Archives 2026

Genel Kurul, yeni yılın ilk toplantısını yapacak

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 16 günlük aranın ardından yeni yılın ilk toplantısını bugün yapacak. Genel Kurul’un, Meclis Başkanı Ziya Öztürkler başkanlığında saat 10.00’da toplanması bekleniyor.

Genel Kurul’un gündeminde, komitelerden gelen iki ayrı istibdalin onaylanmasına ilişkin karar tasarısı ile Sayıştay Komitesi raporları bulunuyor.

Bu çerçevede, Yukarı Girne’de V/H XII.20E2+28E1 Blok F Parsel 388 İçerisinden Geçen Yolun İstibdalinin Onaylanmasına İlişkin Karar Tasarısı ile Serdarlı Köyünde 740 Koçan Numarası ile Kayıtlı XIII.64 Parsel 78 (Yeni 119/9) Numaralı Evkaf Delegelerine Ait Mazbut Emlakten Eski Parsel 93/1/2+77/1/1 (Yeni 119/7) Numaralı Emlake Geçit Hakkı Olarak Verilen Arazinin İstibdalinin Onaylanmasına İlişkin Karar Tasarısı ve bu tasarılara ilişkin Hukuk, Siyasi İşler, Dışilişkiler ve Savunma Komitesi raporları görüşülecek.

Genel Kurul’da ayrıca, Sayıştay Komitesi’nin Su İşleri Dairesi’nin 2007 mali yılı gelir denetimine ilişkin Sayıştay denetim raporu ile Mağusa Sanat Tiyatrosu’nun 26 Aralık 2007–5 Aralık 2009 dönemine ait hesaplarının Sayıştay denetim raporuna ilişkin komite raporu da ele alınacak.

Son toplantısını 19 Aralık 2025’te yapan ve 2026 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı’nı oy çokluğuyla kabul eden Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, on gün süren bütçe görüşmeleri nedeniyle toplanamayan komitelerin çalışmalarını yapabilmesi ve Genel Kurul tutanaklarının çevrilmesine olanak sağlanması amacıyla çalışmalarına ara vermişti.

Petrol, ABD’nin müdahalesi sonrası arz endişeleriyle dalgalandı

Petrol, yatırımcıların ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalamasının küresel ham petrol arzına etkilerini ve bunun ülkenin enerji sektörü üzerindeki sonuçlarını tartmasıyla dalgalandı.

Petrol, yatırımcıların ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalamasının küresel ham petrol arzına etkilerini ve bunun ülkenin enerji sektörü üzerindeki sonuçlarını tartmasıyla dalgalandı.

Brent petrol, haftanın açılışında yüzde 1,2’ye kadar geriledikten sonra kayıplarını telafi ederek varil başına 61 dolar civarında işlem gördü. ABD ham petrolü (WTI) ise 57 doların üzerinde seyretti. Hafta sonu Venezuela’da yaşanan sarsıntıya rağmen, OPEC üyesi olan ülke küresel arzın yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor ve piyasa halihazırda büyüyen bir arz fazlasıyla mücadele ediyor.

Capital Economics başekonomisti Neil Shearing bir notunda, “Venezuela üretimindeki herhangi bir kısa vadeli aksama, başka yerlerdeki artan üretimle kolayca telafi edilebilir” dedi. Shearing, “Önümüzdeki bir yıl civarında küresel arz artışının petrol fiyatlarını 50 dolara doğru itmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Venezuela bir zamanlar petrol üretiminde güçlü bir ülkeydi, ancak son yirmi yılda üretimi ciddi şekilde geriledi ve bugün küresel arzın yüzde 1’inden daha azını temsil ediyor. Üretilen petrolün büyük bölümü Çin’e ihraç ediliyor. OPEC+ ve diğer üreticilerin talebin zayıfladığı bir ortamda piyasaya daha fazla varil eklemesiyle, bu yıl piyasa büyük bir arz fazlasıyla karşı karşıya.

Pazar günü OPEC+, ilk çeyrekte arz artışlarına ara verme planını teyit etti. Suudi Arabistan ve Rusya’nın öncülük ettiği grup, delegelere göre 10 dakikalık video konferans sırasında Venezuela’yı gündemine almadı. Delegeler, gelişen duruma nasıl yanıt verileceğini değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirtti.

Konuyla ilgili bilgi sahibi kişilere göre, cumartesi günü ABD’nin saldırılarına rağmen Venezuela’nın Jose Limanı ve Amuay rafinerisi dahil petrol altyapısı ile Orinoco Kuşağı’ndaki ana üretim sahaları etkilenmedi. Ancak tankerlerin alıkonulması da dahil olmak üzere Maduro yönetimine yönelik son ABD baskıları, ülkeyi bazı petrol kuyularını kapatmaya zorladı.

