Archives 2026

Savcı mütalaasını sundu, aileler “olası kast” talep etti

Adıyaman Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davada savcı mütalaasını sundu. Savcı, sanıkların kusurunu bilinçli taksir kapsamında değerlendirdi.

Savcı mütalaasını, sanıkların ayrı ayrı birden fazla kişinin ölümü ve yaralanmasına sebep olma suçundan, ölü ve yaralıların sayısı dikkate alınarak, alt sınırdan uzaklaştırılıp ceza alması ve adli kontrol tedbirlerinin ayrı ayrı devamı yönünde yaptı.

Mahkemede daha sonra aileler, esasa (mütalaaya) ilişkin taleplerini dile getirdi.

Hayal Gençalioğlu’nun babası Yaşar Kemal Gençalioğlu, sanıkların olası kast ile yargılanmasını istedi.

Selin Karakaya’nın annesi ve Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya da, sanıkların, olası kast ile cezalandırılmasını talep ederek, “Adalet istiyorum” dedi.

Atakan Konuklu’nun annesi Pamir Konuklu’nun eşi Şenay Atakan Konuklu ise, “Buraya gelmeden önceki fikirlerim başkaydı. Savcının söyledikleri karşısında sonuç odaklıyım. Adıyaman’da adalet toprak altında kalmaz. Adaleti umarım sağlayabiliriz. Uluslararası hukuka da güveniyorum. Umarım hukukun üstünlüğü burada sağlanır” dedi.

Nehir Çevik’in babası Yoksuli Çevik de, olası kasttan yargılanma istedi.

Özgür İçme’nin babası Meriç İçme de, tüm katillerin olası kastla yargılanmasını talep etti.

Aras Aktuğralı’nın babası Murat Aktuğralı da, adaletin sadece olası kastla geleceğini belirterek, “Bunu bütün kitaplar söylüyor” dedi.

Asya Tülek’in babası Mehmet Tülek de, “Bu suçun tanımı bilinçli taksir değil olası kasttır” diyerek, davaların birleştirilmesini istedi.

İzcan Nurluöz’ün annesi Feriha Yiğittürk, Hasan Bilgen’in babası Mehmet Akif Bilgen, Ali Karasel’in eşi Fatma Karasel de, olası kastla yargılama talebinde bulundu.

Sahil Özberkman’ın annesi Esra Özberkman ise, “Söz hakkı veriyorsunuz ama bizi duyuyor musunuz bilmiyorum. Adalet olası kastla gelir ve o adalet bir gün herkese lazım olur” dedi.

Perihan Çetiner’in babası Mehmet Çetiner de, sanıkların, olası kastla yargılanıp en ağır cezayı almalarını istedi.

Mert Niyazi Topukçuoğlu’nun babası Mehmet Topukçuoğlu da, “Bütün suçlar ortadadır. Bilinçli taksir değil olası kast olmalı” dedi.

Bedriye Yeniçeri’nin eşi, Ecem Yeniçeri’nin babası Can Ahmet Yeniçeri de, “Adalet bir gün size de lazım olacak. Bu kadar kusurdan sonra verilecek karar belli” dedi.

Duygu Kalaycı’nın eşi, Lavin Kalaycı’nın babası Caner Kalaycı da, “Çok şey konuştuk. En son celsede bazı evraklar sunuldu. Her şey birbirini tamamlıyor. Hukuk yasalardan ibaret bunun vicdanı sizlersiniz. Durmayacağız. Umudumuz, vereceğiniz kararın olası kasta çıkması. Bu vicdan, umarım bizi değil onları istinafa götürür” diye konuştu.

Osman Çetintaş’ın babası Nafi Çetintaş da, sanıkların olası kastla yargılanmalarını istedi.

Fahri Arkar’ın babası Ramadan Arkar, Havin Kılıç’ın babası Recep Kılıç, Aykan Ekiz’in babası Murat Ekiz de, olası kast talebinde bulundu.

