası” ile işe girenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda kamuda yetkili 12 sendikanın şok grev ve eylemlerinin ardından uzlaşıya varıldı.

47/2010 sayılı yasa kapsamında istihdam edilenlerin sıkıntılarının çözülmesi amacıyla sendikalarla hükümet bugün protokol imzalayacak.

12 Sendika da uzlaşı nedeniyle eylemlerin askıya alındığını duyurdu

CUMHURBAŞKANI TATAR ÜLKEYE DÖNÜYOR…

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, New York temaslarını tamamlayarak bu akşam yurda dönüyor

Tatar, Ercan Havalimanı’nda basına önemli açıklamalarda bulunacak

New York’ta Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurul çalışmalarına katılan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, bugün (26 Eylül 2022 Pazartesi) saat 20.55’te Ercan Havalimanı’na varacak.

Cumhurbaşkanı Tatar, Ercan Havalimanı’nda New York temaslarıyla ilgili olarak basına önemli açıklamalarda bulunacak.

IRAK’TA HÜKÜMETİ KURMAK İÇİN “YENİ İTTİFAK” İLAN EDİLDİ

Irak’ta hükümeti kurmak için Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr ile Türkmenlerin yer almadığı, Şii, Sünni, Kürt ve Hristiyanlardan oluşan yeni bir ittifak oluşturuldu. Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde yer alan Ulusal Hikmet Akımı (Şii) Basın Sözcüsü Fadi eş-Şammari, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Koordinasyon Çerçevesi ile Sünnileri temsil eden Egemenlik Koalisyonu ve Azim Koalisyonu, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Hristiyanları temsilen de Babiliyyu Koalisyonunun yer aldığı “Devleti Yönetme İttifakı”nın kurulduğunu açıkladı. Şammari, bu ittifakta yer alan bileşenlerin ortak siyasi anlaşma imzaladığını da belirtti. Bu ittifakın başbakan adayının Koordinasyon Çerçevesi üyesi ve eski Çalışma Bakanı Muhammed Şiya es Sudani olduğu biliniyor. İran destekli Şii Koordinasyon Çerçevesi’nde Kanun Devleti Kaolisyonu ile Fetih Koalisyonu, Sadikun Grubu, Ulusal Güçler Birliği Koalisyonu ve diğer Şii siyasi gruplar yer alıyor İran’a mesafeli Şii siyasi ve dini lider Mukteda es-Sadr ve Türkmenler ise oluşturulan ittifakta yer almadı.

Yaklaşık 2 aydır toplanamayan meclisin bu hafta içerisinde toplanarak, cumhurbaşkanını seçmesi bekleniyor. Yeni cumhurbaşkanı da başbakan adayına hükümeti kurma görevi verecek. Irak’ta 10 Ekim’de yapılan genel seçimlerin üzerinden 11 ay geçse de henüz bir hükümet kurulamadı

İTALYA SEÇİMİNİ AŞIRI SAĞ PARTİDEN KULLANDI

İtalya’da parlamento üyelerinin belirleneceği genel seçimlerde sandık çıkış anketlerine göre, Giorgia Meloni liderliğindeki aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri Partisi birinci çıktı.

Opinio enstitüsünün Rai kanalı için yaptığı ankete göre, İtalya’nın Kardeşleri (FDI) oyların yüzde 22 ila 26’sını alırken, koalisyon ortakları Matteo Salvini’nin aşırı sağcı Lig Partisi ve Silvio Berlusconi’nin muhafazakar Forza Italia (FI) partisi sırasıyla yüzde 8,5 ila 12,5 ve yüzde 6 ila 8 aralığında oy aldı.

Resmi olmayan rakamlara göre FDI, FI ve Lig koalisyonunun hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu garantilemesiyle 1945’ten bu yana ilk kez aşırı sağcı bir parti İtalya’yı yönetebilir.

Matteo Salvini Twitter’dan yaptığı açıklamada koalisyonun “hem Meclis’te hem de Senato’da açık bir avantaja” sahip olduğunu söyledi.

Sol oluşum Demokrat Parti (PD) yüzde 17 ila 21 arasında bir oy oranına sahip görünüyor.

5 Yıldız Hareketi ise yüzde 13,5 ila 17,5 oy oranı ile 2018’de elde ettiği yüzde 30’un üzerindeki tarihi oranın oldukça altına düştü.

İtalya’nın Kardeşleri Partisi, Lig Partisi ve Forza Italia Partisi ile bazı küçük partilerden oluşan sağ ittifakın toplam oy oranı yüzde 41-45 arasında ölçüldü. Buna karşılık PD’nin çatı partisi olduğu merkez sol ittifakın oy oranı yüzde 25,5-29,5 arasında kaldı.

DOLAR TL KARŞISINDA YÜKSELİŞİNİ SÜRDÜRÜYOR…

Cuma günü 18,41 liradan haftayı tamamlayan dolar, yeni haftaya rekor kırarak başladı. İşte piyasalardaki son durum.

Doların Türk Lirası karşısında yükselişi sürüyor. Cuma günü 18,41 liradan haftayı tamamlayan dolar, yeni haftaya rekor kırarak başladı. İşte piyasalardaki son durum.

İstanbul serbest piyasada dolar 18,4420 liradan, avro 17,7640 liradan haftaya başladı.

Serbest piyasada 18,4400 liradan alınan dolar 18,4420 liradan satılıyor. 17,7620 liradan alınan avronun satış fiyatı ise 17,7640 lira olarak belirlendi.

Cuma günü, doların satış fiyatı 18,4150 lira, avronun satış fiyatı ise 17,9000 lira olmuştu.

KÜRESEL PİYASALAR NEGATİF BAŞLADI

Küresel piyasalarda, geçen hafta merkez bankalarının agresif faiz artırımlarına devam etmesi ve artan resesyon kaygılarıyla hakim olan negatif seyrin bugüne de taşındığı görülürken, yeni haftada yoğun veri gündemi ve ekonomi yetkililerinin açıklamalarının piyasalara yön vermesi bekleniyor.

Geçen hafta ABD Merkez Bankası’nın (Fed) ardından İngiltere, İsveç, İsviçre ve Norveç başta olmak üzere birçok ülke merkez bankasının da faiz artırımına gitmesiyle küresel çapta resesyon endişeleri derinleşti.

Bu durum pay ve tahvil piyasalarından çıkışların sürmesine neden olurken, dolar talebinin artmasıyla diğer ülke para birimleri üzerindeki baskı da güçlendi.

ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi geçen hafta Nisan 2010’dan bu yana ilk kez yüzde 3,83’ü test etmesinin ardından yüzde 3,75’te dengelendi. Dolar endeksi hızlı yükselişini sürdürdü ve Mayıs 2002’den bu yana ilk kez 114,5’i gördü.

Artan resesyon kaygıları ve dolardaki yükselişin etkisiyle emtia fiyatlarında da geri çekilme devam etti. Altının ons fiyatı geçen hafta yüzde 1,9 değer kaybetmesinin ardından bugün 1.627 dolarla Nisan 2020’den bu yana düşük seviyeye geriledi. Geçen hafta yüzde 5,4 değer kaybederek 85,7 dolarla 8 ayın en düşük seviyesinden kapanan Brent petrolün varil fiyatı, bugün de 84,5 dolara indi.

TATAR, NEW YORK’TA YAŞAYAN KIBRISLI TÜRKLERLE BULUŞTU

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, New York Kıbrıs Türk Yardım Cemiyeti Başkanı Ali Sencer ve üyelerle New York’ta bir araya geldi.

Cumhurbaşkanlığından verilen bilgiye göre, New York’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya gelmekten dolayı duyduğu memnuniyeti ifade eden Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs Türk tarihinin köklü olduğunu ve milli bağların her zaman güçlü olduğunu kaydetti.

Yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin öz vatanını asla unutmadığını ve ülkeyle bağlarını her koşulda sürdürerek, koparmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Tatar; “Bu da, mücadelemizi birbirimizden aldığımız güç ve azimle sürdürdüğümüzün en şeffaf göstergesidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs’ta ancak egemen eşitlik temelinde ve eşit uluslararası statünün kabulü, yan yana yaşayan iki devletin iş birliğiyle bir antlaşmanın mümkün olabileceği yönünde ortaya konulan yeni Kıbrıs Türk siyasetini, New York’ta yeniden ortaya koyduklarını kaydetti.