Trump, cumartesi günü ülkenin enerji sektörüne yönelik yaptırımların yürürlükte kalacağını söyledi, ancak ABD’li şirketlerin sektörü yeniden inşa etmeye ve üretimi canlandırmaya yardımcı olacağını da ekledi. Bunun muhtemelen uzun bir süreç olacağını vurguladı. Trump, pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada şirketlerin Venezuela’ya girmeyi “çok istediklerini” söyledi.

Chicago merkezli Karobaar Capital LP’nin yatırım direktörü Haris Khurshid ise, “ABD yatırımları ve gerçek anlamda yaptırım gevşemesi zaman alır; variller bir gecede geri gelmez” dedi. Khurshid, “Şimdilik arz fazlası daha baskın görünüyor ve jeopolitiğin önüne geçerek fiyatların üzerindeki baskıyı sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Hava genellikle parçalı bulutlu olacak

Meteorolojiye göre, 15-17 derece dolaylarında seyreden hava sıcaklığı hafta başından itibaren 3 derece kadar yükselecek.

Meteoroloji Dairesi’nden verilen bilgiye göre, 3-9 Ocak tarihlerini kapsayan hava tahmin raporuna göre, bölge genellikle yüksek basınç sistemiyle soğuk ve nemli hava kütlesinin etkisinde kalacak.

Periyot boyunca hava genellikle parçalı bulutlu geçecek. En yüksek hava sıcaklığı periyodun ilk yarısı iç kesimlerde ve sahillerde 15-17, ikinci yarısı ise 18-20 derece dolaylarında seyredecek.

Rüzgar, genellikle Kuzey ve Doğu yönlerden orta, zamanla kuvvetli esecek.

5 Ocak 2026 Döviz Kurlar

Yeni haftanın ilk gününde Dolar, rekor tazeledi.

Buna göre, serbest piyasada Amerikan Doları 43,04 TL, Euro 50,31 TL, İngiliz Sterlini ise 57,82 TL’den işlem görüyor.

Saat 08.07 itibarıyla Amerikan Doları’nın alış fiyatı 43,03 TL, satış fiyatı 43,04 TL.

Euro’nun alış fiyatı 50,28 TL, satış fiyatı 50,34 TL, İngiliz Sterlini ise 57,79 TL’den alınıp 57,85 TL’den satılıyor.

OĞUZHAN HASİPOĞLU: 20 YILLIK SÜREÇTE RUMLAR HEM AB’Yİ HEM BM’Yİ USTALIKLA KANDIRDI

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, Kıbrıs sorununun 20 yıllık sürecini değerlendirerek, “AB içindeki tek ihtilaflı iki devlet! Rumlar 20 yıllık süreçte hem AB’yi hem de BM’yi büyük bir ustalıkla kandırdı” ifadelerini kullandı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, Kıbrıs sorununa ilişkin sosyal medya paylaşımında, 20 arayla sorduğu sorulara verilen cevapları hatırlatarak Avrupa Birliği’nin tutumunu eleştirdi.

Hasipoğlu, 2004 yılı Annan Planı referandumundan önce AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile yaptığı görüşmeye dair şunları paylaştı:

“Sayın Komiser, belli ki Rum tarafı sizi Annan Planı’na ‘evet’ diyecekleri konusunda ikna etmiş. Peki hiç düşündünüz mü tam tersi olursa? Bir ay sonra, Nisan ayında her iki halkın aynı anda oy kullanacağı bu referandumda Rumlar ‘hayır’, biz ‘evet’ dersek, o zaman mevcut statükoyu, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kabul edecek misiniz?”

Hasipoğlu, bu sorunun ardından hem kendisinin hem de yanında bulunan amcasının salondan çıkarıldığını, bazı Rum siyasi parti temsilcilerinin ağır tepkiler verdiğini belirtti. Hasipoğlu, Verheugen’in basına yaptığı açıklamada ise “Rumlar Avrupa Birliği’ni kandırdı” dediğini aktardı.

Bakan Hasipoğlu, 2024 yılında Avrupa Konseyi’nde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristodulidis’e yönelttiği soruyu da paylaştı:

“20 yıl önce hazır değildiniz; peki şimdi siz bizimle bu adanın yönetimini ve zenginliğini paylaşmaya hazır mısınız? Bizlere uygulattırdığınız izolasyonları ve kısıtlamaları kaldırmaya ve egemenliğimizi kabul etmeye hazır mısınız?”

Hristodulidis’in yanıtı ise Hasipoğlu’na göre şöyleydi:

“Maronitlere, Ermenilere verdiğimiz gibi siz Kıbrıslı Türklere de pasaport veriyoruz, dolayısıyla kısıtlama yok.”

