Archives Aralık 2025

HAKAN FİDAN: KİMİNLE KONUŞURSAM KONUŞAYIM GÜNEY KIBRIS’TAN ŞİKAYET EDİYORLAR

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Kiminle konuşursam konuşayım Güney Kıbrıs’tan şikayet ediyorlar. Yani şöyle bir sıkıntı var. Avrupa Birliği ve Türkiye 400 milyondan fazla insanın kaderini ilgilendiren, sinerji alanının bir grup insan tarafından rehin alınması meselesi.” dedi.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türk basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine katkısı ve Avrupa Birliğine (AB) üyelik sürecinin GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) engeline takılması konusunda AB yetkilileri ve AB ülkelerinin dışişleri bakanlarına hangi mesajları verdiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, iki gündür AB yetkilileri ve NATO ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla bir araya geldiklerini, gün içinde birkaç gündemi barındıran yoğun NATO toplantılarına katıldıklarını hatırlattı.

Fidan, NATO çerçevesinde bir araya geldiği Avrupalı meslektaşlarıyla ağırlıklı olarak Ukrayna’daki muhtemel barış anlaşması ve buna ilişkin gelişmeleri değerlendirdiklerini belirterek, “Türkiye, Ukrayna barış görüşmelerinde kilit aktör olduğu için sürekli bizim görüşümüz de bu konularda soruluyor.” dedi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ve AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos ile dün çok uzun görüşmeler yaptığını aktaran Fidan, bütün konuları açıklıkla masaya yatırdıklarını söyledi.

Fidan, Kos’un elinde sadece genişleme dosyası değil, aynı zamanda bağlantısallıkla ilgili dosyalar bulunduğunu dile getirerek, AB ve Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya gibi farklı coğrafyalarla bağlantısallığı konusunda somut projeler bulunduğuna işaret etti.

“Üyelik süreciyle ilgili açıkçası bazı devam eden çalışmalar var ama burada belli fasılların açılması gerekiyor. Burada belli blokajların kalkması lazım. 2019’da alınmış belli kararlar var, onların tekrar kaldırılması lazım. Şu anda ona yönelik çalışmalar var.” diyen Fidan, Türkiye ve AB’nin, Gümrük Birliği, vize serbestisi, Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’de faaliyetlerine tamamıyla başlaması gibi birkaç temel konu üzerine çalıştığını vurguladı.

Fidan, Türkiye’nin AB ile görüşmelerde alan ilerlettiği iki konuya dikkati çekerek, “Mesela Rusya-Ukrayna meselesinde nerede duruyoruz? Gazze meselesinde ne yapıyoruz? Suriye meselesinde ne yapıyoruz? Buralar Türkiye için fevkalade önemli alanlar. Avrupa Birliğinin de müdahil olduğu alanlar. Türkiye ve Avrupa Birliğinin burada nitelikli işbirliği yapabiliyor olması hem bizim dış politikamız açısından, hem onlar açısından fevkalade önemli. Bunu ilerletmiş olmamız çok önemli ve kıymetli diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Kuzey Afrika ve Sahraaltı başta olmak üzere Afrika’daki sorunlar, imkan alanları, iş alanlarının önem atfettikleri bir konu olduğunu anlatan Fidan, “Türkiye’nin burada yıllardır ortaya koyduğu kendi çabalarının artık Avrupa Birliği ve diğer küresel aktörlerle işbirliğinde önemli bir zemin oluşturması bizim için büyük bir kazanım açıkçası. Bu noktada kazan-kazan, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, yöntemiyle Avrupa Birliği ile yürüyen konularımız var.” diye konuştu.

“KİMİNLE KONUŞURSAM KONUŞAYIM GÜNEY KIBRIS’TAN ŞİKAYET EDİYORLAR”

Fidan, AB ülkeleriyle ayrı ayrı ilişkilerin iyi ilerlediğine değinerek, “Bugün ben NATO Bakanlar Konseyi’nde şöyle bir baktım, Avrupa Birliği ülkesi olan bir iki ülke hariç hepsiyle gerçekten ilişkilerimiz fevkalade. Herkes kendi ticaretini, ekonomisini, istikrarını, güvenliğini daha da ileri taşımak peşinde.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin bütün ortaklarına bu tür konularda muazzam fırsatlar sunduğunun altını çizen Fidan, ticarette, politikada ve savunmada Türkiye’nin güvenilir, adil ve iyi bir ortak olduğunu, geleneği olan bir devlet olduğunu kaydetti.

Fidan, Türkiye’de özel sektörün güçlü, nüfusun dinamik olduğunu söyleyerek, “Bunların hepsini bir araya getirdiğiniz zaman Türkiye aslında büyük potansiyeller sunuyor ama Avrupa Birliği ile kurumsal olarak devam eden macera, hikayemizin bir noktada nihayete ermesi için bazı blokajların kalkması lazım.” dedi.

“Kiminle konuşursam konuşayım GKRY’den şikayet ediyorlar. Yani şöyle bir sıkıntı var. Avrupa Birliği ve Türkiye 400 milyondan fazla insanın kaderini ilgilendiren, sinerji alanının bir grup insan tarafından rehin alınması meselesi.” diyen Fidan, hiç kimsenin stratejik düşünce açısından bunu kabul etmeyeceğini dile getirdi.

Fidan, muhataplarının bunu yakından gördüğünü ve bu konuları uygun zamanda uygun bir dille ifade ettiğini belirterek, AB’de birçok konunun oy birliğiyle ele alınmasının suistimal edildiğine dikkati çekti.

Bakan Fidan, “Burada mühim olan Türkiye’nin dış politikada kimsenin eline koz vermeden topu da kendi tarafında tutmadan yoluna devam etmesi.” dedi.

RUSYA-UKRAYNA MÜZAKERELERİ

Rusya-Ukrayna barış müzakerelerinin olumlu sonuçlanmasına yönelik umudunun sürüp sürmediği ve NATO toplantılarındaki izlenimi hakkındaki soruyu cevaplayan Fidan, umudunun devam ettiğini belirtti.

Bakan Fidan, müzakerenin devam etmesi ve tarafların masadan ayrılmamasının teknik bakımdan önem arz ettiğini dile getirerek, “Benim yıllardır Cumhurbaşkanımız adına özel temsilcilik yaparken veya diğer meselelerde ara buluculuk yaparken gördüğüm en önemli husus masadan ayrılmamak. Şartlar ne kadar kötü olursa olsun, pozisyonlar ne kadar farklı olursa olsun uzlaşma niyetiyle masa etrafındaysanız bir yerde buluşursunuz.” dedi.

Rusya-Ukrayna özelinde başlangıç pozisyonlarının birbirinden çok farklı olduğuna işaret eden Fidan, tarafların orta noktada buluşturulabileceğini dile getirdi.

Fidan, “Burada özellikle ara bulucu rolünü şu anda oynayan, taraflarla görüşen (ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi) Steve Witkoff’un önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. Kendisinin bu noktada yeterince donanımı olduğunu, kabiliyetlerinin olduğunu da açıkçası düşünüyorum.” diye konuştu.

Rusya-Ukrayna meselesinde iç içe geçmiş birkaç husus bulunduğuna dikkati çeken Fidan, “Bu olay tabii, Ukrayna’nın topraklarıyla alakalı bir konu, Rusya’nın stratejik hedefleriyle ve güvenliğiyle alakalı bir konu. Bir bakıma da Avrupa’nın kendi güvenliğiyle alakalı bir konu. Bu kadar iç içe geçmişlik var. Her taraf kendiyle ilgili farklı parametrelerden farklı şeyler istiyor.” ifadelerini kullandı.

Fidan, NATO toplantılarında dün ve bugün gündeme getirilen “Avrupa’da yapılacak barışın, Avrupa’nın savaş sonrası yeni sistemini ortaya çıkaracağı” başlığından söz ederek, anlaşmanın sadece barışı değil yeni yapıyı da beraberinde getireceğini vurguladı.

“Dolayısıyla şimdi herkes var olan potansiyel anlaşmaya gereğinden çok daha fazla ehemmiyet verme gayreti içerisinde. Çünkü bu sadece bugünü değil, savaşı durdurmayı değil, daha sonrasını da ilgilendiriyor.” diyen Fidan, Avrupalıların geçmişteki anlaşmalardan sonra yaşananlara dikkat kesildiğini anlattı.

Fidan, herkesin anlaşma sonrası Avrupa’nın güvenliğinin yanı sıra risk ve kazanç hesabı yaptığını söyleyerek “Bu kadar fazla ayrı hesabın yapıldığı bir yerde düşünce kargaşası da olur. Bunun net bir zihinle, spesifik hedeflere dönüştürülmesi ve bu hedeflere de tarafların yoğunlaştırılması şu anda giderek artan bir gayret alanı bizim için.” diye konuştu.

Akıl danışan muhataplarına nelere nasıl yoğunlaşılması gerektiğini söylediklerini aktaran Fidan, taraflar arasında gelinen son noktayı öğrenmek üzere önemli bir toplantıya gireceğini belirtti.

Fidan, “Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) da Avrupalı liderlerle, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’le görüşmeleri devam ediyor. Biz Türkiye olarak doğrudan görüşmelere ev sahipliği yapmak istediğimizi tekrar hatırlattık. Bu konuda Rusya’nın olumlu bir tutumu var. Ben yakında Ukrayna’nın da bu konuda olumlu bir pozisyon ortaya koyacağını düşünüyorum.” diyerek, kağıt üzerinde bir çerçeve kabulü olursa bunun detaylarını netleştirmek için tarafların bir araya gelip yüz yüze konuşmaları gerektiğini vurguladı.

Görüşmeler için Türkiye’den daha uygun bir yer bulunmadığını dile getiren Fidan, “Biz bunu İstanbul’da geçen yaz üç defa yaptığımız toplantıyla, ev sahipliğiyle ve toplantı yönetimiyle de ispat ettik. Her birinde taraflar gerçekten mutlu ayrıldılar.” ifadelerini kullandı.

Fidan, İstanbul’daki görüşmelerin Rusya ve Ukrayna’nın bütün sorunlarını çözememesine rağmen devam eden mevcut görüşmelere muazzam bir zemin hazırladığının altını çizdi.

KARADENİZ’DE TİCARİ GEMİLERİN SALDIRIYA UĞRAMASI

Karadeniz’de Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde ticari gemilerin saldırıya uğramasının ardından Romanya ve Bulgaristan dışişleri bakanlarıyla gerçekleştirilen toplantıya ilişkin soruya Fidan, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’nin, özellikle savaştaki mayınların yüzerek kıyalara gelmesini ortadan kaldıracak bir çalışma grubu kurduğu yanıtını verdi.

Deniz kuvvetlerinin bu konuyla ilgili çalışmaya başladığı bilgisini de paylaşan Bakan Fidan, “Özellikle Karadeniz’e şu anda son yapılan saldırılar aslında bizim Türkiye olarak en baştan itibaren yaptığımız uyarının ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Çünkü savaşın coğrafyası giderek yaygınlaşıyor. Bu çok korkutucu bir şey.” dedi.

Bakan Fidan, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde seyretmekte olan bu iki gemiye yapılan saldırının Karadeniz’deki seyrüsefer emniyetini tehlikeye atmasının yanı sıra, Karadeniz’i ticarete ve insan ulaşımına kapalı bir alan haline getirdiğine işaret etti.

Türkiye’nin uluslararası sıcak sulara açılacak Ege ve Akdeniz gibi imkanları olduğunu ancak Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerin denize tek açılımının Karadeniz üzerinden olduğunu belirten Fidan, “Bu mesele onlar için daha büyük bir sorun. Ama Karadeniz’e en uzun sahil olan ülke olarak bizim de büyük bir sorumluluk almamız gerekiyordu. Bu konuda üzerimize düşeni yapıyoruz.” şeklinde konuştu.

Karadeniz’de, seyrüsefer güvenliği, boru hatları, enerji hatları, fiber hatlar, enerji için yapılan keşif çalışmaları, balıkçılık gibi önemli konular olduğunu aktaran Fidan, “Ama savaş şartlarında etkilendiğiniz zaman bu ekonomik fırsattan istifade edemiyorsunuz. Tersine riske giriyor.” ifadelerini kullandı.

Fidan, söz konusu toplantıda ne türden tedbirler geliştirilebileceği, bu tedbirlerin hangi kurumlarda ve nasıl bir koordinasyon mekanizmasında bir araya getirileceği gibi konuların konuşulduğunu ve karar alınan çeşitli konularda çalışılmaya devam edileceğini sözlerine ekledi.

Hasipoğlu, Girne 18 Yaş Üstü Engelli ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etti

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla Girne 18 Yaş Üstü Engelli ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etti.

Bakan Hasipoğlu’na ziyarette Sosyal Hizmetler Dairesi Müdürü Alev Ecevit de eşlik etti. Merkezdeki engelli bireylerle bir araya gelen Hasipoğlu, onlarla sohbet ederek vakit geçirdi.

KKTC Merkez Bankası, 2025 Yılı III. Çeyrek Bülteni’ni yayımladı

KKTC Merkez Bankası, dünya ekonomisinin genel görünümüne, KKTC ekonomisi ve bankacılık sektörü ile ilgili en güncel istatistiki verilere ve değerlendirmelere yer verilen 2025 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin bültenini yayımladı.

KKTC Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamaya göre, bülten Banka’nın web sitesinde (http:www.kktcmerkezbankasi.org) yayımlandı.

Bültende, bankacılık, turizm, enflasyon, istihdam ve bütçe gelişmelerine yer verildi.

Bankacılık sektörünün aktif toplamının  2025 yılının Eylül ayı sonunda Haziran ayına göre yüzde 9,34 arttığının belirtildiği bültende şu ifadelere yer verildi:

“Bankacılık sektörünün aktif toplamı, 2025 yılının Eylül ayı sonunda Haziran ayına göre yüzde 9,34 artarak 448.310,5 milyon TL’ye yükselmiştir. 2025 yılı Eylül ayı itibarıyla sektörün brüt krediler toplamı 181.850,1 milyon TL, mevduat toplamı ise 346.982,6 milyon TL olmuştur. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde, sektörün aktif toplamı içerisindeki en büyük pay, yüzde 40,56 ile brüt kredilere aittir. Brüt kredileri sırasıyla yüzde 32,39’luk payla nakit ve nakit benzeri kalemler, yüzde 17,01’lik payla MDC ve yüzde 10,04’lük payla diğer aktifler kalemi takip etmektedir. 2025 yılı Eylül ayı itibarıyla, pasif toplamının yüzde 77,4’ü mevduat, yüzde 11,49’u öz kaynaklar, yüzde 5,06’sı bankalara borçlar ve yüzde 6,05’i diğer pasifler kalemlerinden oluşmaktadır.

2024 yılının aynı dönemiyle kıyaslandığında, 2025 yılı Eylül ayı itibarıyla TP mevduatın toplam mevduat içerisindeki payı yüzde 26,54’ten yüzde 27,65’e yükselmiş, TP kredilerin toplam krediler içindeki payı ise yüzde 28,58’den yüzde 27,66’ya düşmüştür. Bankacılık sektörünün öz kaynakları 2025 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 76,19 artış göstererek 51.494,8 milyon TL seviyesinde gerçekleşmiştir.2025 yılı Eylül ayı itibarıyla sektöre ait TGA / brüt krediler oranı bir önceki çeyrek döneme göre yüzde 2,97’den yüzde 2,85’e gerilemiştir.

Bankacılık sektörünün sermaye yeterliliği standart rasyosu (SYSR) 2025 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,85 puan artarak yüzde 21,53 seviyesine yükselmiştir.”

-Turizm gelişmeleri: Turist sayısında  yüzde 22,2 artış

Hava ve deniz yolu ile ülkeye temmuzda 230 bin 374, ağustosta 246 bin 656 ve eylül’de 270 bin 429 yolcu geldiğinin aktarıldığı bültende, 2025 yılı üçüncü çeyreğinde gelen yolcu sayısının bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 22,2 artış gösterdiği kaydedildi. Bültende, 2025 yılı üçüncü çeyreğinde gelen yolcuların 634 bin 344’ünün Türkiye Cumhuriyeti uyruklu ve 113 bin 115’inin ise üçüncü ülkelerden geldiği belirtildi.

 2024 yılının üçüncü çeyreğinde, kara kapılarından ülkeye giren KKTC uyruklular hariç kişi sayısı 1 milyon 364 bin 71 iken 2025 yılının aynı döneminde bu rakamın yüzde 8,89 gerileyerek 1 milyon 242 bin 778’e düştüğünün aktarıldığı bültende, 2025 yılı üçüncü çeyreğinde KKTC vatandaşlarının kara kapılarından çıkış sayısının 2024 yılı aynı dönemine göre yüzde 17,4 artış göstererek 830 bin 635 olduğu kaydedildi.