Doruk ve Alp Akın’ın babası Osman Akın da, suç unsurlarının ortada olduğuna dikkat çekti.

Doruk ve Alp Akın’ın annesi Ayşe Akın da, imzaların bilerek, isteyerek atıldığını kaydetti ve sanıkların olası kastla yargılanmasını istedi.

Ali Akın da, “Bu salonu şaşırtın bu ülkede adalet olduğunu ispatlayın” dedi.

CTP Milletvekili Teberrüken Uluçay da, “Kaybettiklerimize hak ettikleri adaleti sağlayamadık. Sizin vereceğiniz karar bunu sağlayacaktır” dedi.

Sahil Özberkman’ın babası Tayyip Özberkman da, “Hataları delille ispatlanan, binanın otel olarak açılmasına izin verenlerin olası kastla yargılanmasını istiyorum. Mahkemenin tarihi karar alacağını düşünüyorum. Ya gelecek nesillere iyi bir karar olacak ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidecek bir sürecin başlangıcı olacak” diye konuştu.

Mobil X-Ray Tarama Sistemi teslim töreni yarın yapılacak

Türkiye tarafından KKTC’ye hibe edilen Mobil X-Ray Tarama Sistemi teslim töreni yarın yapılacak.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, tören saat 11.30’da Girne Turizm Limanı, Girne Gümrük Şube Amirliği’nde yer alacak.

Törene Maliye Bakanı Özdemir Berova, Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanı  Ömer Bolat ve bakanlar katılacak.

Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı  ile Maliye Bakanlığı arasında, ticaretin güvenliğinin sağlanması ve kaçakçılıkla mücadele alanlarında yürütülen iş birliği kapsamında KKTC’ye  Mobil X-Ray Tarama Sistemi hibe edilmişti.

İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan görevlilerin duruşması başladı

Adıyaman Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması Türkiye saatiyle 13.00’te başladı.

Davada, İsias Otel’e yapı ruhsatı verildiğinde Adıyaman Belediyesi Yapı Kontrol Birimi’nde görevli ve Yapı Ruhsatında Proje Kontrollerinden Sorumlu Dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Osman Bulut, Ruhsat Büro Şefi Bilal Balcı, Plan Proje/İmar Müdürü Mehmet Salih Alkayış ve daimi işçi Abdurrahman Karaaslan, 1993 ruhsatında İmar Müdürü Yusuf Gül ve daimi işçi Ruhsat Büro Teknisyeni Fazlı Karakuş yargılanıyor.

Mahkeme, her iki tarafın yeniden bilirkişi raporu aldırılmasına ilişkin talebini, bilirkişi raporunda esasa ilişkin yeterli bilginin bulunması nedeniyle reddetti.

Avukat Mehmet Eren Turan, sanıkların kusur durumu belirlenemeden, eylemlerinin vasıflandırılmasına gidildiğini söyledi. İmar Kanunu’nun 32. Maddesi uyarınca ruhsata aykırılıkların 30 gün içinde tamamlanması, aksi takdirde binanın yıkılması gerektiğini anımsatan Turan, İmar Müdürlüğü’nün talebine karşılık encümenin Eylül 2003’te aldığı kararın ardından binanın ruhsat aykırılıklarının giderilmediğini ve Adıyaman Belediye Başkanlığı’nın binaya iskan belgesi verdiğini söyledi. 

Turan ayrıca İsias Otel’in Yapı ve Kullanma İzin Belgesi’nde de görüldüğü üzere, otel inşaatına 8 Kasım 2001’de bodrum, zemin ve 7. kata kadar ruhsat verildiğini ancak yapılan kontrolde 24.50 metre olması gerekeyn yüksekliğin 27 metre olduğunun tespit edildiğini belirtti. Turan, İmar Müdürlüğü’nün ise bu ihlaller doğrultusunda 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. Maddesi gereği gerekli kararın hazırlanmasını talep ettiğini aktardı.