Hasipoğlu, verilen cevap üzerinden, Rum tarafının çözüm modelinin mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını öngördüğünü ve kendileri için siyasi eşitlik yerine azınlık statüsü sunduğunu vurguladı. Bakan, paylaşımında ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“AB, bu hareket tarzıyla adada çözüme değil, çözümsüzlüğe hizmet etmeye devam ediyor. Bu hâliyle Rum tarafı, kendisine yaratılan bu konfor alanından çıkıp neden bizimle eşit şartlarda masaya otursun ve anlaşamaz isek statümüz belirlenmiş olsun?”

Hasipoğlu, paylaşımında Kıbrıs sorununda Rum tarafının geçmiş 20 yılda hem AB’yi hem de BM’yi “ustalıkla kandırdığını” ifade etti ve AB dönem başkanlığının Rum tarafına sağladığı avantajlara dikkat çekti.

 

Yılmaz: Venezuela halkının yanında olmaya devam edeceğiz

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Venezuela’da yaşanan krizde Türkiye Cumhuriyeti olarak uluslararası hukukun ve Venezuela halkının yanında olmaya, tüm taraflarla diyalog içinde istikrarı savunmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, dış politikanın, ana muhalefetin hezeyanlarına, gündelik yaklaşımlarına ve sorumsuz açıklamalarına göre değil, ilkelerin ve gerçeklerin sentezlendiği, milli menfaatleri esas alarak, akılla yönetilen özellikli bir alan olduğunu belirtti.

Liderliğin her zaman önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:

“Küresel sistemde belirsizliklerin, güç siyasetinin ve kaosun hakim olduğu dönemlerde ise bir kat daha önemli ve hayatidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tecrübeli ve dirayetli liderliği dünyamızın ve bölgemizin içinden geçtiği zorlu dönemde büyük bir değerdir. Bu gerçeği Suriye, Ukrayna ve Gazze bağlamında yaşanan krizlerde gördük. Venezuela’da yaşanan krizde de Türkiye Cumhuriyeti olarak uluslararası hukukun, milli iradeye saygının ve Venezuela halkının yanında olmaya, tüm taraflarla diyalog içinde istikrarı savunmaya devam edeceğiz.”

Türkiye’den Venezuela açıklaması: Tüm taraflara itidal çağrısı

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Venezuela’daki saldırıları sonrası gelişmelerin yakından izlendiğini belirterek, bölgesel ve uluslararası güvenlik için tüm tarafları itidalli davranmaya çağırdı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Venezuela’da meydana gelen son gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, “Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bakanlık, ABD’nin Venezuela’da geniş çaplı saldırılar düzenlemesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, Venezuela’da meydana gelen son gelişmelerin yakından takip edildiği vurgulanarak, “Türkiye, Venezuela’nın istikrarına ve Venezuela halkının huzur ve esenliğine önem atfetmektedir. Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin, Venezuela’daki krizin uluslararası hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturulması yönünde her türlü yapıcı katkıyı sunmaya hazır olduğuna işaret edilen açıklamada, Türkiye’nin Caracas Büyükelçiliğinin, ülkede bulunan Türk vatandaşlarıyla iletişimi ve gerekli koordinasyonu kesintisiz biçimde sürdürdüğü kaydedildi.

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Venezuela’ya düzenlenen saldırıların ABD tarafından yapıldığını duyurmuş, “ABD, Venezuela ve lideri Başkan Nicolas Maduro’ya karşı büyük çaplı bir saldırı düzenlemiş ve Maduro ile eşi yakalanarak ülke dışına çıkarılmıştır.” açıklaması yapmıştı.

Öztürkler’den Rum Yönetimi’ne tepki: Kıbrıs’ın geleceği, tehditlerle değil, saygı temelinde kurulabilir

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Rum Milli Muhafız Ordusu komutanının Mağusa ve Girne limanlarına ilişkin açıklamalarını siyasi bir meydan okuma olarak nitelendirerek, bu söylemlerin Kıbrıs Türk halkının ekonomik ve stratejik haklarını hedef aldığını vurguladı ve Rum yönetimini aklı selime davet etti.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Rum Milli Muhafız Ordusu komutanının Mağusa ve Girne limanları konusunda yaptığı açıklamaları eleştirerek, “Rum yönetimini aklı selime davet ediyoruz. Kıbrıs’ın geleceği, tehditlerle veya tek taraflı adımlarla değil, karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde kurulabilir.” dedi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Öztürkler, Rum Milli Muhafız Ordusu komutanının açıklamalarının askeri bir tehditten öte, siyasi bir meydan okuma olduğunu ifade ederek, limanların kontrolü üzerinden dile getirilen söylemlerin, Kıbrıs Türk halkının ekonomik ve stratejik haklarını hedef aldığını, bölgedeki barış ortamını zedelediğini vurguladı.