-Enflasyon gelişmeleri

Bültende, 2025 yılının üçüncü çeyreğinde, bir önceki aya göre enflasyon oranlarının temmuz, ağustos ve eylül aylarında sırasıyla yüzde 3,17, yüzde 3,35 ve yüzde 5,39 olarak; bir önceki yılın aynı ayına göre yıllık enflasyonun temmuz, ağustos ve eylül aylarında sırasıyla yüzde 35,33, yüzde 35,42 ve yüzde 39,2 olarak gerçekleştiği belirtildi. 2025 yılı eylül ayında yıllık fiyat artışının en yüksek olduğu harcama grupları sırasıyla, yüzde 63,94 ile sağlık, yüzde 55,56 ile eğitim ve yüzde 54,48 ile giyim ve ayakkabı kalemleri olduğunun ifade edildiği bültende, 2025 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 22,19 ile en düşük artışı yaşayan kalemin ise ulaştırma olduğu belirtildi.

-İstihdam gelişmeleri… Toplam istihdam 183 bin 738. İşsizlik oranı 4,5

Bültende, İstatistik Kurumu tarafından 2025 yılının birinci çeyreğinde uygulanan Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre, KKTC genelinde toplam istihdam 183 bin 738, işsiz sayısının 8 bin 569, işsizlik oranının ise yüzde 4,5 olarak tahmin edildiği ortaya kondu. Bültende, ankete göre KKTC genelinde işsizlik oranının, erkeklerde yüzde 3,4, kadınlarda yüzde 6,4, 15-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde ise yüzde 12,7 olarak hesaplandığı aktarıldı.

Bültende, 2024 yılı Ekim ayı itibarı ile 159 bin 321 olan Sosyal Sigortalar Dairesi’ne kayıtlı çalışan sayısının 2025 yılı Haziran ayı itibarı ile 165 bin 97 seviyesine yükseldiği; 2024 yılı Ekim ayının 2025 yılı Haziran ayı ile kıyaslandığında, çalışma izinli sigortalı çalışan sayısı yüzde 5 artarak 82 bin 771’den 86 bin 904’e yükseldiği; KKTC vatandaşı sigortalı çalışan sayısının ise yüzde 2,2 artarak 76 bin 550’den 78 bin 193’e yükseldiği kaydedildi.

KKTC vatandaşı sigortalı çalışanların toplam sigortalı çalışanlar içindeki payının 2025 yılı Haziran ayı itibarı ile yüzde 47,4 seviyesinde olduğunun da belirtildiği bültende, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu sigortalıların toplam sigortalılar içindeki payının 2025 yılı Haziran ayında yüzde 27,6, diğer uyruklu sigortalıların payının ise yüzde 25 olduğu aktarıldı.

Bültende, bütçe gelişmelerine ilişkin ise şunlar kaydedildi:

“2025 mali yılının üçüncü çeyreğinde bütçe gelirleri, 30.783,4 milyon TL ve bütçe giderleri 31.996,0 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. 2024 yılının üçüncü çeyreğinde 856,9 milyon TL açık veren bütçe, 2025 yılının aynı döneminde 1.212,6 milyon TL açık vermiştir. 2025 yılı ilk dokuz ayında bütçe gelirleri toplamı önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 61,0 artış göstererek 79.457,4 milyon TL seviyesine, bütçe giderleri ise yüzde 58,0 artış göstererek 84.904,9 milyon TL seviyesine yükselmiştir. İlk dokuz aylık bütçe açığı ise 5.447,5 milyon TL seviyesinde gerçekleşmiştir.

2025 yılının üçüncü çeyreği içerisinde Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ihracı yoluyla toplam 9.780,3 milyon TL borçlanılmış, 9.088,7 milyon TL DİBS geri ödemesi yapılmış ve böylece 691,6 milyon TL net borçlanma gerçekleştirilmiştir. DİBS ve KVA yoluyla oluşan toplam iç borç stoku 2024 yıl sonunda 6.079,6 milyon TL iken dokuz aylık dönemde 7.905,7 milyon TL artış göstermiş ve 2025 yılı üçüncü çeyreği sonunda 13.985,3 milyon TL olmuştur. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde Merkez Bankası tarafından Maliye Bakanlığı’na kısa vadeli avans kullandırılmamıştır.”

ÇADEM, Lefkoşa Surlariçi’nde açıldı

Dezavantajlı durumda olan çocuk, engelli ve ailelere eğitim ve destek hizmetleri verecek Sosyal Hizmetler Dairesi’ne bağlı merkezin açılışı  Lefkoşa Surlariçi’nde  yapıldı.

Ali Rıza Vuruşkan Çocuk Aile Eğitim ve Araştırma Merkezi (ÇADEM) ismiyle hizmet verecek merkezin binası, Türk Mukavemet Teşkilatı kurucularından ve ilk bayraktarı Ali Rıza Vuruşkan tarafından çalışma ve ikametgah olarak kullanılıyordu. Ali Rıza Vuruşkan Adaya Ali Conan kimliğiyle İş Bankası Müfettişi olarak 1958’de gelmişti.

Açılışa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, katkı koyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi Koordinatörü Erol Öz, İş Bankası Ülke Müdürü Serhan Akşahin, Mare Monte Girişimci Yardımseverler Derneği  ve muharip derneklerden temsilciler de katıldı.

-Hasipoğlu

Oğuzhan Hasipoğlu  açılış töreninde yaptığı konuşmada, Merkezin engelli çocuklara da hizmet vereceğini, dolayısıyla açılışın 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde yapılmasının da anlamlı olduğunu söyledi.

Merkeze milli mücadelenin efsane ismi Ali Rıza Vuruşkan’ın isminin verilmesinin  anlamlı olduğunu kaydeden Hasipoğlu, 1958 yılında TMT’nin kuruluşunda görev almış, ilk bayraktar olarak hizmet etmiş Albay Vuruşkan’ın Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde unutulmaz bir yer edindiğini kaydetti.

Vuruşkan’ın cesareti, liderliği ve halkına duyduğu bağlılığın; sosyal adalet, eşitlik ve dayanışma için verilen mücadelenin ilham kaynaklarından biri olduğunu ifade eden Hasipoğlu, “Bu merkezin kapısından içeri giren her çocuk, her genç ve her aile, bir milletin kendi evlatları için gösterdiği kararlılığı, sahiplenmeyi ve sevdayı burada hissedecektir. Bu nedenle, Albay Vuruşkan’ın adının bu merkeze verilmesi bizim için sadece bir onurlandırma değil, aynı zamanda geleceğe taşınan bir sorumluluk ve bir söz niteliğindedir.” dedi.

Hasipoğlu şöyle devam etti:

“Bu merkez aracılığıyla madde kullanımı, sokakta yaşama, çalıştırılma veya riskli davranışlara maruz kalma gibi tehditlerle karşı karşıya kalan evlatlarımızı yeniden topluma kazandırma,  ailelerimize eğitim, psikolojik destek, mesleki yönlendirme ve sosyal güçlendirme hizmetleri sunmayı hedefliyoruz. Sadece çocuklarımızı değil, aileyi bir bütün olarak güçlendirmeyi toplumsal iyileşmenin en önemli parçası olarak görüyoruz.” dedi.

ÇADEM’in özel gereksinimli bireylere yönelik donanımları, erişilebilirliği temel alan yapısıyla örnek bir merkez olduğunu belirten Hasipoğlu, “Çocuklarımızın güvenle gelebileceği, ailelerimizin destek bulabileceği, toplumumuzun dayanışma ruhunu yaşatacak bir kapı olacaktır.” dedi.

Merkezin çocukların hayatlarına dokunacak, aileleri güçlendirecek ve sosyal bütünlüğü pekiştirecek çok önemli bir başlangıç olduğunu ifade eden Hasipoğlu, Başbakan Ünal Üstel,  eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sadık Gardiyanoğlu, TC Büyükelçiliği, Vakıflar İdaresi, Mare Monte Girişimci Yardımseverler Derneği  ve muharip derneklere teşekkür etti.

-Yıldırım

Erenköy Mücahitler Derneği Başkanı Ahmet Yıldırım, Vuruşkan’ın 1964’te Erenköy ziyaretini anlattı ve   “Bugünkü hudutların çizilmesinde, 1974 Barış Harekat’ının oluşmasında Erenköy’de Rıza Vuruşkan’ın rolü büyüktür.” dedi.

Yıldırım, Rıza Vuruşkan’ın isminin Lefkoşa’da herhangi büyük bir caddeye henüz verilmediğini, Girne’de “Ciklos Caddesi’ne” Rıza Vuruşkan isminin verildiğini, Lefkoşa’da da ayni hassasiyetin gösterilmesini beklediklerini kaydetti.

-Gardiyanoğlu

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sadık Gardiyanoğlu, ÇADEM’in bir “hayalin eseri” olduğunu, Merkez’e Kıbrıslı Türkün tarihine damga vuran Ali Vurşkan’ın isminin verilmesinin önemli olduğunu söyledi.

 Gardiyanoğlu, ÇADEM fikrinin 1,5 yıl önce Bakan olarak Ankara’ya yaptığı bir ziyarette çocuk, aile eğitim ve araştırma merkezi hakkında yapılan bir sunumdan doğduğunu anlattı

 Gardiyanoğlu, “ÇADEM’de birçok ailemiz, gencimiz, evladımız eğitim alacak ve umutlar yeşerecek.” dedi.

Açılışın Dünya Engelliler Günü’nde yapılmasının da anlamlı olduğunu belirten Gardiyanoğlu, “Ciddi bir ihtiyaçtı.” dedi.

-Ecevit

Sosyal Hizmetler Dairesi Müdürü Alev Ecevit ise, binanın yeniden hizmete girecek olmasını, “Kıbrıs Türkü’nün mücadele tarihinde önemli karar ve zamanlara tanıklık etmiş bu mekanın halkımızın belleğinde diri tutulmasına yardımcı olacak.” ifadelerle değerlendirdi.

Binanın Ali Rıza Vuruşkan tarafından ikametgah ve çalışma ofisi olarak kullanıldığını belirten Ecevit, binanın Kıbrıs Vakıflar İdaresi tarafından TMT’ye, TMT’den de Daire’ye kullanım için verildiğini kaydetti.

Ecevit, “Geleceğe daha güzel bir yer  bırakmak istiyorsak, ancak ve ancak aileye yapılacak olan yatırım ve kadınımızın aile ve toplun içindeki yerini güçlendirmekle mümkün olabilir.” dedi.

Ecevit, mekanda, dezavantajlı şartlardaki engelli, çocuk ve ailelere destek olmaya yönelik eğitim ve destek çalışmalarının yürütüleceğini belirtti.

Törenin sonunda katkı koyan kuruluş ve derneklerin temsilcilerine,  Engelsiz Yaşam Evi’nde yapılan çalışmalar hediye olarak takdim edildi.

-Öz

KEİ Koordinatörü Erol Öz, yapılan çalışmanın toplumsal dayanışma açsından önemli işlevi olduğunu söyledi.

Öztürkler: “Türk askeri Kıbrıs’ta sonsuza dek kalacak”

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin Türkiye’nin varlığıyla teminat altında olduğunu ifade ederek, adadaki Türk varlığının ezelden ebede süreceğini vurguladı.

Cumhuriyet Meclisi’nden yapılan açıklamaya göre Öztürkler, Trabzon’da bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) düzenlenen “Geçmişten Geleceğe Kıbrıs Sorunu ve Milli Davamız” başlıklı konferansta konuştu.

Öztürkler konferansta, Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesini ve Türkiye’nin stratejik desteğinin önemini anlattı.

Üniversitenin Prof. Dr. Osman Turan Kültür ve Kongre Merkezi’nde yer alan konferansı; Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Yalçın, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bahattin Murat Yakın, İl Emniyet Müdürü Ali Loğoğlu, KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, KKTC Trabzon Başkonsolosu Fatma Demirel, Kıbrıs gazileri akademisyenler ve öğrenciler takip etti.

Konferansta ayrıca Öztürkler’in Trabzon ziyaretinde heyetinde bulunan Cumhuriyet Meclisi İdari Amiri Milletvekili Yasemi Öztürk ve Başkanlık Divanı üyesi Milletvekili Hasan Küçük ile Meclis Genel Sekreteri Seral Fırat da yer aldı.

– “Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi köklü bir geçmişe dayanıyor”

Konuşmasına Kıbrıs’ın tarihsel sürecini anlatarak başlayan Öztürkler, adanın 1571’de Osmanlı tarafından fethedilmesiyle Türk yurdu hâline geldiğini, İngiliz sömürge döneminde ise Kıbrıs Türk halkının önemli sıkıntılar yaşadığını ifade etti. Öztürkler, EOKA terör örgütünün faaliyetlerine değinerek Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin köklü bir geçmişe dayandığını belirtti.

Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kuruluşunu dönüm noktası olarak değerlendiren Öztürkler, Kıbrıs Türk halkının önderlerini rahmetle anarken, Türkiye’nin garantörlük anlaşmasının mimarlarını hatırlattı ve bu isimlerin Kıbrıs davasını uluslararası boyuta taşıdığını vurguladı.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na da değinen Öztürkler, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın kararlı duruşunu hatırlattı; Türk ordusunun ve Mücahitlerin canları pahasına vatanı savunduğunu, bu gelişmenin Kıbrıs Türk halkı için özgürlük kapısı açtığını ve milli davanın güçlü bir dönüm noktası oluşturduğunu dile getirdi.

– Hristodulidis’e tepki

Crans Montana görüşmelerinde Rum tarafının masayı devirdiğini hatırlatan Öztürkler, Rum tarafının bugün de adanın tamamını kontrol altına alma hedefi güttüğünü ifade etti.

Rum lider Hristodulidis’in “sıfır asker, sıfır garanti” söylemine tepki gösteren Öztürkler, Kıbrıs’taki Türk askerinin varlığının kalıcı olduğunu ve Beşparmak Dağları’nda ay yıldızlı bayrağın dalgalanmaya devam edeceğini belirtti. Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin Türkiye’nin varlığıyla teminat altında olduğunu kaydeden Öztürkler, adadaki Türk varlığının ezelden ebede süreceğini vurguladı.

– “Türk milleti çalışkan, adil ve dürüsttür”

Trabzon’da konuşurken Fatih Sultan Mehmet Han’ı anmadan geçemeyeceğini dile getiren Öztürkler, onun şahsında tüm şehitlere rahmet diledi. Gençlere de seslenen Öztürkler, Türk milletinin çalışkan, adil ve dürüst olduğunu kaydetti; öğrencileri tarihlerine ve milli değerlerine sahip çıkmaları konusunda uyardı. 

Öztürkler ayrıca Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişmelerin Kıbrıs davasına güven aşıladığını belirtti. Öztürkler, yerli ve milli üretimlerle güçlenen Türk İHA ve SİHA’larının 7/24 görev yapmasının, adadaki güvenliği pekiştirdiğini, Sinop’ta Kızıl Elma’dan atılan füze testinin de Türkiye ve KKTC’ye yönelik kuşatma girişimlerine karşı güçlü bir yanıt olduğunu söyledi.

Konferansın sonunda, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde yürütülen Türkiye Yüzyılı vizyonunun tüm mazlum coğrafyalara umut ışığı olduğunu vurgulayan Öztürkler, şehitlere rahmet, gazilere minnettarlık dileklerini iletti.

Konferans öncesinde KTÜ Rektörlüğünü ziyaret eden Meclis Başkanı Öztürkler, burada Rektör Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı ile bir araya geldi.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Telsim arasında iş birliği protokolü imzalandı

“Telsim Freezone 12. Liselerarası Müzik Yarışması” ile ilgili iş birliği protokolü Milli Eğitim Bakanlığı ile Telsim arasında imzalandı.

Protokole Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu ile Telsim Genel Müdürü Sefer Tüz imza koydu.

Milli Eğitim Bakanlığı toplantı salonunda gerçekleştirilen imza töreninde Genel Orta Öğretim Dairesi Müdürü Yusuf İnanıroğlu, Mesleki Teknik Öğretim Dairesi Müdürü Gülşen Hocanın ve Telsim Kurumsal İletişim Müdürü Nil Zorlu Atai de hazır bulundu.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, imza töreninde konuşan Bakan Çavuşoğlu, Telsim’in ilk günden itibaren sosyal sorumluluk projelerinde özveriyle yer aldığını belirterek, Freezone etkinliğinin, yıllar içerisinde gençler tarafından ilgiyle beklenen bir gün haline geldiğini ifade etti.