Belgelerin, sanıkların huzurda yaptıkları konuşmanın aksini ortaya koyduğunu kaydeden Turan, yeniden bilirkişi talebinin de bununla ilgili olduğunu belirterek, ek rapor alınmasını talebini sile getirdi.

Avukat Yiğit Gökçehan Koçoğlu da, geçen celsede gündeme gelen encümen yazısı ışığında hem yıkım, hem de para cezası verilmesi gerektiğini ancak sadece para cezası uygulandığına işaret etti. Suç duyurusunda bulunup, davaların birleştirilmesini istediklerini kaydeden Koçoğlu, dosyanın olası kast suçlamasıyla incelenmesi gerektiğini söyledi.

Sanık Abdurrahman Karaaslan’ın avukatı ise müvekkilinin katip olarak görev yaptığını, inşaat denetimi yetkisi ve buna ilişkin eğitimi olmadığını belirtti. Avukat, dosyanın, Adıyaman Belediyesi Yapı Kontrol Birimi’nde görevli herkesi kapsadığını ancak müvekkilinin bu kapsam dışında olduğunu kaydetti. Avukat ayrıca “bilinçli taksirle” değil de “görevi kötüye kullanma” suçu olarak değerlendirilmesini talep etti.

Mahkeme talepleri değerlendirerek, bilgilerin hüküm için yeterli olduğunu; yargılamaya yenilik  katmayacağı gerekçesiyle dosyanın dönüşünün beklenmesine ve yeniden bir bilirkişi raporu alınmasının  reddine karar verdi.

Daha sonra savcı mütalaasını sundu.

Çavuşoğlu, 8. Algım Görsel Sanatlar Sergisi’nin açılışına katıldı

Milli Eğitim Bakan Nazım Çavuşoğlu, Telsim’in desteğiyle, İsmet Vehit Güney Sergi Salonu’nda yer alan 8. Algım Görsel Sanatlar Sergisi’nin açılışına katıldı. 

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, “Doğa’nın Fısıltısı” temalı sergi, Algım Özel Eğitim Okulu’nda eğitim gören çocuklar ve öğretmenlerinin katkılarıyla hazırlandı.

Açıklamada, serginin açılışına Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Aytunç Şimşek, Telsim Genel Müdürü Sefer Tüz, Genel Orta Öğretim Dairesi Müdürü Yusuf İnanıroğlu, Lefkoşa Türk Belediyesi Engellemeyen Şehir Komisyon Başkanı Çelen Çağansoy ve Telsim Kurumsal İletişim Müdürü Nil Zorlu Atai ile çocukların ailelerinin katıldığı belirtildi.

-Çavuşoğlu: “Çocuklarımızın kendilerini sanat yoluyla ifade etmeleri çok kıymetli”

Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, açılışta yaptığı konuşmada özel gereksinimli çocukların sanatsal üretimle kendilerini ifade etmelerinin son derece kıymetli olduğunu vurguladı.

Çavuşoğlu, sanatın kapsayıcı ve iyileştirici gücüne dikkat çekerek, bu tür çalışmaların çocukların özgüvenini artırdığını ve toplumsal farkındalığa önemli katkı sağladığını ifade etti. Çavuşoğlu, serginin hayata geçirilmesinde emeği geçen öğretmenlere, öğrencilere ve desteklerinden dolayı Telsim’e de teşekkür etti.

– Tüz: “Merkez’i hem spor alanında hem de sanat konusunda destekleme devam edeceğiz”

Telsim Genel Müdürü Sefer Tüz, merkezi hem spor alanında hem de sanat konusunda desteklemeye devam edeceklerini ve her zaman yanlarında olacaklarını kaydetti.

Özel çocukların kendilerini ifade edebilecekleri alanları desteklemeyi toplumsal sorumluluklarının önemli bir parçası olarak gördüklerini belirten Tüz, serginin yalnızca bir sanat etkinliği olmadığını, aynı zamanda farkındalık yaratan, ilham veren ve umut aşılayan güçlü bir sosyal sorumluluk buluşması olduğunu aktardı.