Öztürkler konu hakkında yaptığı yazılı açıklamada, Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenmesinin, ada tarihinin en tartışmalı gelişmelerinden biri olduğuna işaret ederek, bu görevin, yalnızca Rum yönetimini temsil eden tartışmalı bir yapının tüm Avrupa adına söz söylemesi anlamına geldiğine dikkati çekti.

“TÜRKİYE VE KIBRIS TÜRK HALKININ İRADESİNİ YOK SAYAN HİÇBİR SENARYO BAŞARIYA ULAŞAMAYACAKTIR”

Kıbrıs Türk halkının eşit ortaklık hakkını yok sayan bu durumun, adada adalet ve barış ilkelerine aykırı olduğunu vurgulayan Öztürkler, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Rum Milli Muhafız Ordusu komutanının Mağusa ve Girne limanları üzerine yaptığı açıklamalar, askeri bir tehditten öte siyasi bir meydan okumadır. Limanların kontrolü üzerinden dile getirilen bu söylemler, Kıbrıs Türk halkının ekonomik ve stratejik haklarını hedef almakta, bölgedeki barış ortamını zedelemektedir.

Rum lider Nikos Hristodulidis’in komandolarla birlikte Mağusa Marşı’nı söylemesi ise doğrudan bir iddia ve beklentinin askerlerle sahneye konulmasıdır. Rum Milli Muhafız Ordusu mensupları ile verilen bu görüntü, milliyetçi söylemlerin askeri güçle harmanlanarak Kıbrıs Türk halkına karşı bir mesaj verme çabasının açık ifadesidir.

Rum Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ın tatbikatlar üzerinden yaptığı tehditler, diplomasi yerine güç gösterisine dayalı bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Rum tarafı, askeri tehditlerle adada barışa değil çatışmaya hizmet etmektedir.

Dahası, Güney Kıbrıs’ın sırtını İsrail ve Yunanistan’a dayayarak bölgesel dengeleri değiştirme girişimleri sonuçsuz kalacaktır. Bu üç ülkeye sesleniyoruz: Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının iradesini yok sayan hiçbir senaryo başarıya ulaşamayacaktır.”

“RUM TARAFI NE KADAR TEHDİT ÜRETİRİRSE ÜRETSİN, TÜRKİYE İLE OYUNLARI BOZULMAYA MAHKUMDUR”

Türkiye’nin bölgedeki varlığı ve garantörlük rolünün, Rum tarafının ve ortaklarının tüm girişimlerini boşa çıkaracak en önemli bir faktör olduğuna işaret eden Ziya Öztürkler, Türkiye’nin kararlı duruşu ve Kıbrıs Türk halkının iradesinin, adadaki dengeyi koruyan temel unsur olduğunu kaydetti.

“Rum tarafı ne kadar tehdit üretirse üretsin, Türkiye ile oyunları bozulmaya mahkûmdur.” diyen Öztürkler, Rum yönetimini aklı selime davet ederek, Kıbrıs’ın geleceğinin, tehditlerle veya tek taraflı adımlarla değil, karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde kurulabileceğini söyledi.

Öztürkler açıklamasında, “Gerçek çözüm, ancak Kıbrıs Türk halkının haklarının tanınmasıyla mümkündür. Diğer tüm modeller bölgedeki gerilimi daha da derinleştirecek bir tutuma hizmet edecektir.” İfadelerine yer verdi.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu yeni yılın ilk toplantısını yarın yapacak

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 16 günlük aranın ardından yarın saat 10.00’da Meclis Başkanı Ziya Öztürkler başkanlığında toplanacak. Gündemde, Yukarı Girne ve Serdarlı’daki iki arazi istibdali ile Sayıştay Komitesi raporları bulunuyor.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 16 günlük aranın ardından yeni yılın ilk toplantısını yarın yapacak. Genel Kurul’un, Meclis Başkanı Ziya Öztürkler başkanlığında saat 10.00’da toplanması bekleniyor.

Genel Kurul’un gündeminde, komitelerden gelen iki ayrı istibdalin onaylanmasına ilişkin karar tasarısı ile Sayıştay Komitesi raporları bulunuyor.

Bu çerçevede, Yukarı Girne’de V/H XII.20E2+28E1 Blok F Parsel 388 İçerisinden Geçen Yolun İstibdalinin Onaylanmasına İlişkin Karar Tasarısı ile Serdarlı Köyünde 740 Koçan Numarası ile Kayıtlı XIII.64 Parsel 78 (Yeni 119/9) Numaralı Evkaf Delegelerine Ait Mazbut Emlakten Eski Parsel 93/1/2+77/1/1 (Yeni 119/7) Numaralı Emlake Geçit Hakkı Olarak Verilen Arazinin İstibdalinin Onaylanmasına İlişkin Karar Tasarısı ve bu tasarılara ilişkin Hukuk, Siyasi İşler, Dışilişkiler ve Savunma Komitesi raporları görüşülecek.