Kıbrıs Türklerini azınlık yapmayı, Anadolu ile olan kadim bağlarını koparmayı ve Anavatan Türkiye’nin adadan çekilmesini hedefleyen oyunları asla kabul etmeyeceklerini söyleyen Tatar, AB mekanizması içinde Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin sağlanması durumunun inandırıcı olmadığını belirtti.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın New York’ta KKTC’nin resmen tanınmasına yönelik yaptığı tarihi konuşmanın önemine işaret eden Cumhurbaşkanı Tatar, “Kıbrıs’ta bir Türk devleti olarak ilelebet bağımsız ve egemen olarak yaşayacağız ve kendi geleceğimizi tayin edebileceğimiz şekilde bir antlaşma olabileceğini dünyaya duyurmaya devam edeceğiz” dedi.

Kıbrıs Türk mücadelesinin ve kahramanlığının önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Tatar, “Herkesin ortak sevdası ülkemize olan bağlılığımızdır” şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk Cemiyeti başkan ve üyeleri ise, Cumhurbaşkanı Tatar’ın Kıbrıs meselesinde yürüttüğü politikaya destek belirterek, New York’ta kurulmuş olan Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun yardımları ile Amerikan Kongresi’nde ve resmi makamlarda Kıbrıslı Türklerin sesini ve haklı davasını savunmaya çalıştıklarını ve çalışmaya devam edeceklerini dile getirdi.

KIZI ANBER ONAR ANLATIYOR…”BİR MODERN GEÇİŞ”

Mimar Abdullah Onar, sadece ilk Kıbrıslı Türk mimarlardan değil, modern mimariyi ada insanıyla tanıştıran öncü bir isim… Kızı Anber Onar, Kıbrıslı Türklerin sosyo-kültürel tarihinde önemli yer tutan babasının hayatını “Bir Modern Geçmiş” başlıklı bu ‘anı’ kitabıyla sundu…

2019’un şubat ayında vefat eden Kıbrıs’ın ilk mimarlarından Abdullah Onar’ın ada genelinde 600 binası var… Bunların 120’si Köşklüçiftlik ve Kumsal’da, Lefkoşa’nın kalbi O’nun binalarıyla kaplı…

Kıbrıslı Türklerin apartman yaşamıyla tanışmasında da rolü büyük Abdullah Onar’ın; mimari tasarımlarındaki çözüm aşamalarında, “ben nasıl bir evde yaşamak istiyorum” sorusunun akıllara düşmesinde de. “Babamın en büyük özelliklerinden biri ilk mimarlardan olması ve Kıbrıs’taki bu yeni bakış açısını, modernizm bağlamında çok ciddi bir biçime oturtmasıdır” diyor Anber Onar babasından bahsederken. Tabi “Bir Modern Geçmiş” sadece Mimar Abdullah Onar’ı değil, O’nun aracılığıyla Kıbrıslı Türklerin ortak geçmişini de anlatıyor bize…

Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiğini anlatmaya başlarken çok eskilere gidiyor Anber Onar: “Ben, başından beri, insanlar neden bir mimara gider diye çok merak ederdim… Babamın 600’ü aşkın projesi var. Mimari projelerden önce de insanlar bir şekilde evlerini yapıyordu. İnsanları profesyonel birisine gitmeye ne yönlendirdi?”

– “Daha fazla gecikmeden bir kez daha başka bir pencereden bakmalıydım”

Babasının işlerini gözden geçirmeye ise 2007’de Sidestreets’i kurmak için mahkemelerin karşısındaki o meşhur binayı elden geçirirken karar vermiş Anber Onar…

“Günü bitirmek üzereydik, sıcak kasıp kavuruyordu, her taraf toz toprak ve biz yorgun…. Ama tam o sırada tenekeden yapılmış, kocaman, hala sağlam duran, ancak çok eski olduğu belli, paslı bir silindir kutu buldum” diye anlatıyor o günü kitapta…. “İşte o kutudan koskoca, güzelim kağıtlardan oluşan bir tomar çıktı. Bu bir tomar kâğıdı temiz bir yüzeye yatırıp da her bir katmana bakmaya başladığım zaman, artık aklıma gelen tek bir şey vardı: Her açtığım o devasa sayfalarda gördüğüm ve çok yakından tanıdığım bu imzanın sahibine, daha fazla gecikmeden bir kez daha başka bir pencereden bakmalıydım” …

Daha sonra, iş yoğunluğunun da etkisiyle verilen uzun bir aranın ardından, babasıyla ilgili ilk röportajı 2012’de Ertuğrul Güven’le yapmış. Arşivi 2014’te evine alarak daha kapsamlı şekilde incelemeye başlamış ve bu incelemelerin ardından elindekileri kitaplaştırma kararı almış. Kitap kararında; Kıbrıslı Türklerin toplumsal hafızasının, tarihsel zamana kayıt düşme gerekliliğine inanmasının rolü büyük olmuş.

Yıl 2016 olduğunda babasıyla röportajlar yapmaya başlamış… “Röportaj kayıtlarını çözmeye başladığımda baktım ki babamın anlatımında benim anlatımımda olmayacak başka bir lezzet var… Onu çok beğendim ve bırakmaya karar verdim. Bir de uzun uzun aynı şey üzerine konuşamıyorduk. Konuşma ritmimiz benim hoşuma gitti ve bir şey daha anladım; hiçbir şey bütün değildir… Her şeyi bir anda kavrayamayacaktım. Kavradıklarımı bütünsel olarak dökemeyecektim. Bizim doğamızın, bu ritmik küçük lezzetler ve anıların olduğu gibi daha görsel vinyetler olarak düşündüm. Ve kitaba da bu şekilde yansıttım”

Yazımdaki bu yaklaşım, sayfa tasarımına da yansımış. Kitap okuyanı, göstermek istediği noktaya yönlendirmeyi, sohbetlerdeki ritme sokmayı harika biçimde başarıyor. Anber Onar bu yaklaşımı “Kitap tasarımıyla daha güncel bir okuma biçimi önermek istedik” diyerek açıklıyor…

– “Babam çok azını okudu”

Peki babası okuyabilmiş mi kitabı? “Babam çok azını okudu. 3-4 hikâyeyi… Bazen ‘geçti o günler’ diyerek geçiştirdi, bazen ‘Be babacığım sen nerden bilin bunları’ deyip şaşırdı yazdıklarıma.

Kitabının yazılacak olmasına çok sevindi. Babam çok mütevazi ve yaptığına bir daha dönüp bakmamış bir adamdı. Arada bir ‘Nasıl gider kitabın?’ derdi. ‘Ne zaman bitecek?’ derdi. ‘Görecek miyim?’ derdi. Ama maalesef göremedi. Kitabı bir süre daha bitiremeyeceğimi 2017’de anladığımda babama minik bir kitap yaptım. Bir el kitabı… Bütün hayatını böyle 30 sayfaya sığdıracak şekilde bir kitapçık yapıp verdim. Çok mutlu oldu, o kitabı yanından hiç ayırmadı”

2021’de kitap için yazdıklarını sosyal medyada tefrika olarak yayınlamaya başlamış Anber Onar, “Bana çok iyi geldi bu. Çünkü yayınladıktan hemen sonra okuyanların yorumlarını alabiliyordum. Çok güzel geri dönüşler oldu” …

– “Bulduğum her şey çok iyi şekilde tasnif edilmişti”

Arşiv malzemenin nasıl ele alınması gerektiği sorusu, arşivin farklı bölümleri arasında nasıl ilişki kurulacağı, arşivle çalışan herkesin ortak endişesidir. Onar, elindeki malzemelerin çeşitliliğine uygun şekilde, farklı yaklaşımlar kullanmış:

“Arşiv benim için önemli bir olgu. Üniversite için Amerika’ya ilk gittiğimde hatıra defterlerim ve albümlerimi de yanımda götürdüm. O güne kadar yaptığım şeyleri yanımda tutmak istedim. Onlar gitti geldi benimle… Yazılı çizili şeylerden çok azını atarım hala… Ama iyi bir tasnifçi değilim. Bir müddet yapar bırakırım. Babam çok daha disiplinli ve çok daha düzenli bir insandı çünkü ben yalnız çalışmayı severim, babamsa işleri bir ekip olarak yürütürdü. Belgeler, materyaller dosyalanır ve arşivlenirdi. Ve ben buna çok müteşekkirim. Kitabı hazırlarken bazıları evden bazıları ofisten bulduğum her şey çok iyi şekilde tasnif edilmişti”

– “Arşiv benim için canlı bir zaman kapsamı… O yüzden arşivi tarihe değil bir mekâna yatırmayı daha çok seviyorum ki aktif hale gelebilsin”

Arşiv genelde “ölü” bir malzeme olarak ele alınır… Arşivle çalışırken nostaljinin tuzaklarına düşmek kolaydır… Anber Onar nasıl bakıyor arşive? “Arşiv benim için canlı bir zaman kapsamı. O yüzden arşivi tarihe değil bir mekâna yatırmayı daha çok seviyorum ki aktif hale gelebilsin. Kitabı yazarken de bu bakış açısına göre hareket ettim. Çünkü arşiv, doğası gereği nostaljik gibi görülse de benim için güncel bir durum. Bu yüzden arşivin bugünle olan ilişkisini kurmak benim için önemli”

Anber Onar babasıyla ilgili öyküleri derlemeye başladıktan sonra Facebook sayfasında bu öyküleri yayınlamaya başlamış. Öyküleri okuyanların bir kısmının Abdullah Onar’la ilgili hiçbir bilgi sahibi olmaması onu kitabı yazmak konusunda daha da motive etmiş.

Kıbrıslı Türklerin yaşam biçimi, toplumsal hafızası adına önemli buluyor bu kitabı Onar. “Biyografik bir kitap olmasını istedim. Ama ‘anı’lardan oluşmuş akıp giden metin doğrudan babama dokunan ve onu açan oyunbaz bir kıvam oluşturdu. Sonuçta biyografik bir amaca da hizmet etti diye düşünüyorum. Onu anlatırken topluma olan etkisini de göz önünde bulundurdum” diyor.

– “İlk apartmanlar bence çok enteresandır. İnsanların ilk tepkileri; ‘biz hepimiz aynı kapıdan mı gireceğiz?’ olmuş”

“İlk apartmanlar bence çok enteresandır. İnsanların ilk tepkileri; ‘biz hepimiz aynı kapıdan mı gireceğiz?’ olmuş. Bu bana çok şey söyledi. Şimdi bizim için apartmanlar o kadar doğallaşmış ki. Ama 60 sene önce ilk apartman yapıldığında müşteri bulmak çok zor olmuş. Öte yandan daha sonrakiler hep proje üzerinden satılmış”

Kitabın kendine özgü bir yazım stili var. “Benim için en önemli şey içtenlikti. Babamla olan diyaloglar üzerine kurdum çoğu yazımı ve konuşma akışını bozmak istemedim. Küçük küçük hikâyelerden bir bütün oluşmasını tercih ettim. Babamın aksanının onun multi-kültürel yönünü yansıttığını düşünüyordum. O nedenle bu aksanı kullanmak benim için çok önemliydi. Jargon kullanmak yerine açıklık getirerek, babamın birikimiyle özdeşleşecek bir dil kullanmayı tercih ettim. Her hikâyenin görsel elemanlarını ona göre seçtim”

– “Mimarlık, bir yaşam kültürü sunar”

Peki babasının yarattığı etkiyi neye bağlıyor Anber Onar?

“Babamın profesyonel yaşamı, sosyal yaşamıyla birlikte ilerlerdi. Ben de o şekilde yaşıyorum. Babamın çevresi hem profesyonel anlamdaki arkadaşları hem mimarlar, mühendisler, ustalar, yamaklar, hep birlikte sosyal bir hayat kurmuşlardı ve bunun da toplumun gelişmesi açısından büyük önemi vardı. Böylece bilgiyi aktarma yolu çok doğal oluyordu. Babam tanıştığı insanlara yalnızca günlük hayattan değil gelecekten bahsediyordu. Estetikten, duyarlı bir hayat biçiminden bahsediyordu. Onlar da bundan çok etkileniyordu. Bu sadece söylemde kalmıyor, pratiğe dökülerek bir yaşam kültürüne dönüşüyordu. Çünkü mimari bir yaşam kültürü sunar. Komşunla ilişkin nasıl olacak onu belirler… Sonuçta pencerenin sokağa bakıp bakmaması çok şeyi değiştirir…”

-Abdullah Onar hakkında…

Abdullah Onar 1929 da Kaleburnu’nda dünyaya geldi. Mimarlık eğitimini 1949 gittiği İngiltere’de aldı ve 1956 yılında en prestijli üniversitelerden olan Durham Universitesi’nden mezun olarak tamamladı. 1957 yılında Kıbrıs’ta profesyonel hayatına başladı. Mimarlık mesleğinin kabul görmesinde ve gelişmesinde Mimarlar Odasının kurulmasında büyük bir rol oynadı. Kayıtlı olarak 3’üncü Kıbrıslı Türk mimar olmanın yanında, çok sayıda kaliteli projeleriyle, ada genelinde, modern mimaride öncü ve önemli bir rol oynadı. Kıbrıs Mimarlık tarihinde kişisel sergisi ve kitabı olan ilk Kıbrıslı Türk mimardır…

CAŞIN’DAN ŞOK İDDİA!

Yunanistan’dan Ege’de tansiyonu yükseltecek yeni bir hamle geldi. Atina yönetimi, gayri askeri statüdeki Midilli’ye 23, Sisam’a ise 18 zırhlı araç sevk etti. Konuyla ilgili Yeditepe Üniversitesi Prof. M.Hakkı Caşın önemli açıklamalarda bulundu…

Yeditepe Üniversitesi Prof. M.Hakkı Caşın Yunanistan’ın derhal caydırılması gerektiğini söyledi. CNN Türk adlı televizyon kanalında bir programa katılan Caşın, eğer Türkiye teyakkuz durumuna acilen geçmezse Kıbrıs’ta sivillere yönelik bir saldırı olabileceği uyarısında bulundu.

PGM TARAFINDAN İLK KEZ KUTLANACAK

Dursun Oğuz “İtfaiye Haftası” nedeniyle mesaj yayımladı

Oğuz mesajında, İtfaiye Haftası’nın Polis Genel Müdürlüğü tarafından ülkede ilk kez kutlanacağını belirterek, İtfaiye Müdürlüğü personelini kutladı. Oğuz mesajında şunları kaydetti: “İtfaiye birçok riski beraberinde taşıyan, itfaiyecilik ise büyük sorumlulukları olan bir meslektir. Her türlü felaket durumunda ve acil olayda hayatlarını tehlikeye atarak, 7/24 çalışma koşulları ile hizmet veren itfaiye personellerimizin zor şartlarda verdikleri mücadele ile kutsal bir vazife ifa etmektedirler. Ülkemizde Polis Genel Müdürlüğü tarafından ilk kez kutlanacak olan İtfaiye Haftası dolayısı ile İtfaiye Müdürlüğü personellerimizi bu anlamlı günlerinde kutlarız. Son yıllarda ülke genelinde çıkan yangınlarda (Orman yangınlarında) hiç düşünmeden canını ortaya koyarak, özverili çalışmaları yanında fedakârlıklarla vatandaşlarımızın ve canlıların yardımına koşarak, omuz omuza verdikleri mücadeleden dolayı itfaiye personellerimize teşekkür eder, bu anlamlı haftalarını kutlarım.”

KKTC-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ ELE ALINDI

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, New York temasları çerçevesinde Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile görüştü.

Ertuğruloğlu ile Bayramov, görüşmede KKTC-Azerbaycan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmeleri ele aldı.