-Çavuş: Eserler, özel gereksinimli bireylerin doğadan ilham alarak hazırladıkları özgün çalışmalarından oluşuyor”

Algım Özel Eğitim Merkezi Müdürü Yazgı Çavuş da, merkez olarak öğrencilerin iç dünyalarını, doğayla kurdukları benzersiz bağı ve sanatsal ifadelerini görünür kılmak amacıyla “Doğanın Fısıltıları” adlı sergiyi düzenlediklerini kaydetti.

Sergide yer alan eserlerin, özel gereksinimli bireylerin doğadan ilham alarak hazırladıkları özgün çalışmalarından oluştuğunu dile getiren Çavuş, “Renkler, dokular ve formlar aracılığıyla doğanın sessiz ama güçlü dilini yansıtan bu eserler; öğrencilerimizin hayal gücünü, duygusal dünyalarını ve sanatsal yeteneklerini ortaya koymaktadır.” ifadesini kullandı.

Üstel: “İstediğimiz netice çıkmazsa bunun da takipçisi olacağız”

Başbakan Ünal Üstel, 6 Şubat depremlerinde KKTC’nin geleceğini temsil eden evlatlarını yitirdiklerine işaret ederek, Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine güvendiklerini ve bugünkü duruşmada adaletin tecelli edeceğine inandığını söyledi. Üstel, davadan istenilen sonucun alınamaması halinde ise bunun takipçisi olmaya devam edeceklerini kaydetti.

Adıyaman’a giden Başbakan Ünal Üstel, Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması öncesinde basın açıklaması yaptı.

Sürecin başından beri Kıbrıslı Türkler olarak Adıyaman’da olduklarını ve olmaya devam edeceklerini ifade eden Başbakan Üstel, “Bir Başbakan olarak değil bir baba olarak, bir anne babanın acısını hissederek burdayım” dedi.

6 Şubat’ta Türkiye’de yaşanan depremde hayatını kaybedenleri saygıyla andıklarını ifade eden Başbakan Üstel, şöyle devam etti:

“Depremde kaybettiğimiz şampiyon meleklerimizi unutmadık, unutturmayacağız. Onlara sözümüz var. Depremin yaşandığı ilk günden itibaren Adıyaman’dayız. Biz hükümet olarak ana muhalefet partisi ve bakanlarımız, milletvekillerimizle hep Adıyaman’da olduk. Çocuklarımızın hakkını aramak için hukuk yoluna gittik. Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine güveniyoruz, güvenmeye devam edeceğiz.”

Başbakan Üstel, bugünkü duruşmanın önemine işaret ederek, süreç tamamlanana kadar çocukların hakkını sonuna kadar arayacaklarını vurguladı.

İsias Otel’in ilk davasında istenilen sonucun çıkmamasının ardından hukuk mücadelesine devam ettirdiklerini anımsatan Üstel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Hep birlikte adaletin tecellisini bekliyoruz. Bugün önemli bir duruşma, kamu görevlileri binanın usulsüz olduğunu bildikleri halde binanın yapılmasına izin verdiler. Adaletin bugün tecelli edeceğinin inancını taşıyorum. İstediğimiz netice çıkmazsa bunun da takipçisi olacağız.  Kararı bekliyoruz. “

Uluhan Oto Galeri kurşunlama olayı: 6 zanlının tutuklulukları devam ediyor

Lefkoşa’da Uluhan Oto Galeri’ye düzenlenen ve iki kişinin yaralandığı silahlı saldırı soruşturması kapsamında A.K, F.Y, H.B.E, A.D, E.Y ve B.G, bugün yeniden Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ne çıkarıldı. Mahkeme, zanlıların dört gün daha poliste tutuklu kalmasına emir verdi.

Polis, iki zanlının olayla bağlantısının tespit edilmemesi nedeniyle serbest bırakıldığını söyledi.