Genel Kurul’da ayrıca, Sayıştay Komitesi’nin Su İşleri Dairesi’nin 2007 mali yılı gelir denetimine ilişkin Sayıştay denetim raporu ile Mağusa Sanat Tiyatrosu’nun 26 Aralık 2007–5 Aralık 2009 dönemine ait hesaplarının Sayıştay denetim raporuna ilişkin komite raporu da ele alınacak.

Son toplantısını 19 Aralık 2025’te yapan ve 2026 Mali Yılı Merkezi Devlet Yönetimi Bütçe Yasa Tasarısı’nı oy çokluğuyla kabul eden Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, on gün süren bütçe görüşmeleri nedeniyle toplanamayan komitelerin çalışmalarını yapabilmesi ve Genel Kurul tutanaklarının çevrilmesine olanak sağlanması amacıyla çalışmalarına ara vermişti.

İsviçre’de yılbaşı faciasında en az 40 kişi yaşamını yitirdi

İsviçre’deki Crans-Montana kayak merkezinde meydana gelen yangında en az 40 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Polis sözcüsü, yangının bodrum katında gerçekleştiğini açıkladı. Bölgede uçuş yasağı başlatıldı.

İsviçre’nin güneybatısındaki lüks kayak merkezi Crans-Montana’da bir barda meydana gelen yangında çok sayıda kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi ise ağır yaralandı. İsviçreli yetkililer, ölenler arasında başka ülkelerin vatandaşlarının da bulunduğunu açıkladı.

İtalya Dışişleri Bakanlığı, İsviçreli yetkililere dayandırarak yangında tahmin edilen can kaybının en az 40 olduğunu duyurdu.

İsviçre polisi, yangının perşembe günü sabaha karşı yaşandığını duyurdu.

İSVİÇRELİ YETKİLİLERDEN “OLAY SALDIRI DEĞİL” AÇIKLAMASI

İsviçre Savcılığı, olayın saldırı olmadığını düşündüklerini belirtti. Yetkililer yangının çıkış nedenini araştırdıklarını ve önceki bilgilerin aksine yangından önce bir patlama yaşanmadığı aktardı.

Patlamanın nedeni henüz belirlenemezken, olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi. Bölgede 10 helikopter ve 40 ambulansın görev yaptığı, hastanelerin yoğun bakımlarının dolduğu aktarıldı. Yaralılar çevredeki diğer hastanelere naklediliyor.

 

100’DEN FAZLA KİŞİ BULUNUYORDU, YANGIN BODRUM KATINDA YAŞANDI

Polis sözcüsüne göre, yangın çıktığında barda 100’den fazla kişi bulunuyordu. RTS’nin haberine göre, yangın barın bodrum katında meydana geldi. Barın kapasitesi 400 kişiydi.

Olay yerine polis ve itfaiye ekiplerinin yanı sıra birkaç helikopter de sevk edildi. Yakınları için bir yardım hattı kuruldu.

ATAOĞLU, SİVİL SAVUNMA TEŞKİLATI’NI ZİYARET ETTİ

Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Hakan Balaban’ı ziyaret etti.

Ziyarette konuşan Ataoğlu, özellikle yaşanan doğal afetlerde halkın yardımına koşan Sivil Savunma Teşkilatı personeline teşekkür ederek, teşkilatın fedakârca ve özverili çalışmalarını takdirle karşıladıklarını ifade etti.

Sivil Savunma Teşkilat Başkanı Balaban ise olası sel ve deprem durumlarında sahaya online müdahale edebildiklerini, görevli personelle canlı bilgi alışverişi sağlayarak anlık koordinasyon kurduklarını Bakan Ataoğlu’na aktardı.

Bakan Ataoğlu da yakın zamanda AFAD’ın desteğiyle, Jeoloji ve Maden Dairesi bünyesinde Deprem İzleme ve Değerlendirme Merkezi kurulduğunu belirterek, bu merkezin Sivil Savunma Teşkilatı ile uyum ve iş birliği içerisinde çalışmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Ataoğlu, afetlere hazırlık ve müdahale süreçlerinde kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesinin, can ve mal kayıplarını en aza indirmek açısından hayati olduğunu ifade etti.

Başbakan Üstel: Devlet Yönetiminde Hata Gizlenmez, Düzeltilir

Başbakan Ünal Üstel, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) ile ilgili alınan kararlar ve kamuoyunda tartışma yaratan Resmi Gazete sürecine ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, devlet yönetiminde şeffaflık ve sorumluluk vurgusunda bulundu. Üstel, üniversitelerin siyasi polemiklerin değil, ortak sorumluluğun konusu olduğunu ifade etti.