Çavuşoğlu, Freezone’un en değerli yönünün çocukların yeteneklerini geliştirmelerine fırsat sunması olduğuna işaret ederek, “Yarışmada kimin dereceye girdiğinden ziyade, çok sayıda öğrencimizin ve öğretmenimizin bu yarışmaya hazırlanıyor olması bizim için temel hedefti. Bu hedef, çocuklarımızı hayata hazırlarken onların özel yeteneklerini de ortaya çıkarmayı amaçlıyor” dedi.

Telsim’in sağladığı sponsorluk desteğinin etkinliğin başarıyla gerçekleştirilmesinde büyük rol oynadığını vurgulayan Çavuşoğlu, katılımcı sayısının her yıl arttığına da dikkati çekti.

Telsim yetkililerine teşekkür eden Çavuşoğlu, Telsim Freezone 12. Liselerarası Müzik Yarışması’nın öğrenciler ve ülke adına hayırlı olmasını diledi.

-Tüz, yarışma her yıl yeni rekorlara ve başarı hikâyelerine sahne oluyor

Telsim Genel Müdürü Sefer Tüz ise Telsim Freezone Liselerarası Müzik Yarışması’nın 12’ncisinin, bu yıl da Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle düzenleniyor olmasının kendileri için büyük bir gurur olduğunu belirtti. Tüz, yarışmanın her geçen yıl yeni rekorlara ve başarı hikâyelerine sahne olduğunu söyleyerek, gençlerin kendi ışıklarına ve hayallerine ortak olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

Bugüne kadar bin 500 öğrencinin sahnede yer aldığını hatırlatan Tüz, “Gençlerin sanatla güçlenmesini, özgüven kazanmalarını ve toplumun yaratıcı bireyleri olarak yetişmelerini önemsiyoruz.” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Çavuşoğlu GÜNSEL Sanat Müzesi’nin açılışına katıldı

Yakın Doğu Üniversitesi’nin kampüsündeki dört müzeden biri olan GÜNSEL Sanat Müzesi ve müzenin ev sahipliği yaptığı ilk sergi “Güzel Sanatlar Cumhuriyet Sergisi”, Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’nun katılımıyla Günsel Tower’da açıldı.

Bakanlıktan verilen bilgiye göre, törenin açılış konuşmalarını  Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Erdal Aygenç ve Yakın Doğu Üniversitesi’nin yapay zeka tabanlı akademisyeni Ai. Prof. Dux yaptı.

-Çavuşoğlu: “Küçük bir ülkede binlerce sanat eserini bir araya getirmek sıradan bir vizyon değildir”

Konuşmasına, “Hayal kurup bu hayalleri hedefe dönüştüren ve başarıyla hayata geçiren Dr. Suat Günsel Hocamızı tebrik ediyorum.” sözleriyle başlayan Çavuşoğlu, GÜNSEL Sanat Müzesi’nin ülkenin kültür ve sanat yolculuğunda yeni bir eşik olduğunu vurguladı.

Çavuşoğlu, “Yakın Doğu Üniversitesi, yalnızca eğitim veren bir kurum olmanın ötesinde; kültür, sanat, bilim ve sporun bir arada yükseldiği bir vizyon ortaya koyuyor. Akademik bilgi her yerde edinilebilir; ancak toplumu bir arada tutan ve geleceğe taşıyan unsur sanattır.” ifadelerini kullandı.

Yakın Doğu Üniversitesi’nin “Dünya Üniversiteleri Sıralaması”nda ilk 500 üniversite arasında yer aldığına dikkati çeken Çavuşoğlu, “Küçük bir ülkede elektrikli otomobil üretmek ya da binlerce sanat eserini bir araya getirmek sıradan bir vizyon değildir. Yakın Doğu Üniversitesi’nin bu kadar güçlü fikirler üretebilmesi, başarının asla tesadüf olmadığını gösteriyor.” dedi.

-Şanlıdağ: kampüsümüzün dördüncü müzesi olarak Yakın Doğu Üniversitesi’nin kültür ve sanat alanında ulaştığı seçkin noktayı temsil ediyor”

Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ da “GÜNSEL Sanat Müzesi, kampüsümüzün dördüncü müzesi olarak Yakın Doğu Üniversitesi’nin kültür ve sanat alanında ulaştığı seçkin noktayı temsil ediyor.” dedi.

-Aygenç: “GÜNSEL Sanat Müzesi, ilham verici bir öğrenme ve yaratıcı üretim alanı olarak sanat yolculuğumuzu zenginleştirecek”

Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Erdal Aygenç ise GÜNSEL Sanat Müzesi’nin ilham verici bir öğrenme ve yaratıcı üretim alanı olarak sanat yolculuklarını zenginleştireceğini vurguladı.

-Ai. Prof. DUX: “GÜNSEL Sanat Müzesi, hayal gücünün ve yaratıcılığın iç içe geçtiği canlı bir buluşma noktası olacak”

Yakın Doğu Üniversitesi’nin yapay zeka tabanlı akademisyeni Ai. Prof. Dux da GÜNSEL Sanat Müzesi’nin hem geleneksel sanatın köklerine hem de geleceğin dijital dünyasına uzanan geniş bir yelpazeye hitap edeceğini vurguladı.

Müzenin ilk sergisi olan “Güzel Sanatlar Cumhuriyet Sergisi” Yakın Doğu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nin akademisyen sanatçıları ile Kıbrıs Modern Sanat Müzesi sanatçılarının eserlerini bir araya getiriyor. Resim, heykel, seramik ve baskı resim dallarından oluşan toplam 50 eserin yer aldığı sergi, 24 Aralık’a kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

Erdoğan: Ekonomimiz 21 çeyrektir kesintisiz sürdürdüğü büyüme trendini devam ettirmiştir

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ekonomimiz 21 çeyrektir kesintisiz sürdürdüğü büyüme trendini 2025’in 3. çeyreğinde de devam ettirmiştir.” dedi.

Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, grup toplantısının ülke, millet ve demokrasi için hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.

Vefat eden 26. ve 27. Dönem AK Parti Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’e yüce Allah’tan rahmet ve mağfiret niyaz eden Erdoğan, Cemal Öztürk’ü hep nezaketi, çalışkanlığı, tevazulu ve memleketi için çarpan samimi kalbiyle hayırlı hatırlayıp, hayırlar yad edeceklerini söyledi.

Cemal Öztürk’ün ailesine, yakınlarına, Giresunlulara ve AK Parti teşkilatına başsağlığı dileyen Erdoğan, salondakilerle Öztürk’ün ruhu için Fatiha Suresi’ni okudu.

Ekonomide yılın 3. çeyrek verilerinin geçen aydan itibaren açıklanmaya başladığını aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

“Kasım ayının ilk günlerinde yılın 9 ayına dair turizm istatistikleri TÜİK tarafından milletimizle paylaşılmıştı. Buna göre, 2025 yılının 9 ayında ülkemizi ziyaret eden kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,6 artarak, 49 milyon 993 bine çıkmıştı. Turizm gelirlerinde ilk 3 çeyrekte 50 milyar doları yakalamıştık. Böylece tüm zamanların üç çeyrek rekorunu kırmıştık. Pazartesi günü açıklanan büyüme rakamları da oldukça müspet geldi. Ekonomimiz 21 çeyrektir kesintisiz sürdürdüğü büyüme trendini 2025’in 3. çeyreğinde de devam ettirmiştir. Türkiye ekonomisi 3. çeyrekte yıllık bazda yüzde 3,7 büyüyerek istikrarlı seyrini korumuştur. Bu oranla OECD ülkeleri arasında 4’üncü olduk. G20 ülkeleri arasında da 5’inci sırada yer aldık. Tarımda zirai don ve kuraklık kaynaklı hiç arzu etmediğimiz bir küçülme yaşadık. İnşallah bu yıl yağışların da bol ve bereketli olmasıyla tarımın toparlanmasını bekliyoruz. Makine ve teçhizat yatırımlarındaki artış ise üretime ilişkin umutlarımızı daha da güçlendirmiştir. Yıllıklandırılmış milli gelirimiz 1,5 trilyon doları aşmıştır. Büyüme rakamlarımız milletimiz için hayırlı uğurlu olsun.”

“Hedef, terör belasına son vererek Türk ekonomisini şahlandırmak”

Erdoğan, Türkiye’nin risk primindeki düşüşe dikkati çekerek, Türkiye’nin kredi risk priminin (CDS) 233 baz puana gerileyerek son 7 yılın en düşük seviyesine indiğini vurguladı.

Kasım ayı enflasyon rakamlarının bugün açıklandığını anımsatan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Orada da umutlarımızı artıran bir tabloyla karşılaştık. Buna göre, kasım ayı enflasyonumuz 0,87 geldi. Temel mal enflasyonu yüzde 18’ler seviyesine indi. Hizmet enflasyonundaki düşüş ise sürüyor. Deprem konutları ve sosyal konut projelerimizde birlikte kira enflasyonunda hızlı bir gerileme bekliyoruz. Bu güzel haberlerin de ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Her zaman söylediğim gibi Türkiye’nin hedefi, rotası, izleyeceği güzergah bellidir. Bu hedef, 86 milyonun tamamının refahını kalıcı biçimde artırmaktır. Bu hedef, 2028 yılında 1,9 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaşmaktır. Bu hedef, gelecek 3 yıl içinde mal ihracatımızı 375 milyar dolara çıkarmaktır. Bu hedef, yine 3 yıl sonra turizmde 100 milyar dolar gelir elde etmektir. Bu hedef, ülkemize 2 trilyon dolar maliyeti olan terör belasına son vererek Türk ekonomisini şahlandırmaktır.”

“Hedeflerimizden kopmadık ve kopmuyoruz”

“Bölgemizdeki sıcak çatışmalara, küresel ekonomideki belirsizliklere, gümrük tarifeleri üzerinden alevlenen ticaret savaşlarına Türkiye’nin önünü kesmek için türlü oyunlar çeviren melun ve meyus odaklara rağmen hamdolsun hedeflerimizden kopmadık ve kopmuyoruz” diyen Erdoğan, “Bizi cesur kılan, bizi her türlü badire karşısında güçlü ve dirençli kılan işte budur. Hedeflerimize ulaşacağımıza olan sarsılmaz inancımızdır.” dedi.

Ekonomi başta olmak üzere her alanda daha aydınlık bir Türkiye’ye hep beraber ulaşacaklarını dile getiren Erdoğan, “Bu ülkeye yeni bedeller ödetmeyecek, bedel ödetmek isteyenlere de geçit vermeyeceğiz. Suyu bulandırıp bulanık suda sazan avına çıkanların oyunlarına gelmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

“KOBİ’lerimize çalışan başına verdiğimiz desteği 3 bin 500 liraya yükseltiyoruz”

Ekonomide rakamların, oranların ve karşılaştırmaların önemli olduğunu ama asıl önemlisinin 86 milyonun topyekun düşüncesi, fikri ve kanaati olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Asıl olan esnafın, tüccarın, emeklinin, emekçinin ne dediği ne hissettiğidir. Bu süreçte sadece rakamlara, sadece oranlara bakmıyor, çarşıya, pazara, esnafa, tüccara, reel sektörün kalbinin attığı sanayi bölgelerimize de kulak veriyoruz. Reel sektörden gelen talep ve şikayetleri daima dikkatle dinledik. Bugün de hissiyatımız en üst seviyededir. Kabine toplantımız sonrasında KOBİ’lerimizle ilgili yeni bir müjdemizi paylaştık. Geçen yıl emek yoğun üretim yapan tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya sektörlerinde başlattığımız koruma programını devam ettiriyoruz. İstihdamını koruyan KOBİ’lerimize çalışan başına verdiğimiz aylık 2 bin 500 liralık desteği, 2026 senesinde 3 bin 500 liraya yükseltiyoruz. Büyük ölçekli firmalarımızı da dahil edeceğimiz yeni programla 1 milyon 100 bin istihdamı koruyacak emekçi ve sanayicimizin yanında olacağız. Yeni programımızın ekonomimize hayırlı olmasını diliyorum.”

“Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan mevcut düzenin sürdürülebilir olmadığının altını her zeminde çiziyoruz”

Erdoğan, uluslararası ilişkilerde oldukça yoğun mesai gerçekleştirdiklerini belirtti.

Güney Afrika’da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi kapsamında önemli temaslarda bulunduklarını ifade eden Erdoğan, G20 ülkelerinin dünya ekonomisinin yüzde 85’ini, nüfusunun ise üçte ikisini temsil ettiğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, G20 ülkelerinin, iktisadi güçleri, dünya siyasetindeki ağırlıklarıyla küresel sorunlara çözüm arayışında ön plana çıktığını vurguladı.

G20’nin aktif üyelerinden biri olan Türkiye’nin, çalışmalara gereken desteği verdiğini dile getiren Erdoğan, 2015’deki “Dönem Başkanlığı” sırasında düşük gelirli ülkelerin sesi olduklarını, Johannesburg Zirvesi’nde de “Daha adil bir dünya mümkün” şiarıyla küresel sistemin yapılandırılmasına olan ihtiyacı dile getirdiklerini anlattı.

Erdoğan, dünya genelinde her 10 kişiden birinin hala aşırı yoksullukla mücadele ettiğinin altını çizerek, “Dünyanın bir çok ülkesine gittiğimizde şu ibretlik manzarayla sık sık karşılaşıyoruz, bir yanda dünyanın en pahalı markalarıyla arzı endam eden bir avuç elit varken, diğer yanda günlük bir dolar gelirle hayata tutunmaya çalışan milyonları görüyoruz. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan mevcut düzenin sürdürülebilir olmadığının altını her zeminde çiziyoruz.” diye konuştu.

G20 Zirvesi’ndeki mesajlarının Afrikalılar nezdinde memnuniyetle karşılandığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin uluslararası platformlardaki dik ve dirayetli duruşuyla daha fazla takdir topladığını, çağrılarının daha fazla makes bulduğunu, bunda son 20 yılda Afrika’yla ilişkilerin geliştirilmesinin büyük payı olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 20 yılda Afrika’daki büyük elçiliklerin sayısının 12’den 44’e çıkarıldığını, Afrika ülkelerinin Ankara’daki temsilciliklerinin ise 10’dan 38’e yükseldiğini bildirdi.

“Afrika ve Afrika halkları bizim kardeşimizdir”

Afrika kıtasıyla ticaretin 20 yılda 5 milyar dolardan 37 milyar dolar seviyelerine geldiğini, hedefin 50 milyar dolar olduğunu söyleyen Erdoğan, doğrudan yatırımların 10 milyar dolara ulaştığını, Türk şirketlerinin 97 milyar dolar değerinde 2 binden fazla proje üstlendiğini hatırlattı.

Erdoğan, THY’nin 41 ülkede 64 noktaya ulaşarak Afrika kıtasının en geniş uçuş ağına sahip firmalarından birisi olduğunu aktardı.

Türkiye Maarif Vakfı’na ait okulların 22 bin öğrenciye eğitim hizmeti verdiğini kaydeden Erdoğan, Türkiye mezunu öğrencilerin kıtada bakan, büyükelçi, bürokrat, işadamı, akademisyen olarak önemli görevlere geldiğine işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Afrika ve Afrika halkları bizim kardeşimizdir. Bu kardeşlik hukukunun gereklerini yerine getirmek bizim görevimizdir. Bu hukuka 20 yıl boyunca hiç gölge düşürmedik, inşallah düşürmeyeceğiz. Şunun da bilinmesinde fayda görüyorum, biz her şeyden önce vicdan sahibi bir millet ve devletiz. En yakınımızdan en ücra köşeye kadar ulaşabildiğimiz her yere imkanlarımız ölçüsünde el uzatmak bizim için çekinilecek bir durum değildir. Tam tersine Türkiye’nin alan el konumundan son 23 yılda veren el konumuna gelmesi ülkemiz ve milletimiz adına bir kıvanç vesilesidir. Nasıl 103 bin tonu aşan insani yardımlarımızla Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülkelerden biriysek, neredeyse tüm dünyanın derin bir sessizlikle izlediği Sudan’daki trajediye de en fazla hassasiyet gösteren biziz.”

Erdoğan, AFAD’ın, Türk Kızılay’ın, Türkiye Diyanet Vakfı’nın ve insani yardım vakıflarının Gazze’de olduğu gibi Sudan’daki insani felaketi de hafifletmek için seferberlik ruhuyla koşturduğunu söyledi.