Görüşmeye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Kemal Köprülü, KKTC Washington Temsilcisi Mustafa Lakadamyalı ve Üçüncü Sekreter Seval Gökeri de katıldı.

New York’taki temaslarını tamamlayan Ertuğruloğlu’nun, Washington’a geçerek hafta içinde ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile temaslarda bulunması bekleniyor.

Ertuğruloğlu, “Washington Institute for Near East Policy” isimli düşünce kuruluşunun yuvarlak masa toplantısında Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirecek ayrıca Washington’da gazetecilerle de bir araya gelecek.

BİR FİRMAYA AİT GÜBRENİN İÇERİĞİ UYGUN ÇIKMADI!

Tarım Dairesi, gübre içeriği analizlerini sürdürüyor. Bu çerçevede çeşitli firmalardan alınan taban gübre numunelerinde yapılan analizler sonucu bir firmaya ait gübrenin içeriğinin uygun olmadığı tespit edildi.

Tarım Dairesi’nden yapılan açıklamada, “Tarım Dairesi Müfettişleri tarafından 07.09.2022 tarihinde, çeşitli firmalardan alınan taban gübre numuneleri, TC Tarım ve Orman Bakanlığı, Toprak Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü’nde  analiz yaptırılmış olup, Mehmet Salih Havalı Tic. Ltd. Şti firmasının STM Kimya’dan ithal etmiş olduğu Nisan 2021 tarihli 20.20.0 +(24 SO3)+ME etiketli kompoze gübrenin içeriğinin uygun olmadığı tespit edilmiştir. Analiz sonuçları aşağıdaki gibi olup, denetimler devam etmektedir. Sonuçlar yine kamuoyuyla paylaşılacaktır.” denildi.

Denetim sonuçları ise şöyle:

“İthal Eden Firma Ürün Adı Üretim Tarihi İçerik Analiz Sonucu

Sera Tarım Toros Gübre  Ağustos 2022 20.20.0 +(36 SO3)  Uygundur.

Günebakan Tarım Toros Gübre Ağustos 2022 20.20.0 +(36 SO3) Uygundur.

Agritec  Toros Gübre Ağustos 2022 20.20.0 +(36 SO3) Uygundur.

Mehmet Salih Havalı Tic. Ltd. Şti  STM KİMYA Nisan 2021 20.20.0 +(24 SO3)+ME Uygun Değil.

Mehmet Salih Havalı Tic. Ltd. Şti  STM KİMYA Nisan 2021   20.20.0 +

TC UYRUKLULARIN %66’SI OTELLERDE…

TC uyruklu ziyaretçilerin %66’sı, 3. Ülke uyrukluların ise %93’ü turistik amaçlı geldi.

 

OTELLERDE 8 AYDA 587 KİŞİ KALDI…

Ülkeyi bu yılın Ocak-Ağustos ayları arasındaki dönemde ziyaret eden toplam 816 bin 408 yabancı uyruklunun %71.94’ünün turistik konaklama tesislerinde kaldığı hesaplandı. Otellerde kalan 587 bin 329 kişinin 420 bin 080’ini Türkiye Cumhuriyeti uyruklular, 167 bin 249’unu da Üçüncü Ülke uyruklular oluşturdu. Ziyaretçilerin geriye kalan %28.06’lık kısmının ise ülkeye turizm amaçlı gelmediği belirlendi. Kendi alternatifleri kapsamında ülkede konaklayan söz konusu 229 bin 079 kişinin öğrenci, görevli, işçi ve ülkede kaçak kalan kişilerden oluştuğu tahmin ediliyor.

TC UYRUKLULARIN %66’SI OTELLERDE…

Turizm Planlama Dairesi Planlama, İstatistik ve Araştırma Şubesi istatistiklerine göre, sekiz aylık sürede Türkiye’den ülkemize gelen 636 bin 370 kişinin %66.01’i (420 bin 080) otelde kalırken, geriye kalan 216 bin 290 kişi (%33.99), ülkedeki “statüsüne” göre konakladı. Söz konusu dönemde ülkeye gelen 180 bin 038 üçüncü ülke vatandaşının ise %92.90’ı (167 bin 249) turistik tesislerde kaldığı, geriye kalan 21 bin 892’sinin sadece %7,1’nin (12 bin 789) “diğer alternatiflere” yöneldiği saptandı.

KONAKLAMADA ORANI ARTTI…

Turizm ve Planlama Dairesi verileri, Ağustos 2022 verileri turistik tesislerde konaklayan Türkiye Cumhuriyeti uyruklu sayısı ile diğer yabancı uyruklu sayısının geçen yıla kıyasla %335 oranında yükseldiğini gösteriyor. Bu sayı geçen yıl sadece 146 bin 315 kişi olarak kayıtlara geçmişti. Bakanlık verilerine göre bu dönemde otellerde konaklayan TC uyruklu sayısı 2021’in aynı dönemine kıyasla %446,6 oranında arttı. Diğer yabancı uyruklu sayısı ise geçen yılın aynı dönemine göre %632,4 artış gösterdi.

TURİSTLER 3,8 GECE KALIYOR…

Otellerdeki uyruklara göre gecelemelere bakıldığı zaman ise geçen yıla göre %392 artış görülüyor. Ocak-Ağustos periyodunda yabancı uyrukluların geceleme sayısı 2 milyon 275 bin 007 olarak kaydedildi. Bu rakam geçen yıl sadece 386 bin 716 olmuştu. Konaklama sayısı ile geceleme sayısı incelendiğinde üçüncü uyruklu kişilerin TC uyruklulara kıyasla otellerde çok daha uzun süre kaldığı ortaya çıkıyor. Yaptığımız hesaplamalara göre her turist ortalama 3.87 gece kalıyor. Üçüncü uyruklular otellerde ortalama 5.38 gece konaklarken, TC uyruklular ortalama 3.27 gece kalıyor.

İİT’DEN KKTC AÇIKLAMASI

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ’a, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın KKTC ile dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Genel Sekreter Taha’nın Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurulundaki temasları çerçevesinde Cumhurbaşkanı bir araya geldiği belirtildi. Açıklamada, Taha’nın Cumhurbaşkanı Tatar ‘dan Kıbrıs’taki Müslümanların durumuna ilişkin bir brifing aldığı belirtilerek, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ilgili kararları doğrultusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile dayanışma içinde olduğu ifade edildi

TC-KKTC TEKNİK HEYET TOPLANTISI TAMAMLANDI

Başbakanlık Müsteşarı Hüseyin Amcaoğlu, iki gün süren TC-KKTC Teknik Heyet Toplantısı’nın tamamlandığını duyurdu.

TC-KKTC Teknik Heyet Toplantısı tamamlandı. Toplantının tamamlandığını Başbakanlık Müsteşarı Hüseyin Amcaoğlu duyurdu. Amcaoğlu, kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “İki gün süren Türkiye Cumhuriyeti – KKTC Teknik Heyet Toplantısı’nı tamamladık” ifadelerini kullandı. Toplantıda en son imzalanan İktisadi ve Mali İş birliği Anlaşması’nda yer alan maddeler değerlendirildi.

BUCKİNGHAM SARAYI PAYLAŞTI: İŞTE KRALİÇE’NİN MEZARI

Buckingham Sarayı, Kraliçe II. Elizabeth’in mezarının fotoğrafını paylaştı. Windsor Kalesi’ndeki şapelde yer alan mezarlıkta Kraliçe Elizabeth’in ebeveynlerinin ve eşi Prens Philip’in isimleri yer alıyor.

Belçika’dan getirilen mezar taşı, babası Kral 6. George tarafından yapılırken, üzerindeki ilk iki satırda “George VI 1895-1952 / Elizabeth 1900-2002″ yazıyor. Bu isimlerin ardından bir yıldız yer alırken sonraki iki satırda ise “Elizabeth II 1926-2022 / Philip 1921-2021″ ifadeleri yer alıyor.

Kraliçe II. Elizabeth’in kız kardeşi Prenses Margaret’ın da mezarlığı Londra’nın batısındaki Windsor Kalesi’ndeki şapelde yer alıyor.