Başbakan Üstel açıklamasında, Doğu Akdeniz Üniversitesi gibi ülkenin en köklü ve stratejik kurumlarıyla ilgili kararların, hukuka ve usule tam uyum içerisinde, açık ve tartışmaya yer bırakmayacak biçimde yürütülmesinin tüm ilgili makamların ortak sorumluluğu olduğunu belirtti.

Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete sürecinde ortaya çıkan teknik bir hatanın, bazı çevreler tarafından siyasi gerilim ve polemik alanına çekilmek istendiğini kaydeden Üstel, gerçek durumun net olduğunu vurguladı. Üstel, hükümetin tespit edilen eksikliği gecikmeden düzelttiğini ve kamuoyunu açık bir şekilde bilgilendirdiğini ifade etti.

“Hata yapılmış olabilir; ancak bu hata gizlenmemiş, sorumluluğu üstlenilmiş ve düzeltilmiştir” diyen Üstel, yönetim anlayışlarının kusursuzluk iddiası üzerine değil; şeffaflık, hesap verebilirlik ve doğru adımı zamanında atma iradesi üzerine kurulu olduğunu söyledi.

Başbakan Üstel, Doğu Akdeniz Üniversitesi özelinde uzun süredir devam eden yapısal ve yönetsel sorunlara da dikkat çekerek, alınması gereken ivedi kararların geciktirilmesinin üniversitenin akademik, mali ve kurumsal yapısına ciddi zararlar verme riski taşıdığını belirtti. DAÜ’nün mevcut durumunun beklemeyi değil; hızlı, kararlı ve eşgüdüm içinde atılacak adımları zorunlu kıldığını vurguladı.

Hükümet olarak üniversitenin daha fazla yıpranmaması adına çözüm üretme sorumluluğuyla hareket ettiklerini kaydeden Üstel, bu sorumluluğun devletin tüm anayasal makamları tarafından da aynı hassasiyetle paylaşılması gerektiğine inandıklarını ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı makamının, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ni doğrudan ilgilendiren kararlar öncesinde hükümetle istişareyi daha da artırmasının sürecin sağlıklı ilerlemesi ve kararların gecikmeden hayata geçirilmesi açısından önemli katkılar sağlayacağını belirten Üstel, bu yaklaşımın bir eleştiri değil; ortak aklı büyütme ve çözümü hızlandırma çağrısı olduğunu dile getirdi.

Kişisel değerlendirmeler ya da kurumsal mesafeler üzerinden değil; üniversitenin geleceği, öğrencilerin hakları ve yükseköğretimin sürdürülebilirliği üzerinden hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Üstel, hükümetin beklentisinin bu hayati konuda istişarenin güçlenmesi ve karar süreçlerinin hız kazanması olduğunu kaydetti.

Başbakan Üstel, hükümetin şeffaflık, sorumluluk ve çözüm odaklılık temelinde hareket etmeye; Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin ve ülkenin geleceğini önceleyen adımları atmaktan geri durmamaya devam edeceğini belirterek açıklamasını tamamladı.

ÜNAL ÜSTEL’DEN GKRY LİDERİ HRİSTODULİDİS’İN YENİ YIL MESAJINA SERT TEPKİ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Başkanı Nikos Hristodulidis’in 2026 yılı Yeni Yıl mesajına sert tepki gösterdi. Üstel, Hristodulidis’in açıklamalarının Kıbrıs’taki mevcut siyasi ve fiili gerçekleri yok sayan, geçmişte defalarca başarısız olmuş bir anlayışın devamı olduğunu vurguladı.

Başbakan Ünal Üstel’in açıklaması şu şekilde:

”Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in 2026 yılı Yeni Yıl mesajı, Kıbrıs’taki mevcut gerçekleri görmezden gelen, tek taraflı ve geçmişte defalarca başarısız olmuş bir siyasi anlayışın sürdürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Hristodulidis’in, 1960 yılında kurulan ve Kıbrıs Türk halkının eşit kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “yeniden yapılandırma ve modernleştirme” söylemiyle ele alması; Rum tarafının, eşit ortağını silah zoruyla yönetimden dışladığı ve Kıbrıs Anlaşmaları ile Anayasa’yı tek yanlı biçimde ihlal ettiği siyasetin halen devam ettiğinin açık bir itirafıdır. Uluslararası hukuka aykırı şekilde gasp edilen ve yalnızca Rumlara aitmiş gibi sunulan bir yapının reform söylemleriyle sürdürülmeye çalışılması, Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe mahkum eden temel zihniyettir.

Rum Yönetimi Başkanı’nın “vatanın kurtarılması ve yeniden birleştirilmesi” yönündeki çağrıları; Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini reddeden, güvenlik ve garantörlük sistemini ortadan kaldırmayı hedefleyen, geçmişte defalarca başarısız olmuş çözüm modellerinin yeniden dayatılmasından ibarettir. Kıbrıs Türk tarafı, Crans Montana’da çöken müzakere süreciyle birlikte federal çözüm modelinin, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle artık geçerliliğini yitirdiğini defalarca net şekilde ortaya koymuştur.