Akan kanın durması, Sudan’ın daha fazla kaosa sürüklenmemesi için yoğun çaba içerisinde olduklarının altını çizen Erdoğan, büyük ülke ve büyük millet olmak neyi gerektiriyorsa içeride ve dışarıda bu tavır içerisinde olacaklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizler de takip etmişsinizdir, 2026 yılı Türkiye açısından kelimenin tam anlamıyla bir uluslararası zirveler yılı olacak. COP31 Zirvesi vesilesiyle 200’e yakın ülkeyi Antalya’mızda ağırlayacağız. Temmuz ayında NATO Zirvesi’ni başkentimiz Ankara’da gerçekleştireceğiz. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13’üncü zirvesine ülkemizde ev sahipliği yapacağız. 2026 senesi boyunca da Türkiye’nin itibarına itibar katmayı sürdüreceğiz.” ifadesini kullandı.

Afrika’yla ilgili Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Türkiye-Afrika ilişkilerine ilişkin video izletildi.

“KIZILELMA, havadan havaya görüş ötesi hedefi vurabilen ilk insansız savaş uçağı oldu”

Erdoğan, Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’nden bir bölümü okuyarak, “Günümüz Türkçesiyle ifade edecek olursak, ‘Kendini insan bilenler, halka hizmetten usanmaz. Mert olanlar, ezilenlere yardımdan el çekmez.'” ifadelerini kullandı.

Gelecek nesillere, devraldıklarından daha ileri bir ekonomi, daha güçlü bir demokrasi, daha caydırıcı bir savunma sanayi, daha itibarlı bir dış politika, daha iyi hizmet üreten bürokrasi teslim etmek amacıyla dur durak bilmeden çalıştıklarının altını çizen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“İstiyoruz ki, yarın veya ertesi gün değil, bizden 40-50 sene hatta bir asır sonra bile hayırla, şükranla, minnetle yad edilen eserler bırakalım. İstiyoruz ki, çocuklarımıza her alanda müreffeh ve muzaffer bir ülke emanet edelim. İstiyoruz ki, gençlerimize demokrasi standartları, hukuk standartları yaşam standartları çok yüksek bir Türkiye teslim edelim. İstiyoruz ki, yıllardır halının altına süpürülmüş sorunları çözelim ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşasının önündeki büyük, küçük bütün engelleri kaldıralım. Bizim yegane niyetimiz budur. Bizim siyasette varlık gayemiz budur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen günlerde savunma sanayinde küresel bir başarıya daha imza attıklarını söyleyerek, “KIZILELMA adını verdiğimiz insansız savaş uçağımız, Murat isimli radarımızla tespit edilen bir savaş uçağını GÖKDOĞAN isimli füzemizle havadan havaya tam isabetle vurmayı başardı. Böylece KIZILELMA, havadan havaya görüş ötesi hedefi vurabilen ilk insansız savaş uçağı oldu. Türkiye, hava savunmasında çok stratejik bir imkana sahip olma yolunda ciddi bir üstünlük elde etti. Milletimize bu gururu yaşatan tüm kurumlarımıza, bilim insanlarımıza, çalışanlara ve özel sektörümüze ülkem ve milletim adına buradan samimi tebriklerimi iletiyorum.” ifadelerini kullandı.

Bu testlerin Sinop’ta yapıldığını ve küresel başarıya bu şehirde ulaşıldığını belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biliyorsunuz CHP Genel Başkanı, bu testleri, ‘Sinop’ta balıklar rahatsız oluyor’ diyerek eleştirmişti. Biz ona yine Sinoplu Diyojen’in meşhur sözüyle cevap verelim, ‘gölge etme başka ihsan istemez.’ Siz gidin kurultay üstüne kurultay yapın. Siz gidin kendi iç meselelerinizle uğraşın. Siz gidin gırtlağınıza kadar battığınız pisliklerden arının. Siz gidin önce içinizdeki yolsuzluk yapanları ayıklayın. Bize gölge etmeyin o bize yeter. Şimdi çıkmış, artık ismini bile duymaya tahammül edemedikleri selefi Kılıçdaroğlu gibi birilerini ‘cellat’ olmakla itham ediyor. Neymiş, DEM Parti’nin terörsüz Türkiye sürecine katkı vermesi Stockholm Sendromuymuş, yani celladına aşık olmakmış. Yahu insanda biraz utanma olur, mahcubiyet olur. Hadi Türkiye’yi bilmiyorsun. Hadi dış politikadan haberin yok. Hadi ekonomide elifi görsen mertek zannedersin. İnsan bari kendi geçmişini bilir, kendi kara sicilini bilir.

Şimdi bu beyefendiye sormak lazım. Ya sen ömrün boyunca hiç mi CHP’nin utanç lekeleriyle dolu tarihini okumadın? Tek parti faşizminin bu millete neler yaşattığını hiç mi öğrenmedin? Sen kimin cellat, kimin mağdur olduğunu bilmiyor olabilirsin ama benim Kürt kardeşim kimin cellat olduğunu çok iyi bilir. Şurada, Ulus Meydanı’nda İstiklal Mahkemelerinde alelacele kararlar alıp darağaçlarında iskemleyi kimin devirdiğini milletim gayet iyi bilir. Merhum Menderes’i, Polatkan’ı Zorlu’yu adım adım darağacına kimin taşıdığını milletim bilir. Şimdi ardından timsah gözyaşları döktükleri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarına kimin sessiz kalarak onay verdiğini benim milletim çok iyi bilir. Terörle mücadele adı altında Tunceli’den başlayarak bizim dönemimize kadar Kürt kardeşlerimizin kanını kimin döktüğünü benim milletim çok iyi bilir. Sayın Özel hedef saptırmasın. Kendini boşu boşuna hiç yormasın. Eğer cesareti varsa ve bir cellat görmek istiyorsa aynaya baksın. Kendi tarihine baksın. CHP’nin geçmişine baksın. Celladı orada zaten görecektir.”

“CHP’nin saklamaya çalıştığı gizli yüzü, niyeti, fikri ve zikri deşifre oluyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’de yönetimin değişmesine rağmen “her şeye çıkar odaklı bakma” anlayışından CHP’nin kurtulamadığını belirtti.

CHP’nin gözünde kendilerinin “ağa”, geri kalan milyonlar ise “maraba” konumunda olduğunu kaydeden Erdoğan, CHP için Kürtlerin oy deposundan ibaret olduğunu söyledi.

Erdoğan, “Ama artık yutmazlar. Denklem gayet basittir. Hiçbir karşılık beklemeden seçimlerde oy verdiğinizde sizden iyisi yok. Tersi bir durumda ise sizden kötüsü yok. Bakın biz buna daha önce 14-28 Mayıs seçimlerinde deprem bölgesinde şahit olduk. Sırf kendi cumhurbaşkanı adaylarına oy vermediler diye depremzedelerimize günlerce etmediklerini bırakmadılar. Gece vakti misafirhanelerden kovmaktan, sosyal medyadaki edepsizliklere kadar her türlü vicdansızlığı, her türlü hoyratlığı sergilediler. Bugün de aslında aynısı tekerrür ediyor. CHP zihin kodlarındaki faşizmi ve elitizmi dışa vuruyor. CHP’nin saklamaya çalıştığı gizli yüzü, niyeti, fikri ve zikri deşifre oluyor.” diye konuştu.

AK Parti olarak kendilerinin tavırlarının belli olduğunu kaydeden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Onlar ne yaparsa yapsın, biz Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Çerkes’iyle, Laz’ıyla tüm Türkiye’yi kucaklamaya devam edeceğiz. Hiçbir ayrım gözetmeden, 86 milyonun her bir ferdini aynı samimiyetle, aynı muhabbetle bağrımıza basacağız. Terörsüz Türkiye sürecindeki çalışmalarla ilgili şu hakikati bugün tarihe kayıt olarak düşmek istiyorum. Bundan 24 sene evvel, 14 Ağustos 2001 tarihinde partimizi kurarken sergilediğimiz irade neyse, 2005 yılında Diyarbakır’da ‘bu sorun benim de sorunumdur’ derken ortaya koyduğumuz cesaret neyse, 2013 yılında, ‘çözüm için baldıran zehri içmek gerekirse, biz o baldıran zehrini de içeriz, yeter ki bu ülkeye huzur gelsin, refah gelsin’ dediğimiz gündeki kararlılığımız neyse, AK Parti olarak bugün de aynı iradeyi, aynı cesareti ve samimiyeti taşıyoruz.

Partimizin, ittifakımızın ve devletimizin, önce ‘Terörsüz Türkiye’yi ardından ülkemize yönelik terör tehdidinin bertaraf edildiği terörsüz bölgeyi inşa etme azmi tamdır. Cumhur İttifakı, hedef, anlayış ve fikir birliği içindedir. Her fırsatta söylüyorum, bugün tekrar altını çizerek ifade ediyorum, Allah’ın izniyle aziz milletimizin de hayır duasıyla bu sefer başaracağız. Evlatlarımıza terörün karanlık gölgesinin düşmediği bir Türkiye’yi inşallah teslim edeceğiz. Cumhur İttifakı olarak bir siyasi risk alıyorsak sadece elimizi değil gövdemizi de taşın altına koyuyorsak işte bunun için alıyoruz.”

“MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’yi hedef alan dünkü açıklamaları asla tasvip etmediğimizi ifade etmek isterim”

Erdoğan, “Terörsüz Türkiye” süreciyle Türkiye’nin yarım asırlık bir beladan, sorundan, musibetten tamamen kurtulması için çaba gösterdiklerini, Cumhur İttifakı’nın bütün mücadelesinin bunun için olduğunu söyledi.

Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesut Barzani’nin ofisinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sözlerine yönelik yapılan açıklamayı eleştiren Erdoğan, “İttifak ortağımız MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi hedef alan dünkü saygısız ve hadsiz açıklamaları asla tasvip etmediğimizi, kabul edilemez bulduğumuzu burada ifade etmek isterim.” sözlerini sarf etti.

Gerek Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in gerekse Dışişleri Bakanlığının konuya dair rahatsızlıkları açıkça dile getirdiğini, gerekli diplomatik adımların atıldığını, izahat yapılmasının istendiğini belirten Erdoğan, “Bu vahim hatadan bir an önce dönülmeli ve düzeltilmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Bundan sonra “Terörsüz Türkiye” sürecinin biraz daha ivme kazanmasını ümit ettiklerini dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“İyimser konuşurken 23 yıllık tecrübelerimizin ışığında elbette şu riskleri de göz ardı etmiyoruz, hedefe yaklaştıkça istismar mekanizmaları daha fazla devreye girecek. Terör bitince işsiz kalacak olanlar, bunu engellemek için daha fazla mesai yapacak. Türkiye’nin bu paslı prangadan kurtulmasını istemeyenler son ana kadar vazgeçmeyecek. Bunların tamamının farkındayız ve hepsine de hazırlıklıyız. İnancım ve samimi duam odur ki sorunları çözmek amacıyla milletimizin Gazi Meclisimize gönderdiği bütün milletvekillerimiz, hayati önemi haiz bu konuda bizimle aynı hissiyatı paylaşır, aynı hedefe yürür. Özellikle tarihi bir sorumluluk üstlenen Komisyonumuzun şimdiye kadar başarıyla yürüttüğü çalışmalarını bundan sonra da milletin ve memleketin menfaatlerini önceleyen bir anlayışla tekemmül ettireceğine inanıyorum. AK Parti olarak biz bugüne kadar olduğu gibi sorumluluk almaya, yapıcı ve ön açıcı olmaya devam edeceğiz.”

“Etki ajanları milletimizin huzurunu bozmak için yoğun gayret içindeler”

Erdoğan, ana muhalefetin eski yönetim, yeni yönetim ve paralel yönetim arasında giderek kızışan çatışmalarını örtmek, belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluklarını perdelemek için topluma karamsarlık pompaladığını, umutsuzluk yaymaya çalıştığını çok net gördüklerini ve bildiklerini vurguladı.

Muhalefetin bu noktada yalnız olmadığını da anladıklarını kaydeden Erdoğan, “İçeride ya da dışarıda birtakım etki ajanları milletimizin huzurunu bozmak, milletimizi kutuplaştırmak, özellikle de gençlerimizi umutsuzluğa, karamsarlığa sevk etmek için yoğun gayret içindeler. Bir yandan tarihimizin en yıkıcı depreminin yaralarını sarıyoruz, bir yandan açılıştan açılışa koşuyoruz. Bir yandan ekonomiyi büyütüyoruz, diğer yandan savunma sanayinde küresel rekorlar kırıyoruz yani her alanda büyük bir atılım ve kalkınma seferberliği içindeyiz. Tabii bunları görmek için Türkiye’ye nereden baktığınız son derece önemli.” ifadesini kullandı.

Türkiye’ye başkalarının ellerine tutuşturduğu gözlüklerle bakanların her şeyi bulanık göreceklerini ancak Türkiye’ye kendi gözüyle ve gözlüğüyle bakanların her alanda yükselen, büyüyen, güçlenen, iddiaları, tezleri olan, ayakları yere sağlam basan özgüvenli bir Türkiye göreceklerini vurgulayan Erdoğan, bu toprakların 1000 yılı aşkın süredir Müslüman Türk hakimiyeti altında olduğunun, bu topraklarda isteyenin istediğine inanmakta özgür olduğunun, isteyenin kendi ibadethanesinde, kendi ibadetini yapmakta özgür olduğunun, bu toprakların hoşgörü toprağı olduğunun altını çizdi.

Üç kıtada hüküm süren, üç kıtada at koşturan cihan imparatorluğunun bakiyesi Selçuklu’nun, Osmanlı’nın devamı bir ülke olduklarını anlatan Erdoğan, 7 asır önce “Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü” diyen Yunus Emre’nin sevgi diliyle konuştuklarını, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” buyuran Şeyh Edebali’nin hikmet dolu tavsiyesinin izinden gittiklerini, tarihe ve ecdatlarına baktıklarında insan ve insanı merkeze alan bir devlet anlayışı gördüklerini belirtti.

“Onlar camileri yıkarken biz burada kiliseleri tamir ediyoruz”

Avrupa’da zaman zaman birilerinin çıkıp, Türkiye’ye ve İslam ülkelerine dini azınlıklar üzerinden ders vermeye kalktığını söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Oysa ki bu coğrafya en az 1000 yıldır kimi komşu devletler, 1400 yıldır kesintisiz İslam hakimiyeti altındadır. Bu coğrafyada Hristiyan var, Musevi var, Ermeni, Rum, Keldani, Ezidi, Süryani ve daha nice topluluk var. 1400 yıldır bu coğrafyada varlar ve özgürce ibadetlerini yerine getiriyorlar. Avrupa’da 1950’lere kadar bunun bir örneğini bulamazsınız, göremezsiniz. Bu topraklarda sayısı az ya da çok onlarca farklı inanış, asırlar boyu huzur içinde yaşamıştır ama Batı’da tarih boyunca bırakın azınlıkları, mezhepler üzerinden kan dökülmüş, milyonlarca insan kırıma uğramıştır. Bizimle Batı arasındaki en temel zihniyet farkı işte budur. Bizim kendimize güvenimiz tam. Onlar camileri yıkarken biz burada kiliseleri tamir ediyoruz çünkü bizim korkumuz yok. Biz kendimize güveniyoruz. Biz gücümüzün farkındayız. Biz devletlerden bir devlet, milletlerden bir millet değiliz. Biz inancımızla, kimliğimizle, ideallerimizle, 3 kıta, 7 iklimde düzen kurmuş Türk milletiyiz. Biz tarihiyle, vicdanıyla, merhametiyle, adaletiyle büyük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yiz.”

Önce kendilerine güveneceklerini ve özgüven sahibi olacaklarını kaydeden Erdoğan, bu milletin Allah’ın izniyle aşamayacağı hiçbir engelin olmadığını ifade etti.

AK Parti olarak kuruldukları günden itibaren korku üzerine değil, umut üzerine bir gelecek inşa etmenin mücadelesini verdiklerini dile getiren Erdoğan, “23 yıl boyunca hangi sorunu çözmek için elimizi uzatsak ‘aman bölünürüz, aman parçalanırız’ diye engel çıkardılar. 23 yıl boyunca hangi alanda kısıtlamaları, yasakları kaldırsak, özgürlükleri genişletsek, ‘aman geriye gideriz’ diye korku saldılar. Peki ne oldu? 23 yılda Türkiye bölündü mü, parçalandı mı, geriye gitti mi? Elbette hayır. Tam tersine, Türkiye büyüdü, güçlendi, bir ve beraber oldu, her alanda daha da ileriye gitti.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kardeşlerim, unutmayın, önce zihinlerdeki prangaları kırıp atacağız, elimizi, kolumuzu bağlayan, ufkumuzu karartan, vizyonumuzu daraltan zincirlerden kurtulacağız. Önce biz kendimize inanacak, kendimize güvenecek, emin adımlarla geleceğe yürüyeceğiz. Milletimden medyada, sosyal medyada, siyasette her fırsatta, umutsuzluk, karamsarlık yayanlara, bütün bunlara karşı uyanık olmalarını istirham ediyorum.” dedi.