70 yıl tahtta oturan Kraliçe II. Elizabeth 8 Eylül’de İskoçya’daki Balmoral Kalesi’nde yaşamını yitirmiş ve yerine oğlu Charles geçmişti.

TATAR: ORTAK BİR ZEMİN NEREDEYSE KALMADI!

Birleşmiş Milletler (BM) 77. Genel Kurul Görüşmeleri için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Türkevi’nde basın mensuplarıyla bir araya gelerek değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanlığı’ndan verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Tatar, öncelikle KKTC’nin tarihi mücadelesinde Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin verdiği desteğe teşekkür ederek; “Özellikle BM zirvesinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, KKTC’nin tanınması için uluslararası topluma yaptığı çağrı bizler açısından bu toplantılara damgasını vurmuştur” dedi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı ikili görüşme hakkında bilgi veren Cumhurbaşkanı Tatar, artık adada federal bir yapı olamayacağını, bütün müzakere süreçlerinin tüketildiğini, eşit haklar altında iki devletli bir çözüm için müzakere sürecine geçilmesi gerektiğini belirttiklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Tatar, iki devletin iş birliği ile hidrokarbon zenginliklerinin araştırılması, enerji alanı, su kaynaklarının paylaşımı, mayınlı arazilerin temizlenmesi ve düzensiz göçün önlenmesi gibi konularda ortak çalışmaların yapılması teklifini de BM Genel Sekreteri Guterres’e aktardıklarını bildirdi. Guterres’e, eğer yakın bir gelecekte Güney Kıbrıs Rum kesimi ile ortak bir zemin bulunamaması halinde, bu konuda ilgili raporu BM Güvenlik Konseyi’ne sunması gerekebileceğini ifade ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Tatar, şöyle devam etti: “Uzayıp giden Kıbrıs meselesinde, Güvenlik Konseyi’nin bundan 50 yıl önce aldığı kararlar ve birtakım parametrelerin BM Genel Sekreteri’nin bütün bu süreçlerde elini kolunu bağlaması ve o kararlara ilanihaye bağlı kalınması gerçekten Kıbrıs’ta bu sorunu daha da kilitleyecektir. Dolayısıyla ortak bir zeminin olmadığı bu gelinen son aşamayı Genel Sekreter’in konseye sunması gerekebileceğini kendisi ile paylaştık.” Cumhurbaşkanı Tatar, BM’nin de Kuzey Kıbrıs’ı tanıma konusunda Güney Kıbrıs’la yürüttüğü sürece benzer bir adım atması gerektiğini dile getirerek artık Kıbrıs’ta yeni siyaset olarak egemen eşitlik temelinde, eşit uluslararası haklar ve statü bağlamında çalışmaları yürüttüklerini vurguladı. Gelinen noktaya karşın halen Güney Kıbrıs Rum kesimi ile 12 farklı alanda teknik komitelerle yapıcı şekilde toplantılara devam ettikleri bilgisini paylaşan Cumhurbaşkanı Tatar; “Bu komitelerin amacı, Kıbrıs’ta hayatın devamı ve her iki halkın da faydasına olacak gelişmelere vesile olmaktır” dedi.

“ARTIK KIBRIS’TA BU İŞİN GERİ DÖNÜŞÜ YOKTUR”

Cumhurbaşkanı Tatar, uluslararası topluma da “kendi içinde çelişmemesi” çağrısında bulunarak şunları kaydetti: “İnsan haklarından, uluslararası sözleşme ve BM beyannamelerinden bahsediyorsunuz ama Kıbrıs Türk halkı üzerinde halen ısrarla uygulanmakta olan bu izolasyon ve ambargolara seyirci kalıyorsunuz. Bu Kıbrıs Türk halkına yapılan, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi bir zulümdür. Artık bu zulme son veriniz, izolasyon ve ambargoları kaldırınız ve KKTC gerçeğini de kabul ediniz. Çünkü artık Kıbrıs’ta bu işin geri dönüşü yoktur, 60 yıldır kurum ve kuruluşlarıyla iki ayrı devlet vardır.” Türkiye’nin adadaki garantörlüğünün ve askeri varlığının vazgeçilemez olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Tatar; “Bizleri güya kalıcı bir anlaşma için federal bir yapı içine çekerek ve zamanla azınlık ve asimile tehlikesi durumuna düşürerek Anavatan Türkiye ile bağımızın da koparılması amaçlanmaktadır” değerlendirmesini yaptı. Cumhurbaşkanı Tatar; “Karşı taraf, elinde bulundurduğu üstünlüğü, hiçbir zaman Kıbrıs’ın gerçeklerine göre değerlendirmeyecekse, bu işin tekrar Güvenlik Konseyi’ne havale edilmesi gerekmektedir. Türk tarafı olarak bu pozisyondayız, çünkü bizim artık geriye gitmemiz söz konusu değildir. Ne federasyon görüşürüz, ne de 1974 öncesine gideriz” dedi. Karşı tarafın tüm istediğinin Kıbrıs’ı bir Yunan adası yapmak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs’ta artık kalıcı ve başarılı bir antlaşma olacaksa eşitler arasında olması gerektiğine dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar; “Aksi takdirde Kıbrıs, eğer zorla, dayatmayla 1974 öncesine götürülürse, o yıllarda yaşananların misliyle yaşanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz” uyarısında bulundu. Cumhurbaşkanı Tatar, bütün bunları Türkiye’nin en üst makamlarıyla istişare ettiklerini, bu yeni siyasetin Kıbrıs Türk halkı için en makul ve tutarlı yol olduğunu aktardı ve “60 yıldır bu mesele hala çözülmedi. Bu, bir yerlerde yanlışlık var demektir, o da Kıbrıs Türklerinin mağdur edilmesidir” dedi.

STÜDYOSU İKİ KEZ SALDIRIYA UĞRADI

Fotoğraf stüdyosunda çırak olarak çalışmaya başladığında 15 yaşındaydı Zeki Kervan.

Mustafa Diana gibi o da, “bana babalık yaptı” dediği fotoğrafçı Fevzi Akarsu’nun yanında yetişti.  Baf’ta açtığı stüdyo iki kez bombalandı. İlkinde arkadaşları yaralandı, ikincisinde her şeyi yandı. Kendi deyimiyle “Sıfırlandı…”

Çatışmaların ortasında, bir cesaretle taksiye atladığı gibi Baf’tan Lefkoşa’ya, eşinin yanına geldi.

3 arkadaşın ortak olduğu Foto Kervan’da çalışmak için teklif aldı. “Kurulu bir stüdyo olmasa bu işi yapamazdım, yeni stüdyo açmak kolay değildi, her şey çok pahalıydı…” dedi.

Gün geldi o stüdyonun sahibi oldu; Baf’ın Foto Zeki’si, artık Foto Kervan’dı. Kervan’ı soyadı olarak da aldı.

Şimdi 90 yaşında Zeki Kervan. 60 yıllık meslek hayatında çektiği gelinlerin, damatların, bayramlık çocukların ve ailelerin fotoğrafları kim bilir kaç evde, kaç albümdedir…

Bir süre önce ayağı kırılan, henüz eski sağlığına kavuşamayan Seval Kervan da eşlik etti röportajımıza. Eşinin çektiği gençlik fotoğraflarından birini gösterdi ve derin bir ah’la “Bir ömür geçti…” dedi

Önemli olanının sağlıklı yaşamak ve yaşlanmak olduğunu, bunu da başardıklarını söyledi Zeki Kervan ve şöyle özetledi fotoğrafçılık geçmişini: “Bizim zamanımız bambaşkaydı, sanat o zaman vardı…”

-Tatlıcı bir baba… “Şambalisini adada yapan yoktu…”

Zeki Kervan, 1932’de Amber-Mustafa çiftinin 3 çocuğundan biri olarak Larnaka’da doğdu.

“Sülalemiz tatlıcıydı. Babam küçük bir dükkanda tatlı yapar, arabasıyla sokakta satardı… Yaptığı tüm hamur işlerini severdim ama Şambalisini adada yapan yok…” dedi.

-Baf’tan Lefkoşa’ya…

Çocuk yılları Baf’ta, ilk gençlik yılları Lefkoşa’da geçti Zeki Kervan’ın.