Kıbrıs’ta tek gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm; egemen eşitlik temelinde, yan yana var olan iki ayrı devletin iş birliğine dayalı bir modeldir. Kıbrıs Türk halkının iradesi, kendi kendini yönetme hakkı ve egemenliği hiçbir şekilde tartışma konusu yapılamaz. Müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için ön koşul; Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün açık biçimde kabul edilmesidir.

Rum Yönetimi Başkanı’nın, Avrupa Komisyonu Başkanı tarafından Kıbrıs Özel Temsilcisi atanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmesi ve AB–Türkiye ilişkilerini Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirme çabaları, kabul edilemez bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Kıbrıs Türk tarafı açısından Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda tarafsızlığını yitirmiş; Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız izolasyonların sürdürülmesinde rol oynayan bir aktör konumundadır. Bu nedenle KKTC, söz konusu temsilcinin tarafsız ve adil bir tutum sergilemediği sürece bu girişimi tanımadığını ve desteklemediğini daha önce açık şekilde ilan etmiştir.

Kıbrıs Türk halkı, 2026 yılına kendi egemen devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü ve etkin garantörlüğü altında girmektedir. Bölgesel güvenlik ve istikrarın yolu; Rum tarafının tek yanlı adımlarından değil, Kıbrıs Türk halkının meşru haklarının tanınmasından ve iki devletin karşılıklı saygı ve iş birliği içinde yaşamasından geçmektedir.

Bu çerçevede Gaspçı Rum Yönetimi’ni; adadaki fiili ve siyasi gerçekleri esas almaya, iki ayrı egemen devletin varlığını kabul etmeye ve yapıcı bir anlayışla Doğu Akdeniz’in huzur, refah ve istikrarına katkı koymaya davet ediyorum.

Kıbrıs sorununun bugün geldiği nokta ve taraflar arasındaki derin ayrışma, GKRY’nin söylemleri ile gerçek müzakere zemini arasında ciddi bir kopukluk bulunduğunu açıkça göstermektedir. Bu bağlamda Kıbrıs Türk tarafı olarak şu hususları bir kez daha vurgulamak isterim:

• Uluslararası toplum ve AB Konseyi Başkanlığı çerçevesinde geliştirilecek hiçbir girişimde, Kıbrıs Türk halkının eşit hak ve çıkarları yok sayılamaz. Her türlü uluslararası inisiyatif, yalnızca GKRY’nin pozisyonunu güçlendirmeye değil, iki halk arasında eşitlik temelinde bir çözüm zemini oluşturmaya hizmet etmelidir.

• Rum tarafının geçmişte sergilediği uzlaşmaz tutum bugün de aynen devam etmektedir. GKRY, 2025 yılı boyunca yürüttüğü diplomasiyle Kıbrıs Türk tarafının eşit statüsünü ve garantörlük haklarını yok saymayı sürdürmüştür. Kıbrıs Türk halkının varlığını müzakere dışında bırakmak, sahadaki gerçekleri değiştirmeyecektir.

• GKRY’nin askeri ve diplomatik ittifaklar yoluyla güçlendirdiği dış ilişkiler, adada barışa değil gerilime hizmet etmektedir. Savunma alanında yapılan bu tek yanlı girişimler, bölgesel dengeyi zedelemekte ve çözüm umutlarını zayıflatmaktadır.

• Kıbrıs Türk halkının eşit hakları, güvenliği ve güvenceleri müzakere masasında vazgeçilmez önceliklerdir. KKTC olarak biz; mülkiyet, güvenlik, garantiler ve eşit uluslararası statü konularında adil ve sürdürülebilir çözümleri açık ve kararlı biçimde savunmaya devam edeceğiz.

Yeni yılın; karşılıklı saygıya dayalı diyalogların güçlendiği, somut ve gerçekçi siyasi adımların atıldığı, iki halk arasında güvene dayalı bir geleceğin inşa edildiği bir yıl olmasını temenni ediyorum. Bu vesileyle, her iki halkın da huzur, refah ve istikrar içinde yaşayacağı bir 2026 yılı diliyorum.”

BU GÜN HAVA NASIL OLACAK?

Meteoroloji Dairesi, parçalı ve az bulutlu hava ile sabah saatlerinde yer yer don olayı beklendiğini duyurdu.

Meteoroloji Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, 2 Ocak Cuma günü bölgede havanın parçalı ve az bulutlu geçmesi bekleniyor. Açıklamada, sabah saatlerinde yer yer don olayı görüleceği bildirildi.