Zanlılar aleyhinde, “Adam Öldürmeye Teşebbüs”, “Ağır Yaralama”, “Yaralama”, “Kanunsuz Ateşli Silah Tasarrufu”, “Kanunsuz Patlayıcı Madde Tasarrufu”, “Meskun Mahalde Ateş Açma” ve “Kasti Hasar” suçlamaları bulunuyor.

  • Polis olguları aktardı

Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde Yargıç Şevket Gazi huzurunda görüşülen davada, iddia makamı adına Savcı Behrat Mavioğlu ve zanlı avukatları hazır bulundu.

Olayla ilgili olguları aktaran polis memuru Emrah Turgal, olayın 6 Ocak’ta saat 10.21’de Uluhan Oto Galeri önünde meydana geldiğini kaydetti.

Turgal, zanlılar H.B.E, A.D, E.Y ve halen aranan şahısların temin ettiği beyaz renkli plakasız motosiklet ile zanlı F.K ve halen aranmakta olan şahısların temin etmiş olduğu kask ve tabancaların zanlı A.K’nin tasarrufunda bulunduğunu dile getirdi.

Turgal, zanlı A.K’nin olay yerine gelerek altı el ateş ettiğini ve Uluhan Oto Galeri’de bulunan Eyüp Bilgi ile Hidayet Duran’ı vurarak ağır yaraladığını, bazı araçların da hasar görmesine sebep olduğunu söyledi.

Yaralıların herhangi bir hayati tehlikesinin bulunmadığını belirten Turgal, zanlının aynı gün tespit edilerek tutuklandığını aktardı.

Olayda kullanılan motosikletin yanı sıra, kask, 2 tabanca, 2 şarjör ve 15 canlı merminin emare olarak alındığını kaydeden Turgal, meseleyle ilgili zanlı A.K ile F.Y’nin tutuklanarak mahkemeye çıkarıldığını belirtti.

Turgal, zanlı A.D’nin Beyarmudu’nda, zanlı H.B.E’nin Metehan Kara Giriş Kapısı’nda, zanlı E.Y’nin İskele’de ve diğer zanlıların da ikametgahlarında tespit edilip tutuklandığını dile getirdi.

Zanlılar A.K, F.Y, H.B.E, A.D ve E.Y’nin gönüllü ifade verdiğini aktaran Turgal, gönüllü ifadelerin teyit ve tekzibinin halen devam ettiğini belirtti.

Turgal, ayrıca diğer zanlıların ise polise verdiği sözlü beyanların araştırılmaya devam ettiğini kaydetti.

Uluhan Oto Galeri’deki kamera görüntülerinin dışında KKTC genelindeki güvenlik kameralarının da mercek altına alındığını dile getiren Turgal, kameraların incelenmeye devam edildiğini söyledi.

Turgal, zanlı H.B.E ve A.D’nin gönüllü ifadeleri doğrultusunda olayda kullanılan motosikleti bıraktıkları arazide inceleme yapıldığını ve motosiklete ait olduğu düşünülen bir parçanın arazide tespit edildiğini dile getirdi.

Meseleyle ilgili aranan şahısların olduğunu belirten Turgal, alınması gereken birçok ifadenin olduğunu belirterek zanlıların dört gün süreyle poliste tutuklu kalmasını talep etti.

Zanlı avukatları dört günlük tutukluluğa itiraz etmezken, tahkikat memuruna bazı sorular yönelterek iddialarda bulundu.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Şevket Gazi, zanlıların dört gün süreyle poliste tutuklu kalmasına emir verdi.

“Yeni Suriye’ye” giden süreç 44 saatte şekillendi

Suriye ordusunun Fırat Nehri’nin batısında terör örgütü YPG/SDG’nin işgalindeki bölgelere başlayan operasyon, 44 saatin ardından anlaşmayla sonuçlandı.

“Yeni Suriye’ye” giden sürecin zeminini, terör örgütünün Halep’teki sivil yerleşim bölgelerine yönelik saldırıları hazırladı.