Gençleri sanal alemde kutuplaştıran, kamplaştıran, umutsuzluğa sevk eden yayınların nereden, kimler tarafından yapıldığını tek tek ortaya çıkardıklarının altını çizen Erdoğan, “Biri, Arap ülkesine yerleşmiş, oradan gençler arasında Arap düşmanlığını yaymaya çalışıyor. Biri, Amerika’ya yerleşmiş, oradan İstanbul’un gençlerini sokağa dökmeye çalışıyor. Biri, İsrail’den yayın yapıyor, burada kışkırtma yapıyor. Farklı maskeler altında hepsi aynı odağa hizmet ediyor. Bunlara aldanmayın, lütfen prim vermeyin. Hiç kimsenin endişesi olmasın, mevcut sorunları da aşacağız, ekonomiyi daha da büyüteceğiz, soframızdaki ekmeği daha da büyüteceğiz. Huzuru, kardeşliği, özgürlüğü, demokrasiyi, güvenliği daha da büyüteceğiz.” sözlerini sarf etti.

“İnançla, güvenle, özgüvenle inşallah Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edeceğiz”

Erdoğan, geleceğe sağlam adımlarla ilerlediklerine, asırların tortularını kaldırarak, engelleri aşarak ilerlediklerine dikkati çekerek, “Biz kendimize güvenirsek, birbirimize güvenirsek, 86 milyon kardeş olursak, Allah’ın izniyle aşamayacağımız engel, erişemeyeceğimiz hedef yoktur. İnanıyorsanız üstünsünüz, inanıyorsanız zafer sizindir. İnançla, güvenle, özgüvenle inşallah Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edeceğiz. Rabb’im yar ve yardımcımız olsun diyorum.” diye konuştu.

2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin, TBMM Genel Kurulu’nda görüşüleceğini anımsatarak, milletvekillerine başarılar dileyen Erdoğan, milletvekillerinin, gerilime, tahriklere, hakaretlere boyun eğmeden, sabırla ve tahammülle bütçe sürecini yönetmelerini beklediğini vurguladı.

Almanya, Arrow 3 hava savunma füze sistemini faaliyete geçiriyor

Almanya uzun menzilli balistik füzeleri durdurmayı amaçlayan İsrail yapımı Arrow 3 hava savunma füze sistemi bataryasının ilkini bugün faaliyete geçirecek.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Alman Haber Ajansına (DPA) yaptığı açıklamada, Arrow 3 hava savunma sisteminin ülkesini ve ortaklarını önemli ölçüde güçlendireceğini ifade etti.

Pistorius, “Bu, bize ilk kez erken uyarı sağlama ve halkımızı ve altyapımızı uzun menzilli balistik füzelerden koruma imkanı veriyor. Avrupa’daki ortaklarımız arasında benzeri olmayan bu stratejik yetenekle, Avrupa’nın kalbinde merkezi rolümüzü güvence altına alıyoruz.” dedi.

Arrow 3’ün sadece Almanya’yı değil, partnerlerini de koruyacağı anlamına geldiğini belirten Pistorius, “NATO’nun Avrupa ayağını güçlendiriyor ve NATO’nun planlama hedefini üstleniyoruz.” diye konuştu.

İsrail’den satın alınan sistem, ilk etapta Almanya’nın 3 farklı noktasına konuşlandırılacak.

Berlin’in güneyinde bulunan Schönewalde-Holzdorf Hava Üssü, planlanan lokasyonların ilki olacak.

Almanya, 3,6 milyar avro tutarındaki savunma anlaşması kapsamında, İsrail dışında sistemi kullanan ilk ülke olacak.

İsrail ve ABD tarafından ortaklaşa geliştirilen Arrow 3 atmosferin dışında, uzayın başlangıcında düşman füzelerini doğrudan vuruşla imha edebilme kapasitesine sahip.

Trump, Somalili göçmenleri hedef aldı: “Onları ülkemizde İstemiyorum”

ABD Başkanı Donald Trump, Somalili göçmenleri ülkede istemediğini söyledi.

ABD Başkanı Trump, 22 Kasım’da Minnesota eyaletindeki Somalili göçmenlere yönelik “geçici koruma statüsü” programının sonlandırıldığını duyurmuştu.

Trump, salı günü kabine toplantısı sonrası, Somali göçmenlerini sert sözlerle hedef aldı. Trump, Somali kökenli göçmenleri ABD’de istemediğini vurgulayarak, “ülkeye çok az katkı sunduklarını” söyledi.

Kabine toplantısı sonrası konuşan Trump, “Ülkemizde olmalarını istemiyorum, açık söyleyeyim. Birileri bunun siyaseten doğru olmadığını söyleyebilir ama umurumda değil. Onları ülkemizde istemiyorum,” dedi.

ABD medyasında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’ya (ICE) ABD’deki en büyük Somali topluluklarından birine ev sahipliği yapan Minnesota’nın İkiz Şehirleri’ndeki belgesiz Somalili göçmenleri hedef alması talimatını verdi. CBS’in haberine göre, bu hafta başlaması planlanan operasyondan yüzlerce kişi etkilenecek.

Trump, kabine toplantısının sonunda gazetecilere, “Hiçbir katkıları yok. Ülkemizde olmalarını istemiyorum,” dedi. Ardından, “Kendi ülkeleri bir nedenle kötü durumda… Ülkemizde olmalarını istemiyoruz,” ifadelerini ekledi.

Trump, Temsilciler Meclisinin Minnesota Temsilcisi Somali kökenli İlhan Omar’ı da eleştirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, göreve gelmesinden bu yana Haiti, Venezuela ve Afganistan gibi ülkelere yönelik geçici koruma statüsünün kaldırılması yönünde adım atmış, bu girişimlerden bazıları yargı engeliyle karşılaşmıştı.

Geçici koruma statüsü, göçmenlerin, ülkede çalışabilmelerine olanak tanırken, sınır dışı edilmelerinin önüne geçiyor.

Kasım ayı hayat pahalılığı oranı yüzde 0,81 olarak açıklandı

KKTC İstatistik Kurumu, kasım ayı hayat pahalılığı oranını yüzde 0,81 olarak açıkladı.

Açıklamaya göre, Tüketici Fiyatları Genel Endeksi’nde, bir önceki aya göre yüzde 0,81, bir  önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 34,89 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 36,37 değişim yaşandı.

Ana harcama grupları itibariyle bir önceki aya göre en yüksek artış yüzde 5,17 ile Alkollü İçecekler ve Tütün ana grubunda gerçekleşti.

Ulaştırma ana grubunda yüzde 3,72, Giyim ve Ayakkabı ana grubunda yüzde 3,06, Mobilya, Ev Aletleri ve Ev Bakım Hizmetleri ana grubunda yüzde 1,25, Çeşitli Mal ve Hizmetler ana grubunda yüzde 1,14, Eğlence ve Kültür ana grubunda yüzde 0,64, Sağlık ana grubunda yüzde 0,61, Konut, Su, Elektrik, Gaz ve Diğer Yakıtlar ana grubunda yüzde 0,44, Lokanta ve Oteller ana grubunda yüzde 0,37, Haberleşme ana grubunda yüzde 0,13, Eğitim ana grubunda yüzde 0,10 artış; Gıda ve Alkolsüz İçecekler ana grubunda yüzde 1,03 azalış yaşandı.

-En yüksek fiyat artışı Milli Piyango biletinde; en yüksek fiyat düşüşü ise marulda

Bir önceki aya göre, endekste kapsanan 422 madde çeşidinin ortalama fiyatlarında artış, 115 madde çeşidinin ortalama fiyatlarında ise düşüş oldu. En yüksek fiyat artışı gösteren ilk üç mal veya hizmet; yüzde 66.67 Milli Piyango bileti, yüzde 63.33 patlıcan ve yüzde 37.78 ile magazin ve dergi oldu. En yüksek fiyat düşüşü gösteren ilk üç mal veya hizmet ise; yüzde 57.71 marul, yüzde 53.35 brokoli ve yüzde 38.46 ile salatalık oldu.

KKTC, Bakü’de Düzenlenen TDT Harita Kurumları Toplantısında Temsil Edildi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan’ın ev sahipliğinde Bakü’de gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Harita Kurumları Başkanları 2. Toplantısı’na katılım sağladı. Toplantıda ülkemiz, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Batu Beyit başkanlığındaki heyet tarafından temsil edildi.

Heyette, Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ümral Volkan, İskan ve Rehabilitasyon Dairesi Müdürü Serdar Kiracıoğlu ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığını temsilen Sözleşmeli Personel Furkan Sağlam yer aldı. Temasları süresince heyetimize KKTC Bakü Temsilcisi Büyükelçi Ufuk Turganer ve 3. Sekreter Görkem Reis eşlik etti.

Toplantıya KKTC’nin yanı sıra Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Macaristan’dan haritacılık kurumlarının başkanları ve yetkilileri katıldı.

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Batu Beyit, toplantı kapsamında yaptığı konuşmada KKTC’de yürütülen haritacılık faaliyetlerine ilişkin bilgi paylaşarak, bu alanda iş birliği ve tecrübe paylaşımının artırılması çağrısında bulundu. Müsteşar Beyit ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e KKTC’ye verdikleri desteklerden dolayı teşekkürlerini sundu.

Ataoğlu’ndan, Dünya Engelliler Günü mesajı

Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Fikri Ataoğlu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nün, sadece farkındalık yaratmak değil, engelli bireylerin hayatın her alanına eşit ve onurlu bir şekilde katılabilmelerini sağlamak adına herkese sorumluluklar yükleyen özel bir gün olduğunu belirtti.

Bakan Ataoğlu gün dolayısıyla yayımladığı mesajında, engelli vatandaşların karşılaştıkları güçlükleri azaltmak, erişilebilirliği artırmak, sosyal hayata katılımlarını desteklemek ve hak ettikleri yaşam standartlarını sağlamanın temel görevleri olduğunu da kaydetti.

Bu doğrultuda devlet olarak attıkları  adımları kararlılıkla sürdüreceklerini aktaran Ataoğlu, “Eksikliklerimizi gidermeye ve daha kapsayıcı bir toplumsal yapı oluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

Her bir engelli bireyin, ailelerinin ve bu alanda gönülden emek veren tüm sivil toplum örgütlerinin yanında olduklarını da vurgulayan Ataoğlu, “Onların azmi, üretkenliği ve topluma kattıkları değer hepimiz için ilham kaynağıdır.” ifadesine yer verdi.

Ataoğlu mesajına şöyle devam etti:

“Bu anlamlı günde tüm engelli vatandaşlarımıza sevgi, saygı ve dayanışma duygularımı iletiyor; daha erişilebilir, daha adil ve daha engelsiz bir KKTC için birlikte çalışmaya devam edeceğimizi ifade ediyorum.”

Rusya: Müzakerelerin sessiz yürütülmesinden yanayız

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ABD ile Ukrayna krizinin çözümüne ilişkin müzakerelerin sessiz yürütülmesinden yana olduklarını belirterek, “Amerikan meslektaşlarımızın da bu ilkeye bağlı kalacağını umuyoruz.” dedi.

Peskov, başkent Moskova’da gazetecilere gündemdeki konuları değerlendirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile dün yaptığı görüşmenin içeriğiyle ilgili ayrıntı vermek istemeyen Peskov, şöyle konuştu:

“Bu durumda müzakerelerin sessiz yürütülmesinden yanayız. Megafon diplomasisini tercih etmiyoruz. Amerikalıların da bu ilkeye bağlı kaldığını görüyoruz. Müzakereler ne kadar sessiz yürütülürse, o kadar verimli olacak. Bu ilkeye bağlı kalacağız. Amerikan meslektaşlarımızın da bu ilkeye bağlı kalacağını umuyoruz. Hepimiz, barışçıl çözüme ulaşmak için gerektiği kadar görüşmeye hazırız.”

Başkan Trump’ın Ukrayna krizine barışçıl çözüm bulma konusunda gösterdiği siyasi iradesini büyük takdirle karşıladıklarını dile getiren Peskov, Trump yönetimine bu konudaki girişimlerinden dolayı minnettar olduklarını söyledi.

Peskov, “Dünkü görüşmede Putin’in Amerikan planını reddettiğini söylemek doğru olur mu?” sorusunu, “Bu doğru olmaz. Dün ilk kez doğrudan istişareler yapıldı. Bazı şeyler kabul edildi, bazıları ise kabul edilemez olarak nitelendirildi. Bu, normal bir çalışma ve uzlaşma arayış sürecidir.” diye yanıtladı.

Putin ile Trump arasında telefon görüşmesinin yapılması ihtimalini değerlendiren Peskov, bunun gerektiğinde hızlı şekilde organize edilebileceğini ancak bunun için uzmanlar düzeyindeki istişarelerde sonuçların elde edilmesi gerektiğini vurguladı.

“Avrupa, gazı daha pahalıya tedarik etmek zorunda kalacak”

Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’dan doğal gaz alımını 2027’de sona erdirme yönündeki kararını da değerlendiren Peskov, bu durumda Avrupa’nın gazı daha pahalıya tedarik etmek zorunda kalacağını söyledi.

Sözcü Peskov, “Bu, kaçınılmaz olarak Avrupa ekonomisi üzerinde olumsuz etkiler yaratacak ve Avrupa’nın rekabet gücünü azaltacak. Bu durum, Avrupa ekonomisinin öncü olma potansiyelini düşürecek.” değerlendirmesinde bulundu.

Taşkent Zirvesi, Orta Asya ve Azerbaycan ilişkilerinde yeni dönemi başlatıyor

Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te geçen ay gerçekleştirilen Orta Asya Devlet Başkanları 7. İstişare Toplantısı, bölgesel diyaloğu söylemden eyleme taşıyan kararları ve Azerbaycan’ın tam üye olarak kabulüyle bir dönüm noktası oldu.

Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev tarafından 2017’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda dile getirilen Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantısı’nı başlatma teklifinin ardından bu toplantıların ilki Mart 2018’de Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapıldı.

Bölge ülkelerinin kendi kaderlerini tayin etme yolunda attığı en önemli adımlardan biri olarak öne çıkan bu toplantılar, yalnızca bölge ülkeleri liderlerinin bir araya geldiği tek format olmasının yanı sıra bu ülkeler arasındaki mevcut sorunların karşılıklı şekilde kendi aralarında çözülebildiği tek platform olarak da öne çıkıyor.

Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan cumhurbaşkanları katılımıyla gerçekleştirilen bu toplantılarda ağırlıklı olarak Orta Asya ülkeleri arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesi, farklı alanlardaki ilişkilerin geliştirilmesi, karşılıklı ticaret hacminin artırılması, bölgesel ulaşım koridorları ve lojistik işbirliklerinin ilerletilmesi konuları ile güncel konularda bölge ülkelerinin ortak tutum sergilemesi gibi konular ele alınıyor.

Taşkent’te alınan kararlar, Orta Asya’nın jeopolitik konumunu güçlendirme yolunda kritik adım oldu

Orta Asya Devlet Başkanları’nın 7. İstişare Toplantısı, bölgesel entegrasyonu derinleştiren ve güvenlik, ekonomi ile ulaştırma alanlarında somut mekanizmalar kurma kararlılığıyla tarihi bir zirve olarak kayıtlara geçerken; Taşkent’te alınan kararlar, Orta Asya’nın küresel jeopolitikteki konumunu güçlendirme yolunda kritik bir adım olmakla birlikte, Azerbaycan’ın dahil edilmesiyle bu formatın genişlemesinin de önünü açmasıyla dikkati çekiyor.

Taşkent’te, Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in ev sahipliğinde gerçekleşen 7. Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantısı, bölgesel işbirliği formatının söylemden eyleme geçtiğinin somut bir örneği olmakla birlikte, Orta Asya’nın kendi kaderini tayin eden ve küresel jeopolitikte birleşik bir ses olmayı hedefleyen bir güç bloğu vizyonunu da pekiştirdi.

Liderler Orta Asya Devlet Başkanları 7. İstişare Toplantısı Ortak Bildirisi’nin yanı sıra Azerbaycan’ın Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantısı’na tam üye olarak katılımına ilişkin kararı, Orta Asya’da Bölgesel Güvenlik ve İstikrar Konsepti ile 2026-2028 Döneminde Orta Asya Güvenlik Riskleri ve Bunları Önlemeye Yönelik Tedbirler Kataloğu gibi belgelere de imza attı.