Yetkililer, özellikle sabah saatlerinde yaşanabilecek don olayına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

BAŞBAKAN ÜSTEL’DEN RUM MİLLİ MUHAFIZ ORDUSU’NUN TEHDİT İÇEREN VİDEOSUNA SERT TEPKİ

Başbakan Ünal Üstel, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun yeni yıla özel olarak yayımladığı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hedef alan tehditkâr ifadelere yer verilen video ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Üstel, söz konusu videonun Rum tarafının zihniyetinde hiçbir değişiklik olmadığını bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguladı.

Başbakan Üstel açıklamasında, videoda Rum denizci askerler tarafından “savaş gemilerinin Girne ve Mağusa limanlarına ulaşması” temennisinin 2026 yılı dilekleri arasına açıkça eklenmesini, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini doğrudan hedef alan bir yaklaşım olarak değerlendirdi. Üstel, bunun geçmişten bugüne uzanan aynı tehditkâr zihniyetin yansıması olduğunu kaydetti.

Başbakan Ünal Üstel’in açıklaması şöyle;

“Rum Milli Muhafız Ordusu’nun yeni yıla özel olarak yayımladığı videoda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hedef alan tehditkar ifadelere yer verilmesi; Rum tarafının zihniyetinde değişen hiçbir şey olmadığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Söz konusu videoda, Rum denizci askerler tarafından “savaş gemilerinin Girne ve Mağusa limanlarına ulaşması” temennisinin 2026 yılı dilekleri arasına açıkça eklenmesi; Girne ve Mağusa limanlarını hedef alan, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini doğrudan tehdit eden aynı aklın ve aynı yaklaşımın tezahürüdür.

Bu dil; barış dili değildir.

Bu dil; güven artırıcı değildir.

Bu dil; çözüm dili hiç değildir.

Görülmektedir ki Rum yönetimi, her fırsatta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ve Kıbrıs Türk halkını taciz etmeyi bir alışkanlık haline getirmiş; adanın tamamına sahip olma arzusunu ise hala temel hedef olarak muhafaza etmektedir.

Bu zihniyet değişmemiştir. Enosis hayali, aradan geçen on yıllara rağmen Rum tarafının siyasi ve askeri reflekslerini şekillendirmeye devam etmektedir.

Tarihsel gerçekler açıktır. İngilizlerin adadan çekilmesinin ardından yaşanan tüm süreçler, Rum yönetimleri tarafından; adanın eşit ortağı olan Kıbrıs Türk halkı ile adayı ortakça paylaşmak için değil, adayı bir Rum-Yunan adasına dönüştürme ideali doğrultusunda kullanılmıştır.

Bugün gelinen noktada da bu anlayışın terk edilmediği, yayımlanan askeri videolar ve kullanılan dil üzerinden açıkça görülmektedir.

Uluslararası camiaya barış mesajları verenlerin, kendi kamuoylarına yönelik yayımladıkları videolarda savaştan, savaş gemilerinden ve bu gemilerin Girne ile Mağusa limanlarına demirlemesinden söz etmesi; açık bir ikiyüzlülüktür. Bu ikiyüzlü tutumun, uluslararası toplum tarafından hala görülmemesi ise en az bu tehditkar dil kadar adadaki barış ortamına zarar vermektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, barışı savunmaktan asla vazgeçmemiştir. Ancak hiç kimse, Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin, egemenliğinin ve devletinin hedef alınmasına sessiz kalmamızı beklememelidir.

Tehdit diliyle barış olmaz.

Provokasyonla çözüm olmaz.

Rum tarafını; askeri tehditlerden, hayalci emellerden ve geçmişin karanlık ideolojilerinden beslenen söylemlerden derhal vazgeçmeye davet ediyoruz.

Tarih, benzer hayallere kapılanların kendi halklarını ne tür felaketlere sürüklediğinin örnekleriyle doludur. Görünen odur ki Rum yönetimi, yine yeni maceralar peşindedir ve bir kez daha kendi halkını sonu iyi olmayacak maceralara sürükleme eğilimindedir.

Uluslararası camiayı da bu açık tehditleri görmeye, not etmeye ve gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyoruz.

Kıbrıs Türk halkı, bu adada eşittir, egemendir ve kendi devletinde güvendedir.

Bu gerçek, ne videolarla değişir ne de tehditlerle ortadan kaldırılabilir.

Hala Girne ve Mağusa hayalleri kuranlara şunu açıkça hatırlatmak isterim:

Boş hayaller kurmaktan vazgeçmedikleri sürece, 50 yılı aşkın süredir yaşadıkları hayal kırıklıklarını bu yıl da, önümüzdeki yıllarda ve hatta yüzyıllar boyunca yaşamaya devam edeceklerdir.

Kimse Kıbrıs Türkü’nün ve Türk milletinin sabrını ve gücünü test etmeye kalkmasın.

Bunu denemeye kalkışanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi, hak ettikleri cevabı ve karşılığı mutlaka göreceklerdir.”