“İlkokula Baf’ta gittim. Ortaokulda sınıfı geçemeyince mecbur oldum Rum okuluna gittim, milli görüşlerim nedeniyle 2 sene dayanabildim buraya…

KATAK, Rumlarda olup, Türklerde olmayan sanatları öğrenmek isteyenleri Lefkoşa’ya gönderirdi. Baf’ın Müftüsü Dana Efendi’nin de olduğu Türk Birliği’nde toplantı yapıldı, bir demirci, bir de fotoğrafçı çırağı aradıklarını söylediler. Ben fotoğrafçılığı istedim, ona meraklıydım.

Tek şartları Lefkoşa’da yanında kalabileceğin ailen olmasıydı. Aylık 36 lira da maaş veriyorlardı.

KATAK’ın anlaşması vardı ustayla; ‘Bu çocuğu yetiştireceksin, Baf’a gelip fotoğrafçılık yapacak’. Lefkoşa’da halamın yanına yerleştim. Ablam evliydi, onlar da halamla kalırdı…”

-“El, göz ve dokunuş marifeti…”

“Çok iyi bir insandı, bana babalık yaptı” dediği Fevzi Akarsu’nun yanında çırak olarak çalışmaya başladığında 15 yaşındaydı Zeki Kervan. 1940’lı yılların sonunda geldiği Lefkoşa’da 9 yıl kaldı.

“Fevzi Bey aslında kunduracıydı. Fotoğrafçılığa merak salmış, Türkiye’den gelen bir fotoğrafçıdan öğrenmiş işi. Lefkoşa’daki tek Türk fotoğrafçı oydu. Mustafa Diana da onun yanındaydı.

Ben önceleri karanlık odaya girerdim. Mustafa daha çok rötuş üzerine çalışırdı. Rötuşu ondan öğrendim. Mustafa ayrılıktan sonra bu işe ben devam ettim.  İlk yılın sonunda KATAK’tan geldiler; ‘Zeki hazırsa Baf’a gelip çalışmaya başlasın, ona artık maaş veremeyeceğiz’ dediler.  1 yılda neyi öğreneceksin?

Ustam, ‘Siz gidin, ben bu çocuğa kefilim, maaş vermezseniz de vermeyin, ben ona haftalık veririm’ dedi.  Sanatı öğrenip iş çıkarmaya başlayınca haftada 5 lira alırdım. Övünecek değilim ama 18 yaşında ada çapında bir numaralı rötuşer olmuştum… Bu iş, el, göz ve dokunuş marifetiydi…

9 yılın sonunda, ustam ‘Zeki, artık usta olarak çalışabilecek durumdasın. Her şeyimi sana vereceğim, ben bu işi bırakacağım’ dedi… Stüdyodaki malzemelerin hepsini kamyona yükledim, Baf’a götürdüm.  ”

-“Baf’taki tek Türk fotoğrafçı bendim…”

1950’li yıllar… Baf’ta yeni bir dönem başlıyor Zeki Kervan için. Bir ev kiralıyor, “Foto Zeki” ismiyle o evi stüdyoya çeviriyor.

“Baf’taki tek Türk fotoğrafçı bendim. Sedat diye bir arkadaş vardı, o da benden sonra stüdyo açmıştı.

Stüdyoda da çekim yapardım, çağırırlardı, düğünlere de giderdim. Asıl iş cumartesi-pazar olurdu.

Randevu faslı da yoktu. Eve gelip, ‘Gelinle damat seni bekler’ diyerek beni yemekten kaldıranlar olurdu. Bayramlarda da kapamazdık, herkes giyinir, onarılır, çoluk çocuk ailece gelir fotoğraf çektirirdi.

Vitrinime bakan bir Rum fotoğraflarıma hayret etmişti. Öyle güzel rötuş yapardım ki yüzde kalem izi görünmezdi. Siyah beyaz fotoğrafları da kendi yağlı boyalarımla renklendirdim…

Kimlik kartları ilk kez çıkarılacağı dönem köyleri dolaşıp insanların vesikalık fotoğrafını çektim. İki Rum, iki de Türk fotoğrafçıya bölüştürdüler köyleri. 20-22 köy vardı payıma düşen… Gençlik vardı o zaman, yorgunluk diye bir şey hissetmezdik…”

-Rumlar stüdyosunu bombaladı… Arkadaşları yaralandı…

1958’de Rumlar bomba attı stüdyosuna. Güpegündüz hem de.

“6 arkadaştık içerde. Türkiye’den mecmua gelirdi, arkadaşlar onu incelerdi. Kardeşim makineye film takarken, ‘Abi bomba’ dedi… Karanlık odanın kapısı arkamdaydı, kapıyı itip yere yattım. Öteki arkadaşlar kaçmak için kalktılar, yaralandılar. Birinin ayağına şarapnel parçası saplandı, riskli yerde diye çıkaramadı doktorlar, ömür boyu onunla yaşadı. Eşyalarım zarar görmedi ama dükkan darmadağın oldu. Perişan olduk. Böyle bir şey beklemezdim…”

-61 yıllık birliktelik

Zeki Kervan eşi Seval Hanımla 1961’de evlendi. 61 yıldır birlikteliğin başlangıç yeri de Baf’tı…

“Seval’ın ailesi Baf’lıydı. Tatillerde Baf’a gelirdi. Bir pazar, yeğenleriyle dükkanın önünden geçerken ilgimi çekti. Annem de evleneyim diye ısrar ederdi, ona da söyledim. Benden habersiz Seval’ın babasına, ‘Evlenme çağında bir kızınız var, gördük beğendik…’ diye mektup gönderdi.

1961’de evlendik. Düğünü hem Lefkoşa’da hem de Baf’ta yaptık. Düğün fotoğraflarımızı ben çektim ama nikah fotoğraflarımızı Foto Atlas çekmişti. Önceleri Diana, Şık, Atlas, Ümit vardı…4-5 fotoğrafçıydık… Amatör olarak bu işe yeni başlayanlar da vardı.  Bütün arkadaşlarla samimiydik. Birbirimizin fotoğraflarını da çekerdik. Hırs, çekişme, öyle şeyler yoktu…”

-“Çöp bile kurtaramadık… Sıfırlandım”

Toplumlararası çatışmalarda Zeki Kervan’ın stüdyosu ikinci kez saldırıya uğradı.

“Eyüp Efendi, ‘Zeki, eşyalarını buraya taşı, burası daha güvenli’ dedi. Güya Türk semtine taşıdık stüdyoyu ama Rumlar Türk semtine kadar girdi. Teslim olmuştuk resmen. Stüdyoya girdiler, her şeyi yakıp yıktılar. Çöp bile kurtaramadık. Sıfırlandım… Tek kuruşluk yardım da alamadım. İş yok, güç yok, para yok. Çok zorluk çektik… 1964’te Seval’ı babasının yanına, Lefkoşa’ya yolladım…”

-“Beni Lefkoşa’ya getiren taksi şoförü kaybedildi…”

Sohbetin bu kısmında, Seval Hanım Lefkoşa’ya gelişiyle ilgili ilginç bir anı anlattı:

“Zeki’yi yalnız bırakmak istemezdim. Beni Lefkoşa’ya getirecek şoförle anlaştım, eşyalarımı bırakıp, Baf’a dönecektim. Babam ısrar etti, ‘Artık Zeki’yi buraya getirtmeye bakacaksın’ dedi. Gideceğim diye ağlamama rağmen babam izin vermedi. Beni getiren şoför Kamil’di, dönüş yolunda Rumlar tarafından kaybedildi…”

Çatışmaların ortasında, bir cesaretle taksiye atladığı gibi Baf’tan Lefkoşa’ya, eşi Seval’ın yanına geldi Zeki Kervan.

“Canımı avcuma alıp kaçtım… Tek düşündüğüm oradan kurtulup eşimin yanına gelmekti… Çok şaşırdılar beni görünce. Beklemezlerdi. Seval ağlamaya başladı… Keşke savaş olmasıydı da Baf’tan ayrılmasaydık. Orada çevrem vardı, Lefkoşa’da beni tanıyan yoktu.