Önümüzdeki yıl Türkmenistan’da yapılacak bir sonraki toplantının “Orta Asya ve Azerbaycan Devlet Başkanları İstişare Toplantısı” adıyla yapılması kararlaştırıldı.

“Azerbaycan’ın üyeliği, Orta Asya’dan Güney Kafkasya’ya uzanan yeni jeopolitik alanı doğuruyor”

Zirvenin en dikkat çekici sonucu, daha önceki iki zirveye onur konuğu olarak davet edilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, bölge cumhurbaşkanlarının ortak kararıyla tam üye olarak kabul edilmesi oldu.

Azerbaycan’ın bu toplantılara üye olarak dahil edilmesiyle, uzmanlar, Orta Asya ve Güney Kafkasya bölgeleri arasında yeni işbirliği döneminin başlayacağı ve yeni bir jeopolitik alanın doğacağı görüşünde.

Özbek siyaset uzmanı Rustam Saidov, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın Orta Asya Devlet Başkanları İstişare toplantılarına katılımının, Orta Asya ülkelerinin bu ülkeye olan tam güveninin ve işbirliğini en üst düzeye taşıma isteğinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Azerbaycan’ın bu formata dahil edilmesiyle, denize kıyısı olmayan Orta Asya ülkelerinin Güney Kafkasya üzerinden Orta Koridor güzergahı boyunca Avrupa ülkeleri ve açık denizlere erişimi önündeki engellerin ortadan kalkmasını sağlayacağını belirten Saidov, bunun sonucunda Orta Koridor’un daha işlek hale gelebileceğini ifade etti.

Saidov, son iki toplantıda onur konuğu olarak yer alan Azerbaycan’ın Taşkent zirvesinde Orta Asya Devletleri İstişare Toplantıları’na artık daimi üye olarak kabul edilmesini “çok önemli bir tarihi karar” olarak nitelendirerek, şöyle devam etti:

“Azerbaycan’ın bu formata katılmasıyla Orta Asya’dan Güney Kafkasya’ya kadar uzanan yeni bir jeopolitik alan ortaya çıkıyor. Bu, günümüz dünyasında ciddi siyasi-ekonomik etkiler ve sonuçlar doğuracaktır. Orta Asya ülkeleri liderlerinin bu siyasi kararı, iki bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemi başlatıyor. Artık Orta Asya ile Azerbaycan, farklı uluslararası konularda benzer tutum sergiler ve ortak hareket edebilir. Bu karar, her iki bölgede barış, istikrar ve güvenliğin pekişmesine de hizmet edecektir.”

“Mirziyoyev’in “Orta Asya Topluluğu” önerisi, kurumsallaşmaya yönelik ciddi bir adım”

Saidov, “Azerbaycan’ın bu formata dahil edilmesinin, hem bu ülkeyi hem de Orta Asya ülkelerini etraflarındaki güçlü devletler karşısında daha güçlü kılacağını” dile getirirken, buna rağmen söz konusu formatın herhangi bir ülke veya güce karşı ortaya çıkmadığını ifade etti.

Zirvede, Mirziyoyev’in artık istişare toplantılarının kurumsallığının güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yaparak bu toplantı şeklinin stratejik bir platform olan “Orta Asya Topluluğu” formatına dönüştürülmesi, bir sekretarya ve Aksakallar Konseyinin oluşturulması, ulusal koordinatörlerin statüsünün cumhurbaşkanlarının özel temsilcisi düzeyine yükseltilmesi ile ilgili önerilerinin önemine de değinen Saidov, Mirziyoyev’in teklifini bu formatın kurumsallaşmasına doğru atılan ciddi bir adım olarak nitelendirdi.

Saidov, bu toplantının bölge ülkelerinin Orta Asya’nın entegrasyonuna doğru hızla ilerlediğini açık şekilde gösterdiğine dikkati çekerek, “Taşkent Zirvesi, Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantıları tarihinde bir dönüm noktası oldu.” dedi.

Arda Athletic Bilbao-Real Madrid maçında ilk 11’de mi?

Real Madrid, La Liga’nın 15. haftasında Athletic Bilbao ile kozlarını paylaşıyor. Xabi Alonso yönetimindeki Real Madrid son olarak Girono ile berabere kalmış ve La Liga’daki liderliğini Barcelona’ya kaptırmıştı. Başkent ekibinin bu maçtaki performansı merak edilirken bir diğer merak edilen konu da Arda Güler’in ilk 11’de olup olmayacağı. Peki Athletic Bilbao-Real Madrid maçı ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda canlı yayınlanacak? Arda Güler oynayacak mı?

Real Madrid, Girona deplasmanından 1-1’lik beraberlikle dönerken Xabi Alonso, Fenerbahçe’nin eski yıldızı Arda Güler’i devre arasında oyundan aldı. 20 yaşındaki yıldızın Kylian Mbappe ile uyumu dikkat çekerken işler bir anda terse döndü. Milli futbolcu Arda Güler’in Athletic Bilbao Real Madrid maçında ilk 11’de başlaması beklenmiyor.

Beşiktaş’ta Rafa Silva depremi!

Beşiktaş’ta bir süredir takımdan ayrı olan Rafa Silva’yla ilgili sorun henüz çözülebilmiş değil. Yıldız futbolcu, çalışmalarına bireysel olarak devam ederken Portekiz basınından Rafa’nın transferiyle ilgili yeni bir iddia geldi.

Beşiktaş formasıyla son olarak Fenerbahçe derbisinde forma giyen Rafa Silva’nın geleceğiyle ilgili belirsizlik sürüyor. Siyah-beyazlı takımdan ayrılmak isteyen Portekizli futbolcu, sakatlığı nedeniyle bir süredir antrenmanlarda yer almıyordu. Portekizli futbolcu ile ilgili ülkesinden bir iddia daha ortaya atıldı.

CANI İSTERSE KAPIMIZ AÇIK 

Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, Süper Lig’de son oynanan Fatih Karagümrük maçının ardından yaptığı açıklamada Rafa’nın durumuyla ilgili son bilgileri paylaşmıştı. Yalçın açıklamasında, “Bireysel antrenman yapıyor tek başına. Canı antrenmana çıkmak isterse biz oradayız. Bizim için bir sorun yok. Kendisi oynamak istemiyor. Konunun bizimle bir alakası yok. Bir gün canı isterse kapımız açık, buyursun gelsin.” ifadelerini kullanmıştı.

PORTEKİZ’DEN OLAY İDDİA 

Portekiz basınında Record, Rafa Silva’yla yeni bir iddiada bulundu. Haberde, Rafa’nın Benfica’ya geri dönebileceği ve Portekiz’deki diğer kulüpleri değerlendirmediği ifade edildi.

BENFICA’YA SICAK BAKIYOR 

Beşiktaş’la 1.5 yıllık daha sözleşmesi bulunan Portekizli futbolcunun ülkesine dönmesi halinde Benfica’da oynamak istediği kaydedildi. Benfica’nın da Rafa’nın geri dönüşüne sıcak baktığı ancak bu transferin sadece deneyimli futbolcunun serbest kalması halinde olabileceğine dikkat çekildi.

Benfica Başkanı Rui Costa, Portekiz Ligi’nde hafta sonunda oynanan Nacional maçı öncesinde yaptığı açıklamada Rafa Silva iddialarıyla ilgili şunları söylemişti, “Rafa Silva Beşiktaş’ın oyuncusu, Benfica’nın değil. O yüzden yorum yapmanın anlamı yok. Noel hediyesi vermesi gerekenler buradaki oyuncular ve o zamana kadar her maçı kazanmalılar.”

Fenerbahçe’ye En-Nesyri piyangosu!

2024 yılında İspanyol ekibi Sevilla’dan transfer edilen Youssef En-Nesyri’ye sürpriz iki talip çıktı. İtalyanlar sarı – lacivertlilerin kapısını çalmaya hazırlanıyor.

Süper Lig’de ve UEFA Avrupa Ligi’nde mücadele eden Fenerbahçe’de bir yandan da devre arası için transfer çalışmaları başladı.

Sarı-lacivertlilerde takıma yeni katılacak isimler olacağı gibi ayrılacak isimler de olacak. Forvet hattına takviye düşünen Fenerbahçe’de Youssef En-Nesyri’ye sürpriz iki talip çıktı.

İtalya Serie A’da şampiyonluk mücadelesi veren ve forvet transferi yapmayı düşünen Milan ve Roma, Faslı yıldızı listesine aldı.

İki takım da devre arasında aday forvetlerin listesini oluşturdu. Bu isimler arasında Youssef En-Nesyri de yer aldı.

Bu sezon Fenerbahçe formasını tüm kulvarlarda 23 kez giyen 28 yaşındaki oyuncu sekiz kez gol sevinci yaşarken bir kez de asist yapmayı başardı.

Hacıosmanoğlu’ndan Yasin Kol yanıtı: ‘Maçın sonucuna etki etmedi’

Süper Lig’in 14. haftasında oynanan Fenerbahçe – Galatasaray derbisinin ardından Sarı Kırmızılılar’ın hakem Yasin Kol yönetimine ciddi tepkisi vardı. Galatasaray’ın Riva çıkarması sonrası detaylar netleşmeye başladı ve TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun yanıtı belli oldu.

Fenerbahçe-Galatasaray derbisi bitti ama tartışmalar bitmedi. Beraberliğin sorumlusu olarak hakem Yasin Kol’u gören Galatasaray cephesi, hızla aksiyon aldı ve dün öğlen saatlerinde TFF’ye çıkarma yaptı.

Başkan Dursun Özbek ve Sportif A.Ş. Başkan Vekili Abdullah Kavukcu, Riva’ya randevusuz giderek TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun kapısını çaldı.

POZİSYONLAR TEK TEK İZLENDİ 

“Kapımız herkese açık” diyerek Özbek ve Kavukcu ile görüşen Hacıosmanoğlu, gergin başlayan görüşmede yapıcı davranarak ortamı yumuşatmaya çalıştı. Galatasaray tarafı, hakem yönetimiyle ilgili 10 dakikalık bir video hazırladı. Kol’un haksızlık yaptığı düşünülen hakem kararları tek tek izlendi.

SONUCA ETKİ ETMEDİ YANITI 

Hacıosmanoğlu, özellikle sarı kartlar konusundaki serzenişlere katıldı ancak maçın sonucuna etki edecek hata yapıldığını düşünmediğini vurguladı.

Anadolu Efes EuroLeague’de Real Madrid’i konuk ediyor

Anadolu Efes, EuroLeague’n 14. haftasında yarın sahasında İspanya ekibi Real Madrid ile mücadele edecek. Organizasyonda çıktığı 13 müsabakanın 5’ini kazanan, 8’inde sahadan mağlubiyetle ayrılan Anadolu Efes, haftaya 15. girdi.

Evindeki son maçtan galibiyetle ayrılan Anadolu Efes, EuroLeague’in 14. haftasında Real Madrid’i konuk edecek. Turkcell Basketbol Gelişim Merkezi’nde oynanacak karşılaşma, 4 Aralık 2025 Perşembe günü saat 20.15’te başlayacak.

Avrupa Ligi’nde 7 galibiyet ve 6 yenilgi yaşayan Real Madrid, 10. basamakta yer aldı. Monaco (Fransa) karşısında son maçta yaşadığı farklı yenilginin ardından başantrenör Igor Kokoskov ile yollarını ayıran lacivert-beyazlı takım, karşılaşmaya yardımcı antrenör Radovan Trifunovic yönetiminde çıkacak.

Avrupa arenasındaki 889. maçına çıkacak olan Anadolu efes, bugüne kadar Avrupa kupalarında oynadığı 888 karşılaşmada 499 galibiyet ve 389 yenilgi aldı.

Anadolu Efes, Real Madrid’i mağlup etmesi halinde 3 kupa kazandığı Avrupa’da 500. galibiyetine imza atacak.

Lacivert-beyazlılar, 2001-02 sezonundan bu yana katıldığı Basketbol Avrupa Ligi’nde ise 641. maçına çıkacak. Anadolu Efes, organizasyondaki 640 müsabakanın 342’sini kazanırken 298’inde sahadan mağlubiyetle ayrıldı.

AB, Rusya’dan gaz alımını 2027’de sona erdirecek

Avrupa Birliği (AB) kurumları, Rusya’dan doğal gaz ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatının 2027 sonbaharına kadar aşamalı biçimde sonlandırılmasında anlaştı.

AB Konseyi, AB üyesi ülkeler ile Avrupa Parlamentosu (AP) temsilcileri arasında, Rusya’dan doğal gaz ithalatının bitirilmesine yönelik plana ilişkin yürütülen müzakerelerde uzlaşı sağlandığını açıkladı.

Açıklamada, Rus enerjisine olan bağımlılığı sona erdirmek için hazırlanan yol haritası çerçevesinde hareket edildiği belirtilerek, Rusya’dan LNG ithalatının 2026 sonunda, boru hattı gazı ithalatının da 2027 sonbaharında olmak üzere kademeli ve yasal olarak bağlayıcı biçimde yasaklanacağı ifade edildi.

Söz konusu girişimin, AB’nin arz güvenliğini koruyacağı, AB enerji piyasasına da katkı sağlayacağı vurgulandı.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de konuyla ilgili Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında, “Bu, Birliğimiz için tarihi bir gün. AB Komisyonunun Rus fosil yakıtlarını aşamalı olarak kaldırma teklifi üzerinde geçici bir anlaşmaya varıldı. Yeni bir sayfa açıyoruz.” diye konuştu.

AB’nin Rusya’dan LNG ve boru hattı ile doğal gaz ithalatının yüzde 45 seviyesinden yüzde 13’e indiğini dile getiren von der Leyen, kömür ithalatının yüzde 51’den sıfıra, ham petrol ithalatının da yüzde 26’dan yüzde 2’ye gerilediğini söyledi.

Von der Leyen, son adımla Avrupa’nın Rusya’dan enerjide tam bağımsızlık döneminin başlayacağını ifade etti.

Söz konusu anlaşma, bu aşamadan sonra AB Konseyi ve AP tarafından resmen onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

Ataoğlu, Travel Turkey İzmir Uluslararası Turizm Ticaret Fuar ve Kongresine katıldı

Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, turizmi, ekonomik kalkınmanın yanı sıra kültürel bağları güçlendiren stratejik bir alan olarak gördüklerini belirtti.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Ataoğlu bugün açılışı yapılan Travel Turkey İzmir (TTI) Uluslararası Turizm Ticaret Fuar ve Kongresine katıldı.

Kongre açılışında konuşma yapan Ataoğlu, turizmde hedeflerinin; turist profilini çeşitlendirmek, konaklama kapasitesini artırmak ve turizmi 12 aya yaymak olduğunu kaydetti.

Fuarda Ataoğlu’na, KKTC İzmir Başkonsolosu Mustafa Davulcu’nın eşlik ettiği belirtildi.

Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı himayesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, TÜRSAB desteği ile İZFAŞ ve TÜRSAB Fuarcılık ortaklığında düzenlenen TTI İzmir 19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuar ve Kongresi’nin cuma güne kadar devam edeceği ifade edildi.

Fuarda; kamu kurumları, belediyeler, seyahat acenteleri, tur operatörleri, turizm büroları, oteller ve konaklama tesisleri, havayolları, turizm taşımacılığı, seyahat teknolojileri ve yazılımları gibi birçok kuruluş yer alıyor.

-Ataoğlu: “KKTC destinasyonlarını güçlendiriyor, yeni pazarlar hedefliyor ve tanıtım stratejilerini çeşitlendiriyor”

Başbakan Yardımcısı, Turizm Kültür Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, açılışta yaptığı konuşmada fuarın bölgesel iş birliği, turizm vizyonu ve ticari potansiyel açısından önem taşıdığını vurguladı.

İzmir’in tarih boyunca ticaretin, kültürün ve Akdeniz ruhunun buluşma noktası olduğunu belirten Ataoğlu, “Bugün burada sadece bir fuarı açmıyoruz; aynı zamanda bölgemizin turizm vizyonunu ve uluslararası iş birliği imkânlarını güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz.” ifadesini kullandı.

Ataoğlu, dünya turizminde rekabetin her geçen gün arttığını, sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve nitelikli turizm anlayışının ön plana çıktığını belirterek, KKTC’nin de bu doğrultuda destinasyonlarını güçlendirdiğini, yeni pazarlar hedeflediğini ve tanıtım stratejilerini çeşitlendirdiğini söyledi.