Terör örgütünün Halep’teki sivil yerleşim yerlerine düzenlediği saldırılar nedeniyle Suriye ordusunun 8 Ocak’ta başlattığı ve yaklaşık 2 gün süren operasyonun ardından Halep’in Eşrefiyye ve Şeyh Maksud mahallelerinde kontrol sağlandı.

Terör örgütünün Halep’teki sivil yerleşim yerlerine kamikaze insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlemesi ve bölgeye yığınak yapması üzerine Suriye ordusu, 13 Ocak’ta Fırat Nehri’nin batısında yer alan Deyr Hafir ve Meskene’nin yer aldığı bölgeleri askeri alan ilan etti.

YPG/SDG unsurlarının engellemelerine rağmen Deyr Hafir başta olmak üzere bölgedeki 27 binden fazla sivil, Suriye ordusunun açtığı 2 günlük insani koridor sayesinde geçici olarak tahliye edildi.

Suriye ordusu, 16 Ocak’ta yerel saatle 22.00 civarı, Fırat Nehri’nin batısında yer alan işgal altındaki bölgelere operasyon başlattığını duyurdu.

Operasyonun başlamasının üzerinden 24 saat geçmeden Suriye ordusu, 17 Ocak’ta Deyr Hafir ve Meskene bölgelerini terör örgütünden geri aldı.

Suriye ordusu, Deyr Hafir ve Meskene’nin geri alınmasının ardından yine Fırat Nehri’nin batısında yer alan Tabka bölgesine doğru operasyonu genişletti.

Ordu, 17 Ocak’ta Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan ve YPG/SDG’nin işgalindeki Rakka kent merkezinin sıfır noktasına ulaşacak şekilde yeni bir askeri bölge ilan ederek operasyonun genişleyeceğinin sinyalini verdi.

Bu gelişmenin ardından aynı günün akşamı Suriye birlikleri, Rakka kent merkezinin girişinin 5 kilometre yakınına kadar ulaştı.

Deyr Hafir ve Meskene’nin ardından Fırat Nehri’nin batısında yer alan ve stratejik öneme sahip Tabka kentinde kontrol 18 Ocak sabahı Suriye ordusuna geçti.

Aşiretler ve bölge halkı operasyonlara destek verdi

Deyr Hafir, Meskene ve Tabka’da kontrolün terör örgütünden Suriye ordusuna geçmesinin ardından Deyrizor ve Rakka’daki aşiretler ve yerel halk da terör örgütüne karşı ayaklanarak operasyonlara katıldı.

Aşiretler, 18 Ocak’ta Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan Deyrizor ilinin tamamını örgütten temizleyerek bölgede kontrolü ele geçirdi.

Bunun yanı sıra aşiretler, Deyrizor bölgesindeki Suriye’nin en büyük enerji merkezleri arasında yer alan Ömer Petrol Sahası ile Kuniko Doğal Gaz Sahası’nın bulunduğu bölgeyi 18 Ocak’ta terör örgütünden geri aldı.

Deyrizor’un ardından Rakka’da da ayaklanan aşiretler ve yerel halk, terör örgütüyle mücadeleye başladı. Aşiretler ve yerel halk, 18 Ocak’ta Rakka kent merkezini büyük ölçüde terör örgütünden kurtardı.

Terör örgütüne mensup keskin nişancılar, kentte kontrolün büyük ölçüde sağlanmasını kutlayan sivillere ateş açtı. Saldırılarda, en az 4 sivil öldü, çok sayıda kişi yaralandı.

Suriye ordusu Fırat Nehri’nin doğusuna geçti

Aşiretler ve yerel halkın Deyrizor ve Rakka’da ayaklanarak kent merkezlerinde kontrolü sağlamasının ardından Suriye ordusu da 18 Ocak’ta Fırat Nehri’nin doğusuna geçmeye başladı.

Ordu birlikleri, akşam saatlerinde aşiretler ve halkın büyük oranda kontrolü sağladığı Rakka kent merkezine girdi.