Bildiğim işi yapmak istedim. Foto Şık’ın bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Rotüşer olarak kısa süre onun yanında çalıştım.”

-Foto Zeki’ye iş teklifi

Zeki Kervan’ın Baf’ta başlayan mücahitliği Lefkoşa’da sürdü. Ağırdağ, Kömürcü, Bozdağ ve Lefkoşa’da mücahitlik yaptı. 3 arkadaşın ortaklığında kurulan Foto Kervan’da çalışmak için teklif aldı mücahitlik yıllarında.

“Salih Coşar, Ali Süha ve Çetin Birinci kurmuştu Foto Kervan’ı. Neden bu adı koyduklarını da bilmiyorum. İsmet Vehit Güney resim öğretmeniydi ama fotoğraf çekmeye meraklıydı. Fotoğrafları o çekerdi.

Okullar açıldı, İsmet Bey okula döndü. Stüdyoya gelen giden olurdu, fotoğraftan anlayan yok. Ali Süha, bana stüdyoda çalışmayı teklif etti. Komutandı…Kabul ettim.

İkinci iş yasağı gelince 3 ortak stüdyonun hisselerini bana sattı. Baf’ta Foto Zeki’ydik, Lefkoşa’da Foto Kervan olduk.  Foto Zeki ismini tabii ki daha çok severdim.

İşim zamanla beğenildi, epeyi müşterim oldu. Birleşmiş Milletler (BM) askerlerine foto-montajla fotoğraf hazırlardım.. Bir profil fotoğrafı çekerdim, bir de karşıdan… Çocuklarının fotoğrafını berelerine, eşlerinin fotoğrafını da göğüslerine yerleştirirdim… Kendi buluşumdu bu. 5 liraya yapardım bu işi. Birkaç kişiye yaptım sonra askerler kaldırımda sıra beklemeye başladı.

BM’den bir komutan beni Kanada’ya götürmek istedi. ‘Bu işleri burada ucuza yapıyorsun, orada çok daha fazla kazanırsın’ dedi. Yeni evliydim, nasıl gidecektim? Hiç de pişman olmadım. İşlerim iyiydi ama Lefkoşa’da kurulu bir stüdyo olmasa bu işi yapamazdım, yeni stüdyo açmak kolay değildi, her şey çok pahalıydı…”

1965’ten 1995’e 30 yıl Köşklüçiftlik’te çalışan Zeki Kervan, stüdyosunu ustası Fevzi Akarsu’nun eski evine taşıdı. Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın karşısındaki evde bir süre daha fotoğrafçılık yaptı.

Nasıl ki ustası eşyalarını ona verdi, o da emekli olmaya karar verdiğinde stüdyosundaki eşyaların çoğunu çırağına verdi… “O makineleri elimde tutup ne yapacaktım….?” dedi.

“Meslek hayatımda 5-6 çırağım olmuştu. Aralarından sadece Yücel (Onurlu) stüdyo açabildi. Bu, para isteyen bir iş. Yücel gündüz okula gider, okul çıkışı yanıma gelip rötuş yapar, gece de stüdyoda kalırdı… O kadar meraklıydı yani.”

-“Bizim zamanımız bambaşkaydı, sanat o zaman vardı”

Zeki Kervan, dün-bugün değerlendirmesi de yaptı, “Şimdi her şey çok daha kolay…” dedi.

“Karanlık odada çok çalıştım ben. Müşteri gelince ansızdan karanlıktan aydınlığa çıkardık, kör olurdu gözlerimiz nerdeyse. Bizim zamanımız bambaşkaydı, sanat o zaman vardı. İnsanlar fotoğrafa da meraklıydı. Gelinler, damatlar, aileler, sevgilisiyle gelenler… Çırılçıplak fotoğraf çektirenler bile olurdu…”

– “Güzel bir hayat geçirdik”

Zeki-Seval Kervan çiftinin çocukları olmadı. Anlattıklarına göre, evlat edinmek istediler ama küçük bir yerde yaşadıklarından günün birinde o çocuğun incitilmesinden çekindiler. Zaman zaman bu kararı almadıkları için pişmanlık duyduklarını da söylediler.

“Emekliliğimiz iyi geçiyor. Sağlığımız yerinde. Keşke hanımın ayağı da böyle olmasıydı. Çok gezdik biz. İngiltere’ye gittik, hemen hemen her yıl arabamızla Türkiye’ye gittik. Bir ömür böyle geçti…Zorluklar yaşadık ama güzel bir hayatımız oldu…”

Haber: Rahme Çiftçioğlu / Fotoğraf: Süleyman Önel

BÜYÜKELÇİ’DEN KKTC’Yİ TANIYIN ÇAĞRISI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları Kıbrıs Türk halkını ziyadesiyle memnun etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri Kıbrıs konusunda yeni bir döneme girildiğinin işaretidir” dedi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, KKTC’nin Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM) 77’inci Genel Kurulu’nda yaptığı “Uluslararası toplumu, Kıbrıs Türklerine yönelik zulme son vermeye ve bir an önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni resmen tanımaya davet ediyoruz” açıklamasıyla ilgili İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan’ın açıklamalarının memnun edici olduğuna dikkati çeken Büyükelçi Korukoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları Kıbrıs Türk halkını ziyadesiyle memnun etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri Kıbrıs konusunda yeni bir döneme girildiğinin işaretidir” ifadelerini kullandı.

Korukoğlu, Erdoğan’ın cümlelerinin Kıbrıs Adası’nda iyi komşuluk ilişkisi içinde yaşayan iki devletin varlığının resmen tanınması anlamına geldiğini, KKTC’nin uluslararası toplum içindeki haklı yerini almasının zamanının geldiğinin dünyaya ilanı olduğunu kaydetti.

-“Kıbrıs konusunun çözümüne yönelik çabalar bu gerçek temelinde başlatılmalı ve yürütülmelidir”

54 yıldır çözülemeyen Kıbrıs meselesi hakkında da konuşan Korukoğlu, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Kıbrıs konusuna en doğru teşhisi koyduğunu hatırlatarak, “Kıbrıs konusunun bir statü meselesi olduğunu söylerdi. Rum tarafına ‘Ada’nın tek temsilcisi’ muamelesi yapılması, KKTC’nin varlığının ise kabul görmemesi bugüne kadar Kıbrıs konusunun çözümsüz kalmasının yegane nedeni olmuştur. Rum tarafı Kıbrıs Türk halkı ile yönetim ve refahı paylaşmayı reddetmektedir. Rum tarafı kendi lehine olan Ada’daki statükoyu korumak ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonu kalıcılaştırmayı amaçlayan bir politika takip etmektedir. Ada’da dili, dini, milleti farklı iki ayrı devlet vardır. Kıbrıs konusunun çözümüne yönelik çabalar bu gerçek temelinde başlatılmalı ve yürütülmelidir” diye konuştu.

-“KKTC ve Kıbrıs Türk halkını dünyaya bağlayan tek köprü Türkiye Cumhuriyeti’dir”

Anavatanları Türkiye ile KKTC arasında köklü tarihi ve kültürel bağlar bulunduğunu söyleyen Korukoğlu, iki ülke arasındaki ilişkilere yönelik şunları kaydetti:

“Her alanda hali hazırda iyi olan ilişkilerimizi daha da ileriye götürmek için başta Büyükelçiliğimiz ile İstanbul, Mersin, İzmir, Gaziantep, Trabzon ve Antalya’da bulunan Başkonsolosluklarımızla yoğun çalışmalar yürütmekteyiz. KKTC ve Kıbrıs Türk halkını dünyaya bağlayan tek köprü Türkiye Cumhuriyeti’dir. Kıbrıs Türk halkı hayatın her alanında maruz kaldığı izolasyonun günlük hayata getirdiği kısıtlamalar, Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC Bakanlıkları arasında çeşitli alanlarda imzalanan iş birliği anlaşma ve protokolleri ile aşmaya çalışmaktayız.”