-“Turizmi 12 aya yaymayı hedefliyoruz”

Ataoğlu, turizmde büyümeyi sürdürülebilir destinasyon yönetimi, pazar çeşitlendirmesi, dijital tanıtım ve uçuş ağlarının geliştirilmesi temelinde ele aldıklarını, bu yılki hedeflerinin ise turist profilini çeşitlendirmek, konaklama kapasitesini artırmak ve turizmi 12 aya yaymak olduğunu kaydetti.

Ada Kıbrıs projesine de değinen Ataoğlu, geçen yıl başlatılan markalaşma hamlesinin bu yıl meyvelerini verdiğini, Türkiye pazarında yaklaşık yüzde 30’luk bir artış yaşandığını aktardı. TÜRSAB heyetinin KKTC’ye yaptığı ziyaretin de projeye katkı sağladığını dile getiren Ataoğlu, yeniden başkan seçilen Firuz Bağlıkaya ve ekibini tebrik ederek, yeni dönemde KKTC turizmine yönelik yeni projeler hayata geçireceklerini belirtti.

Türkiye’nin birçok bölgesinde düzenlenecek etkinliklerle Kuzey Kıbrıs’ın tanıtımına devam edeceklerini kaydeden Ataoğlu, fuarın hazırlanmasında emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.

Alternatif turizm modellerinin sürekli arttığını belirten Ataoğlu, herkesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne davet etti.

Öztürkler: “Hedefimiz, engelli yurttaşlarımızın toplumsal hayata tam ve etkin katılımını sağlamak olmalı”

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımının demokrasinin ve insanlığın temel ölçütlerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Hedefimiz, engelli yurttaşlarımızın toplumsal hayata tam ve etkin katılımını sağlamak olmalıdır” dedi.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla mesaj yayımlayan Öztürkler, engelliliğin çoğu zaman bedenden önce zihinlerde başladığını belirterek, toplumdaki önyargıların, ayrımcı tutumların ve duyarlılık eksikliğinin engelleri büyüttüğünü vurguladı.

 

– “Engelli bir vatandaşımızı milletvekili olarak görmek en büyük beklentimizdir”

Yeni Meclis yerleşkesinde gelecekte engelli bir vatandaşın milletvekili olarak görev yapmasını en büyük beklentilerinden biri olduğunu belirten Öztürkler, “Bu sayede seslerinin çok daha güçlü duyulacağına olan inancımız tamdır” dedi.

Engelli bireylerin hayatlarının kolaylaştırılmasının yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda haklarının tanınması ve korunması adına zorunlu bir görev olduğunu kaydeden Öztürkler, engelli bireylerin eğitimden sağlığa, istihdamdan sosyal yaşama kadar her alanda eşit haklara sahip olmasının demokrasinin ve insanlık değerlerinin en önemli göstergelerinden biri olduğunu belirtti.

Öztürkler, topluma verilen mesajın açık olduğunu; engelli bireylerin yalnızca korunacak değil aynı zamanda yol gösterecek, katkı sunacak ve hayatın her alanında yer alacak insanlar olduğunu vurguladı.

Onlara yer vermenin, seslerini yükseltmenin ve fikirlerine değer vermenin ortak aklı zenginleştirdiğini ifade eden Öztürkler, Cumhuriyet Meclisi olarak bu vizyonu güçlendirmek için her adımda engelli bireylerin yanında olmayı hedeflediklerini dile getirdi.

 

– “Engelli bireylerin insani ihtiyaçlarının karşılanması vicdani bir sorumluluk”

Engelli bireylerin insani ihtiyaçlarının karşılanması için sağlanan maddi ve manevi desteğin yalnızca bir sosyal politika değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Öztürkler, hedeflerinin engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmakla sınırlı kalmayıp haklarını güvence altına almak ve toplumda eşit, onurlu bir yer edinmelerini sağlamak olduğunu ifade etti.

Öztürkler, engelleri ortadan kaldırarak daha eşitlikçi ve adil bir toplum inşa edilmesi gerektiğine işaret ederek, tüm toplumu bu bilinçle hareket etmeye davet etti.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee’den, Kuzey Kore’ye özür dileme sinyali

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, görevden alınan selefi Yoon Suk Yeol’un 2024 sonunda sıkıyönetim ilanı öncesi Kuzey Kore ile askeri gerilimi kasten artırdığı iddiaları nedeniyle Pyongyang’dan özür dilenmesi gerektiğini söyledi.

Lee, nisan ayında Yoon’un görevden alınmasının ardından yapılan erken seçimde iktidara gelmesinin birinci yılında düzenlediği basın toplantısında, Kuzey Kore ile ilişkileri “onarma niyetini” vurguladı.

Kuzey Kore ile gerilim yaratmak amacıyla insansız hava aracı (İHA) gönderme talimatı vermek suçlamasıyla eski Devlet Başkanı Yoon ve iki üst düzey savunma yetkilisi hakkında iddianame hazırlandığı sorulan Lee, iddialara dair “Özür dilememiz gerektiğini düşünüyorum fakat bunun beni ‘Kuzey Kore yanlısı’ göstermek için kullanılmasından ya da siyasi kutuplaşmayı tırmandırmasından endişe ediyorum.” dedi.

Kuzey Kore, Ekim 2024’te Güney Kore’nin üç kez Pyongyang üzerine propaganda broşürü bırakan İHA’lar uçurduğunu iddia etmişti. Seul bu iddiaları teyit etmemişti.

Lee, dün yaptığı açıklamada ise Koreler arası birleşmenin gerekliliğini vurgulayarak Kuzey Kore ile iletişim kanallarının yeniden kurulması mesajı vermişti.

Güney Kore’nin “nükleer silah niyeti yok”

Nükleer caydırıcılık politikaları sorulan Lee, Güney Kore’nin “nükleer silah edinme niyeti olmadığını” dile getirdi.

Lee, uranyum zenginleştirme, kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi ya da nükleer güçle çalışan denizaltı üretmenin nükleer silah geliştirme anlamına gelmediğini vurguladı.

Güney Kore’nin savunma bütçesinin Kuzey Kore’nin yıllık gayri safi yurt içi hasılasını (GSYH) aştığını ve Güney Kore ordusunun dünyanın en güçlü ilk beş ordusu arasında olduğunu savundu.

Lee, ayrıca, Kuzey Kore’de tutuklu bulunan Güney Kore vatandaşlarıyla ilgili soruya ise “bu konudan habersiz olduğu” yanıtını verdi.

Koreler arası ilişkiler ince çizgide seyrediyor

Güney Kore’nin bu yıl göreve gelen Devlet Başkanı Lee Jae Myung, Kuzey Kore ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik mesajlar vermeyi sürdürüyor.

Lee’nin başa gelmesinin ardından Seul yönetimi, hoparlörlerle propaganda faaliyetini durdururken kısa süre sonra Kuzey Kore de aynı şekilde yanıt vermişti.

Öte yandan, Güney Kore, sınır boyunca yerleştirilen “propaganda yayını yapan hoparlörlerini” ağustos başında kaldırırken Kuzey Kore bu adıma uymamıştı.

Pyongyang yönetimi, bu hoparlörleri kaldırma niyeti olmadığını ifade ederken Güney Kore ile ilişkileri düzeltme konusunda olumsuz tavır sergiliyor.

Tatar: “KKTC, Türkiye ve Türk Dünyasının Kopmaz Bir Parçasıdır”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Azerbaycan’da yayın yapan Media Türk TV’de Serdar Şengül’ün sunduğu “Net Bakış 360 Derece” programına konuk oldu. Tatar programda Kıbrıs meselesinin son durumu, Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkiler, Rum kesiminin siyasi tutumu ve KKTC’nin uluslararası görünürlüğü üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

 

“Azerbaycan’ın Desteği KKTC’nin Görünürlüğünü Güçlendirdi”

Tatar, Cumhurbaşkanlığı döneminde özellikle Azerbaycan ile kurduğu ilişkilerin tarihî nitelikte olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in KKTC’ye verdiği açık ve güçlü desteğe dikkat çekti.

Tatar, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile sık sık bir araya geldiğini ve bu görüşmelerin KKTC’nin Türk dünyasındaki konumuna doğrudan katkı sağladığını belirtti.

Tatar şöyle konuştu:

“Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi’nden sonra KKTC’ye verdiği destek görünürlüğümüzü artırdı. Görev süremde defalarca Aliyev ile görüştüm. Kendisiyle yakın çalışmaktan onur duydum.”

 

“Türkiye’nin Gücü KKTC’nin Gücüdür”

Tatar, Cumhurbaşkanlığı sürecinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine en büyük desteği verdiğini ifade ederek, KKTC’nin geleceğinin Türkiye ile birlikte şekilleneceğini söyledi.

“Türkiye’nin gücü ve kararlılığıyla KKTC emin adımlarla ilerleyecektir. Bu süreçte en büyük desteği Sayın Erdoğan’dan aldık.”

 

Kıbrıs Sorunu: “Rum Kesimindeki Askerî ve Siyasi Hareketliliğe Dikkat”

Ersin Tatar, programda Kıbrıs meselesine dair önemli uyarılarda bulundu. Rum yönetiminin son dönemde attığı adımları “tehlikeli” olarak nitelendirdi.

 

“GKRY’de artan askerî ve siyasi hareketlilik karşısında hazırlıklı olmalıyız. Rum lider Hristodulidis’in uzlaşmaz tavrı devam ediyor.”

Tatar, Rum tarafının özellikle gençlere yönelik ekonomik vaatlerle algı yönetimi yapmaya çalıştığını, bunun Kıbrıs Türk halkını uzun vadede tehlikeye atabilecek bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

“Gençlerimize ekonomik vaatlerle yaklaşarak kafaları karıştırmaya çalışıyorlar. Bunlar tamamen algı operasyonudur.”

 

“Kıbrıs Türk Halkı Rum Tarafına Yama Olamaz”

Tatar, iki devletli çözümden geri adım atmanın mümkün olmadığını belirtti.

“Ben görevde olduğum sürece iki devletli çözümden hiç esnemedim. Kıbrıs Türk halkı Rum tarafına yamalanamaz. Türkiye’nin devre dışı bırakılması da imkânsızdır.”

 

“KKTC Hiç Bu Kadar Tanınmamıştı”

Tatar, beş yıllık görev süresini değerlendirirken, KKTC’nin tanınması ve uluslararası platformlarda görünür olması için yoğun mesai harcadığını belirtti.

“Görevde olduğum dönemde KKTC hiç bu kadar tanınmamıştı. Beş yıl boyunca durmadan tüm platformlarda devletimizi anlattık. Azerbaycan bu süreçte hep yanımızda oldu.”

Tufan Erhürman ile Azerbaycan İlişkileri

KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a da değinen Tatar, Erhürman’ın “Dost Azerbaycan” ifadesini memnuniyetle karşıladığını belirtti.

“Biz Azerbaycan ile çok güçlü bir ilişki kurduk. Sayın Erhürman’ın da bu ilişkiyi koruyacağına inanıyorum.”

 

“GKRY’nin AB Dönem Başkanlığı Adil Değil”

Rum kesiminin yakın zamanda üstlenmeye hazırlandığı AB Dönem Başkanlığına da değinen Tatar, bunun müzakere süreçlerini olumsuz etkileyeceğini söyledi.

“1 milyonluk Güney Kıbrıs tüm Avrupa’ya hükmeder hâle geliyor. Bunu kendi lehine kullanıyorlar. Hristodulidis’in ‘Türkiye’yi Avrupa’ya sokabiliriz’ açıklaması kabul edilemez.”

 

“KKTC Türk Dünyasının Kopmaz Bir Parçasıdır”

Tatar, açıklamasının sonunda KKTC’nin stratejik konumuna vurgu yaptı:

“KKTC sadece Türkiye’nin değil, Türk dünyasının da kopmaz bir parçasıdır. Avrupa ile ilişkiler elbette olabilir ama haklarımız ve egemenliğimiz vazgeçilmezdir.”

Din İşleri Başkanı Moral’dan Engelliler günü mesajı

Din İşleri Başkanı Hakan Moral, engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmaya yönelik her adımın toplumun merhamet ve dayanışma anlayışının bir yansıması olduğunu vurguladı.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla mesaj yayımlayan Moral,yaratılışı ne olursa olsun her bireyin saygın ve onurlu bir varlık olduğunu belirtti.

Engelli bireylerin sabırları, azimleri ve topluma kattıkları değerle herkese örnek olduğunu kaydeden Moral, onların hayatını kolaylaştırmanın, her alanda yanlarında olmanın ve fırsat eşitliği sağlamanın hem insani bir sorumluluk hem de dini bir vazife olduğuna dikkat çekti.

Hz. Muhammed’in engelleri değil insanı merkeze alan bir toplum inşa ettiğini hatırlatan ve Din İşleri Başkanlığı olarak tüm dini mekân ve hizmetlerde engelsiz erişim için çalışmaların sürdüğünü belirten Moral, “Her bir kardeşimizin manevi dünyasına ulaşmaya ve onları toplumsal hayatta daha görünür kılmaya devam edeceğiz” dedi.

Tüm engelli bireylere ve ailelerine sağlık, huzur ve kolaylıklar dileyen Moral, günün daha kapsayıcı, adil ve duyarlı bir toplum inşasına vesile olmasını temenni etti.

ABD’de Ulusal Muhafızlara silahlı saldırının şüphelisi Lakanwal suçsuz olduğunu savundu

ABD’de geçen hafta başkent Washington’da düzenlenen silahlı saldırının şüphelisi Afganistan uyruklu Rahmanullah Lakanwal, suçsuz olduğunu savundu.

New York Times’ın haberine göre, 29 yaşındaki şüpheli Lakanwal, yaraları nedeniyle tedavi gördüğü hastaneden Washington Yüksek Mahkemesinde düzenlenen duruşmaya çevrim içi katıldı.

Duruşmada savcılar, şüpheli Lakanwal’ın birinci derece cinayet, öldürme kastıyla saldırı, ateşli silah bulundurma ve şiddet suçu sırasında ateşli silah bulundurmaktan suçlanacağını bildirdi.

Yüksek Mahkeme Sulh Hakimi Renee Raymond, duruşmadaki konuşmasında Lakanwal aleyhindeki davanın “son derece güçlü” olduğunu bildirdi.

Kefaletle salıverilme ihtimali

Raymond, “Gündüz vakti silahlı şekilde beklerken, aralarında öldürülen ve yaralanan Ulusal Muhafızların da bulunduğu bir grup kolluk kuvvetini görünce onlara doğru yönelip ateş etmeye başladığına dair video görüntüleri var.” ifadesini kullandı.

Saldırı koşullarının, Lakanwal’ın serbest bırakılmasını sağlayacak “hiçbir kombinasyonu oluşturmadığını” kaydeden Raymond, şüphelinin kefaletle serbest bırakılmaması gerektiği sonucuna varıldığını bildirdi.

Saldırı

Washington Polis Departmanı, 26 Kasım’da yerel saatle 14.15 sularında Beyaz Saray’a yakın bölgede görev yapan iki Ulusal Muhafızın vurulduğunu ve şüphelinin yakalandığını bildirmişti.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Kash Patel, ellerindeki bulgulara göre tek kişi olan saldırganın gözaltına alındığını duyurmuştu.

ABD’nin Columbia Bölgesi Savcısı Jeanine Pirro, şüphelisinin 29 yaşındaki Afganistan uyruklu Rahmanullah Lakanwal, vurulan Ulusal Muhafız üyelerinin ise Sarah Beckstrom (20) ve Andrew Wolfe (24) olduğu bilgilerini paylaşmıştı.

Pirro, şüpheli Lakanwal’ın yaralarının iyileşmesinin beklendiğini ve hükümetin idam cezası isteyip istemeyeceği kararının tercihinin ABD Adalet Bakanı Pam Bondi’ye bırakılacağını belirtmişti.

Saldırıda Beckstrom hayatını kaybederken, Wolfe’un sağlık durumunun kritik olduğu belirtiliyor.

CIA bağlantısı

Öte yandan, ABD basınında, Lakanwal’ın Afganistan’da ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) ile 15 yaşında çalışmaya başladığı ve görev yaptığı birliğin yol açtığı kayıplar nedeniyle “rahatsız olduğu” öne sürülmüştü.

NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı başladı

NATO ülkelerinin dışişleri bakanları, Ankara’da temmuzda yapılacak zirvenin hazırlıkları, ortak güvenliğe yönelik artan tehditler ve Ukrayna’ya desteği ele almak için Brüksel’de bir araya geldi.

NATO karargahında başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, müttefiklerin Lahey Zirvesi’nden bu yana ortak savunmayı güçlendirme konusunda kaydettikleri ilerleme ve Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenecek bir sonraki zirveye hazırlıkları ele alacaklarını söyledi.

Rutte, “Rusya, caydırıcılığımızı sınamayı sürdürüyor. Jetler ve insansız hava araçlarıyla hava sahamızı ihlal etti, sabotaj eylemleri gerçekleştirdi, karasularımıza casus gemileri gönderdi. Bu eylemler, pervasız ve tehlikelidir.” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın yalnız hareket etmediğini dile getiren Rutte, “Rusya, toplumlarımızı istikrarsızlaştırmak ve küresel kuralları yok saymak için Çin, Kuzey Kore ve İran’la yakın işbirliği içinde hareket ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Rutte, NATO üyelerinin ise buna kararlılık, birlik ve güçlü şekilde karşılık verdiğini belirterek, tüm üyelerin daha fazla ve hızlı sorumluluk üstlenmesi gerektiğini dile getirdi.

Ukrayna’ya desteğin de artması gerektiğini belirten Rutte, ABD’nin yürüttüğü barış çabalarını memnuniyetle karşıladığını yineledi.

İlk oturumda ana meseleler ele alınacak

Toplantının ilk oturumunda, NATO’nun gündeminde yer alan öncelikli meseleler ele alınacak. Bu bağlamda başta Rusya-Ukrayna Savaşı olmak üzere Avrupa-Atlantik güvenliğinde son dönemde yaşanan gelişmelerin toplantının ana gündemini oluşturması bekleniyor.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın katılmalarıyla gerçekleşecek NATO-Ukrayna Konseyi’nde de Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki durum, savaşın sonlandırılmasına yönelik çabalar ile Ukrayna’daki reform çalışmalarının ele alınması öngörülüyor.

Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Fidan temsil ediyor

Toplantıda, Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil ediyor.

Toplantı kapsamında muhataplarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi beklenen Fidan’ın, Türkiye’nin güçlü ve modern askeri kabiliyetleri ve savunma sanayisiyle, NATO’ya ve Avrupa güvenliğine yaptığı katkılara değinmesi, NATO Ankara Zirvesi hazırlıkları hakkında dışişleri bakanlarıyla bilgi paylaşması ve NATO’nun Avrupa sütununu güçlendirme çabalarının tekrara düşmeyen tamamlayıcı nitelikte olması, Türkiye’nin Ukrayna’nın bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini yinelemesi ve Türkiye’nin barışa yönelik sürece her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunun altını çizmesi öngörülüyor.

Bakan Çavuş’tan Dünya Engelliler Günü mesajı

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hüseyin Çavuş, engelli vatandaşların yaşam kalitesini artırmanın devlet olarak üstlendikleri temel bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Amacımız, herkes için erişilebilir bir yaşam alanı oluşturmak; eğitimden sosyal hayata, üretimden kamu hizmetlerine kadar her alanda fırsat eşitliğini güçlendirmektir” dedi.

Bakan Çavuş, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

Çavuş, mesajında, “Engellerin, fiziksel koşullardan önce zihinlerde başlamadığını biliyor; bu nedenle hizmetlerin daha kapsayıcı olması, altyapıların iyileştirilmesi ve farkındalık bilincinin toplumun her kesiminde yerleşmesi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.” ifadesini kullandı.

“Engelli vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmak; bir lütuf değil, devlet ve toplum olarak üstlendiğimiz temel bir sorumluluktur” diyen Çavuş, daha adil ve erişilebilir bir toplum için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.

Almanya “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusuna” sahip olmayı hedefliyor

Almanya, İkinci Dünya Savaşı yenilgisi sonrasında kısıtlamalar altında kalan silahlı kuvvetlerini, savunma bütçesini ve asker sayısını büyük oranda artırarak “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusuna” sahip olmayı hedefliyor.

Almanya, Avrupa’nın güvenliğinin yıllardır NATO ve ABD’nin sorumluluğuna bırakılması nedeniyle ihmal edildiği belirtilen ordusunu yeniden güçlendirmek amacıyla savunma stratejisinde kapsamlı bir dönüşüm başlattı.

Başbakan Friedrich Merz, “Avrupa’nın en güçlü ordusunu kurma” sözü verirken bu kapsamda ülkenin asker sayısı ve harbe hazırlık seviyesinin artırılması yanında savunma kapasitesinin yeni tehdit algısına göre şekillendirilmesi hedefleniyor.

Almanya’nın savunma politikalarında yaşanan bu keskin dönüşüm, sadece askeri kapasitenin artırılmasıyla sınırlı değilken Avrupa güvenlik mimarisinde ülkenin üstleneceği yeni rolün de işaretlerini taşıyor.

Rusya tehdidi, ABD’nin küresel güvenlikteki öncelik değişimleri ve transatlantik ilişkilerdeki belirsizlikler Berlin’i daha bağımsız, daha hazırlıklı ve daha caydırıcı bir askeri yapılanma arayışına yöneltiyor.

Bu çerçevede savunma bütçesinin tarihi seviyelere çıkarılması, modern teknolojilere yatırım yapılması ve uluslararası operasyonlarda daha etkin bir varlık gösterilmesi, Almanya’nın yeniden şekillenen güvenlik vizyonunun temel taşları olarak öne çıkıyor.

Alman ordusu asker sayısını artırmayı hedefliyor

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Almanya’da Nazi ordusu olarak bilinen “Wehrmacht” dağıtıldı.

Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı ile ikiye bölünmesinin ardından Batı kontrolündeki Federal Almanya Cumhuriyeti’nde 12 Kasım 1955’te kurulan ve bu yıl 70. yılını kutlayan Alman Silahlı Kuvvetleri, başlangıçta da tartışmalara yol açtı.

İkinci Dünya Savaşı’nın galip güçleri ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği, Almanya’nın tamamen silahsızlandırılması konusunda hemfikirdi.

Ancak Kore Savaşı ile Avrupa’da Sovyet saldırısı korkusunu artarken Almanya’nın ordu kurması gerektiğine karar verildi.

Bugün Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), kara, deniz, hava ve siber olmak üzere dört ana bileşenden oluşuyor.

Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılmasından 2020’ye kadar askeri harcamalar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 2’sinin altında kaldı.

Buna neden olarak ülke savunmasında dış tehdit algısının olmaması ve Alman ordusunun Nazi döneminin bıraktığı olumsuz imaj gösteriliyordu.

Bundeswehr’in toplam personel kadrosu 2025 yazı itibarıyla 182 bin üniformalı ve 81 bin sivil olmak üzere toplam 263 bin civarında bulunuyor.

2035’e kadar profesyonel asker sayısını 260 bine çıkarmayı hedefleyen Alman ordusu ayrıca muhtemel savaş dönemi için 200 bin yedek personeli de hazır tutmayı planlıyor.

Alman Savunma Bakanlığına göre, ordu çalışanlarının yüzde 9’unu göçmen kökenliler oluşturuyor.

Doğu Almanya ile Batı Almanya’nın 1990’daki birleşmesinden sonra Doğu Almanya’nın askeri yapısının bir kısmı Batı Almanya tarafından entegre edildi.

O dönem Alman ordusunun toplam personel sayısı 480 bin civarındaydı.

Alman ordusunda ilk kadın askerler 1975’te sıhhiye ve müzik bandosunda görev aldı.

2000 yılında yapılan yasa değişikliğiyle kadınların da gönüllü olarak askerlik hizmeti yapabilmesine imkan tanındı.

Halihazırda Alman ordusunun yaklaşık yüzde 13’ü kadınlardan oluşuyor. Mevcut Alman Genelkurmay Başkan Yardımcısı Nicole Schilling de sıhhiye sınıfından gelen bir asker.

Özellikle 2010 ile 2020 yılları arasında ordudaki yetersizlikler Alman basınında geniş yer buldu.

Ordudaki birçok uçak, helikopterler ve tanklar ile kışlanın kullanılamayacak durumda olması Alman ordusuna yönelik hazırlanan raporlarda da yer aldı.

Özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve ordunun yeniden yapılandırılması gibi nedenlerle 2011’de zorunlu askerliğin askıya alınmasına karar verildi.

Dönüm noktası

Almanya o dönem orduyu profesyonelleştirme ve küçültme planları yaparken, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’da başlattığı savaş Alman ordusu açısından durumu yeniden değiştirdi.

Dönemin Başbakanı Olaf Scholz, Almanya’nın artık ordusunu modern silahlarla donatmak ve kapasitesini artırmak için büyük yatırımlar yapması gerektiğini belirterek, bunu bir dönüm noktası olarak nitelemiş ve 100 milyar avroluk özel bir fon ayrılmasına karar vermişti.

Hükümet, 2022’de ilan edilen “Zeitenwende” doktriniyle, Soğuk Savaş sonrası şekillenen düşük yoğunluklu savunma yaklaşımını terk ederek daha kapsamlı, askeri ağırlığı artmış ve sanayi odaklı bir strateji benimsedi.

Mevcut Başbakan Friedrich Merz, Alman ordusunun “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” olacağı sözünü veriyor.

Almanya’nın yeni savunma stratejisi, ülkenin güvenlik yaklaşımını köklü biçimde yeniden şekillendiriyor.

Yeni strateji daha yüksek askeri harcamayı, savunma sanayisinin güçlendirilmesini, NATO içinde daha iddialı bir rol üstlenilmesini ve ülke içi dayanıklılığın artırılmasını hedefliyor.

Ancak hükümetin açıkladığı hedefler ile Bundeswehr’in sahadaki kapasitesi arasında halen önemli bir boşluk bulunduğu değerlendiriliyor.

Almanya’nın gelecek yıllarda bu farkı kapatmak için daha hızlı tedarik süreçleri, nitelikli personel politikası ve sürdürülebilir finansman modelleri geliştirmesi bekleniyor.

Savunma Bakanlığı da asker sayısını uzun dönemde 460 bine çıkartmayı hedefliyor.

Savunma Bakanlığına ait internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Bakanlık 2026 için dış güvenliğe 108 milyar avrodan fazla yatırım yapmayı planlıyor.

2029 yılında Savunma Bakanlığı bütçesinde savunma harcamaları yaklaşık 152 milyar avroya çıkacak.

Bu, 2023’e göre üç kat artış anlamına geliyor.

Alman hükümeti, asker açığını kapatmak için reform öngören yasa tasarısını kabul etti.

Alman ordusu 1990’lı yıllardan bu yana Birleşmiş Milletler (BM), NATO veya Avrupa Birliği’nden (AB) müttefikleriyle yurt dışı askeri misyonlarda yer alıyor.

Federal Meclis verilerine göre, halihazırda yaklaşık 900 Alman askeri üç kıtada 9 farklı misyonda görev yapıyor.

Bundeswehr, tarihindeki ilk kez bu yıl, Litvanya Tugayı ile ülke dışında büyük bir birlik konuşlandırdı.

Vilnius’taki Tank Tugayının, 2027’ye kadar yaklaşık 4 bin 800 asker ve 200 sivil personel ile NATO’nun doğu kanadını güçlendirmesi bekleniyor.

Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez geçen yıl 15 Haziran Gaziler Günü ilan edildi ve ilk kez bu kapsamda etkinlik düzenlendi.

Ulusal Güvenlik Stratejisi: Entegre güvenlik anlayışı

Haziran 2023’te yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi, Almanya’nın güvenlik yaklaşımında sivil ve askeri unsurları birleştiren “entegre güvenlik” kavramını resmileştirdi.

Strateji, enerji güvenliği, ekonomik dayanıklılık, siber savunma, kritik altyapının korunması ve askeri caydırıcılık gibi alanları tek çerçevede topladı.

Berlin yönetimi risklerin artık “çok boyutlu” olduğunu vurgulayarak, savunmanın sadece orduyla sınırlı olmadığı bir model benimsedi.

Alman ordusu, “parlamento ordusu” olarak nitelendiriliyor

Alman ordusu, “parlamento ordusu” olarak adlandırılıyor. Bunun sebebi temel yönetim ve denetiminin Federal Meclisin (Bundestag) elinde olması. Bu, ordunun siyasi bir otoriteye tabi olduğunu ve silahlı operasyonlar dahil tüm önemli kararların parlamentonun onayıyla alındığını ifade ediyor.

Bu nedenle Federal Meclis, Alman ordusundan sorumlu bir kişiyi 5 yıllığına seçiyor.

Söz konusu sorumlu, ordunun genel durumu hakkında her yıl rapor hazırlayarak Federal Meclisi bilgilendiriyor.

Aşırı sağ sorunu

Alman ordusunda aşırı sağcı vakalar da her zaman güncelliğini korumaya devam ediyor.

Savunma Bakanlığı verilerine göre 2024’te, orduda 280 aşırı sağcı vaka kayıtlara geçerken aşırı sağcı olduğu tespit edilen 90 askerin de orduyla ilişiği kesildi. 2023’te ise bu vakaların sayısı 205 ve ordudan atılan asker sayısı 72 olarak kayıtlara geçmişti.

Söz konusu askerler “Hitler selamı” vermek, ırkçı sloganlar atmak, Yahudi düşmanlığı yapmak ve diğer suçlamalardan ordudan atıldı.

Çeşitli kaynaklara göre, Alman ordusunda yaklaşık 3 bin Müslüman asker görev yapıyor.

Almanya’daki ABD askeri varlığı

ABD Silahlı Kuvvetleri hala Almanya’da ciddi bir askeri mevcudiyete sahip.

Almanya’da aktif görevli ABD askeri personel sayısı 37 bin civarında bulunuyor.

Ülkenin farklı bölgelerinde 40 kadar ABD askeri tesisi aktif durumda bulunuyor. Ramstein Hava Üssü, ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) ile Spangdahlem Hava Üssü, Almanya’da en bilinen ABD varlıkları olarak öne çıkıyor.

Savunma sanayisi altyapısı

Savunma sanayisinde Almanya denizaltılar, korvetler, zırhlı muharebe araçları, topçu sistemleri, radar ve sensör teknolojilerinde Avrupa’nın önde gelen üreticileri arasında yer alıyor.

Ayrıca ihracatta U-214 denizaltıları, Leopard tankları, Puma zırhlıları ve çeşitli hava savunma sistemleri öne çıkıyor.

Alman ordusunun en büyük tedarikçileri Airbus, Heckler ve Koch, Rheinmetall, KNDS, ThyssenKrupp Marine Systems, MBDA, Hensoldt, Diehl Defence, Renk Group, MTU Aero Engines firmalarından oluşuyor.

Globalfirepower sitesine göre, Almanya 2025 askeri güç sıralamasında dünyada 14. sırada bulunuyor.

Alman ordusu 288 helikopter, yaklaşık 300 tank (Leopard sınıfı), 210’u savaş uçağı toplam 584 uçağa sahip. Deniz kuvvetlerinin ise 71 gemi ve 6 denizaltısı bulunuyor.

Almanya ayrıca 50 F-35 siparişi vermiş durumda. Bu uçaklar geldiğinde Alman Hava Kuvvetleri, Tornado uçaklarını bırakarak sadece Eurofighter ve F-35 savaş uçaklarına sahip olacak.

Ülkenin MG4 makineli tüfeği, Taurus seyir füzesi, Marder ve Puma zırhlı araçları da bulunuyor.

Hava savunma sistemleri

Almanya hava savunma sistemlerinde de güçlü bir üretici ve ihracatçı konumunda.

IRIS‑T SLM gibi hava savunma sistemi bulunan ülke, bunun dışında ABD tarafından üretilen Patriot ve İsrail’den alınan Arrow 3 füze savunma sistemine sahip.

Alman ordusunda ayrıca “Skyranger 30” gibi mobil hava savunma sistemleri de bulunuyor.

Almanya bu yıl, İsrail’den Arrow 4 hava savunma sistemi almak istediğini açıkladı.

Fransa, Almanya ve İspanya’nın ortaklığında geliştirilen, “Geleceğin Muharebe Hava Sistemi” olarak bilinen FCAS projesi ise sadece 6. nesil savaş uçağı değil, aynı zamanda insansız hava araçları, yeni nesil mühimmatlar ve uydu bağlantıları gibi unsurları içeren kapsamlı “hava savaşı mimarisi” olmayı hedefliyor.

Bu unsurların yapay zeka destekli bir “savaş bulutu” ile birbirine bağlanması planlanıyor.

FCAS, Avrupa ülkelerinin gelecekteki hava savunma yeteneklerini yeniden tanımlamayı amaçlıyor ancak Almanya ile Fransa arasındaki telif anlaşmazlıkları projenin başlamasına engel oluyor.