“HER ZAMAN TÜRK DÜNYASI İLE BİRLİKTE OLDUK”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar KKTC’nin Türk dünyasının bir parçası olduğunu belirterek, “Kıbrıs Türk halkı her zaman Türk dünyası ile birlikte oldu” dedi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 77. BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York’ta bulunması dolayısıyla, Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Dil Kurumu iş birliğiyle Türk Dil Kurumu’nun kuruluşu ve Dil Bayramı’nın 90’ıncı yıl dönümü anısına 26 Eylül’de Bursa’da düzenlenecek olan ödül töreni ile Türk Dünyası Ortak Alfabe Çalıştayı’nın açılış törenine katılamayacak.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar konu ile ilgili yayımladığı mesajda, New York’ta bulunması nedeniyle ödül töreni ile çalıştaya  katılamamasından dolayı duyduğu üzüntüyü belirtti.

Cumhurbaşkanı Tatar, Bursa’da düzenlenecek etkinliklerin Türk dünyası için oldukça önemli olduğunu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Akdeniz’de Türk dünyasının bir parçası olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs Türk halkının her zaman Türk dünyası ile birlikte olduğunu ifade ederken, Bursa’da düzenlenecek olan etkinliklerin hayırlara vesile olmasını temenni etti ve başarılar diledi.

KKTC’den ödüle layık görülen Sn. İsmail Bozkurt’u da kutlayan Cumhurbaşkanı Tatar, KKTC’nin her alanda olduğu gibi kültür-sanat ve edebiyat alanında da öne çıkmasının önemine işaret etti.  Cumhurbaşkanı Tatar’ı Bursa’da düzenlenecek olan etkinliklerde, KKTC İstanbul Başkonsolosu Seniha Birand Çınar temsil edecek.

TATAR: ”İNGİLTERE GARANTÖR ÜLKE SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMİYOR”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, üç garantör ülkeden biri olan İngiltere’nin garantör ülke sorumluluğunu yerine getirmediğini belirterek, ”İngiltere Kıbrıs’ta şartların Kıbrıs Türklerinin aleyhine, Kıbrıs Rumlarının lehine bu şekilde cereyan etmesine tamamıyla seyirci kalmıştır. Hiç kılını kıpırdatmamıştır çünkü güneyde üstleri var, kendi menfaatleri var.” dedi.

Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurul Görüşmeleri için New York’ta bulunan Tatar, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) yönelik silah ambargosunu 2023 için kaldırma kararını kınayan Tatar, bu kararının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs’ın zaten silahlandığına ve bu tür silahlanmanın hiçbir fayda sağlamayacağına dikkati çeken Tatar, ”Bu (karar) Ada’yı daha da fazla silahlandırmak suretiyle bölgedeki gerginliği ve bölgedeki tansiyonu yükseltir ve bu da kimsenin işine gelmez. Bu gerçekten iyi bir hareket değil, Rumların bana göre bir çılgınlığıdır. ” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’ye bu kararı yeniden gözden geçirmesi çağrısı yapan Tatar, ”Alet olacakları iş, böyle bir silahlanmayla, eğer bu silahları vereceklerse, Kıbrıs’ta gerçekten hiç arzu edilmeyen birtakım gerginliklere vesile olacak.” dedi.

– BM’de yapılan KKTC’nin tanınma çağrısı ile dünyaya yeni bir mesaj verildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’na hitabında KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınması çağrısıyla “tarih yazıldığını”, tanınma konusunda bir aşama daha kaydedildiğini ve dünyaya yeni bir mesaj verildiğini söyleyen Tatar, ”Uluslararası camiaya demek istediğimiz Kıbrıs’ta iki ayrı devlet vardır.” ifadesini kullandı.

– “KKTC’li gençler izolasyon nedeniyle spor müsabakalarına katılamıyor”

Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyon nedeniyle gençlerin uluslararası spor müsabakalarına katılamadığına da dikkati çeken Tatar, ”Kıbrıs Türklerine uygulanan bu kadar haksızlığı bizim daha fazla kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden bizim uluslararası camiayı bir kez daha Kıbrıslı Türklere yapılan bu haksızlıkları gözden geçirmeye davet ediyoruz.” dedi.

Hem ekonomik hem ticari hem kültürel hem sosyal ilişkilerin geliştirilmesiyle esasında tanınma yolunda KKTC’de çok büyük mesafe alındığını belirten Tatar, ”Ama tabii bunu siyasi çalışmalar da desteklemek gerek, siyasi çalışmalarla bütün bu ilişkileri daha meşru bir zeminde gelişmesi için çalışmalar yapmak (gerek). ” diye konuştu.

– ”İngiltere, garantör ülke sorumluluğunu yerine getirmiyor”

Kıbrıs’ta üç garantör ülkeden biri olan İngiltere’nin Kıbrıs tutumunu değerlendiren ve garantör ülke sorumluluğunu yerine getirmediğini vurgulayan Tatar, şunları söyledi:

”Şimdi hala daha öyledir. İngiltere seyirci kalıyor. İngiltere Kıbrıs’ta şartların Kıbrıs Türklerinin aleyhine, Kıbrıs Rumlarının lehine bu şekilde cereyan etmesine tamamıyla seyirci kalmıştır. Hiç kılını kıpırdatmamıştır çünkü güneyde üstleri var, kendi menfaatleri var. Bunu üzülerek söylüyorum ama gerçekten Kıbrıs’ta bu kadar adaletsizliğe seyirci kalan, tarafsız olması gereken bir garantör ülkenin sorumsuzluğu bu kadar sürdürmesi beni hayal kırıklığına uğratmıştır. Hala daha ambargo ve izolasyonlar altında her türlü haksızlığa uğrayan Kıbrıs Türk halkına seyirci kalıyorlar.”

– ”KKTC’ye direkt uçuşlar için bir Rus firması sivil havacılık idaremize başvurdu”

Rusya’dan KKTC’ye direkt uçuşlar olacağına dair basında çıkan haberleri de değerlendiren ve bundan memnuniyet duyacaklarını belirten Tatar, şöyle devam etti:

”Şu anda benim bilgim Rus kökenli bir firmanın bizim sivil havacılık idaremize uçuşlar için başvurduğu şeklinde. Bizimkiler de Türkiye sivil havacılıkla istişare etmek suretiyle kendilerine hangi koşullarda uçakların Ercan Havalimanı’na inip kalkacağı konusunda bir cevap vermişler ve bu cevabı şu anda tekrar değerlendiriyorlar ama neticede bu uçuş direkt olur mu, olmaz mı ondan emin değilim. Bir çalışma olduğunu biliyorum.”

” BM’de üçlü görüşme olmayacak”

New York’ta bu yıl BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Kıbrıs Rum kesimi lideri Nikos Anastasiadis ile üçlü bir görüşme olmayacağını dile getiren Tatar, Şubat 2023’te Rum kesiminde seçimler olacağını ve Anastasiadis’in artık aday olmadığını aktardı.

Guterres ile ikili bir görüşme yapacak olan Tatar, görüşmede BM Genel Sekreteri’ne Kıbrıs sorununun tek çözümünün kuzeyde ayrı bir egemen devlet olduğunu ve Kıbrıs sorunu da asla Türkiye olmadan çözmeyeceklerini ileteceğini söyledi.

-Rum kesimine baskı yapılması çağrısı

Rum kesimine hidrokarbon zenginliklerinin ortak bir komiteyle araştırılması, elektrik ve enerji alanında iş birliği, Türkiye’den gelen suyun paylaşılması, mayın tarlalarının temizlenmesi, düzensiz göç konusunda birlikte hareket etmek gibi önerilerde bulunduklarını anlatan Tatar, Guterres’ten önerdikleri iş birliklerinin uygulanması için Rum yönetimine baskı yapmasını da isteyeceğini belirtti.

– ”Her Türk vatandaşının bir kez olsun KKTC’yi ziyaret etmesi gerek”

Tatar, 15 Kasım’da yeni havalimanının açılmasıyla KKTC’ye Türkiye’nin çeşitli hava meydanlarından ulaşma imkanı olacağını da ifade ederek ”Her Türk vatandaşının bir kez olsun KKTC’yi ziyaret etmesi lazım.” dedi.