Bunun yanı sıra Suriye ordusu, 18 Ocak’ta Türkiye sınırındaki Tel Abyad bölgesinden de Rakka’nın kırsalı ve Haseke yönüne iki cephe açtı.

Bu operasyonlarla, başta Deyrizor, Rakka ve Deyr Hafir olmak üzere uzun süredir terör örgütünün işgalindeki birçok bölgede kontrol, Suriye yönetimine geçti.

Operasyon, Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması’yla sonlandı

Suriye ordusunun yaklaşık 44 saat süren operasyonu Şam yönetimi ve YPG/SDG arasında imzalanan Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması’yla son buldu.

Şam yönetiminden 18 Ocak’ta yerel saatle 18.00’de yapılan yazılı açıklamada, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın terör örgütü YPG/SDG ile ateşkes ve örgütün tam entegrasyonunu kapsayan bir anlaşmayı imzaladığı duyuruldu.

Anlaşmayla, Suriye güçleri ile YPG/SDG arasında, tüm cepheler ve temas hatlarında kapsamlı ve derhal ateşkes ilan edilmesi, tüm örgüt üyelerinin Fırat’ın doğusuna çekilmesi, Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin idari ve askeri olarak derhal ve tamamen Suriye hükümetine devredilmesi, örgütün işgali altındaki Haseke ilindeki tüm sivil kurumların Suriye devlet kurumları ve idari yapıları içine entegre edilmesi kararı alındı.

Anlaşmaya göre, tüm enerji kaynakları ve sınır kapıları devletin kontrolüne girecek ve YPG/SDG unsurları, Suriye güvenlik güçleri kadrolarına geçirilecek. Yani SDG teknik olarak dağıtılacak.

Aynu’l Arab’daki ağır silahlı YPG/SDG unsurları lağvedilecek ve Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı olacak şekilde yerel sakinlerden bir güvenlik gücü kurulacak. Bu da Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı olacak.

Anlaşmada ayrıca, Suriyeli olmayan tüm PKK mensuplarının ülke dışına çıkarılacağı, YPG/SDG’nin kontrolündeki terör örgütü DEAŞ kamplarının Suriye yönetimine devredileceği kaydedildi.

Suriye ordusu Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan Tişrin Barajı’nda kontrolü sağladı

Anlaşma sonrası cephe hattında operasyonlar biterken bölgede genel olarak sükunet hakim.

Öte yandan, Suriye ordusu son olarak, bu sabah Münbiç’in güneybatısındaki Tişrin Barajı’nı da çatışma olmaksızın örgütten devraldı.

Trump, Danimarka’nın Grönland’ı “Rus tehdidinden korumak için hiçbir şey yapamadığını” savundu

ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka’nın Grönland’ı “Rus tehdidinden korumak için hiçbir şey yapamadığını” savunarak, “Artık zamanı geldi ve bu yapılacak.” ifadelerini kullandı.

Trump, sosyal medya hesabından Grönland hakkında paylaşım yaptı.

NATO’nun Danimarka’yı Grönland’ı Rus tehdidinden koruması için 20 yıldır uyardığını öne süren Trump, Danimarka’nın bu konuda hiçbir şey yapamadığını iddia etti.

Trump, “Artık zamanı geldi ve bu yapılacak.” ifadelerine yer verdi.

Trump’ın Grönland tehdidi

Trump, ülkesinin “ulusal güvenlik amacıyla Grönland’a ihtiyacı olduğunu” ve bunun “inşa edilen Altın Kubbe için hayati önem taşıdığını” ifade etmişti.

Washington’da bir araya gelen ABD, Danimarka ve Grönland dışişleri bakanlarının görüşmesi sonrasında da temel anlaşmazlıkların devam ettiği belirtilmiş, ABD’nin Grönland’ı “ele geçirme arzusunun açık” olduğu kaydedilmişti.

Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bölge Grönland, daha önce ABD tarafından gelen ve egemenliğin devredilmesini de içeren yaklaşımları reddetmişti.

Danimarka, son dönemde müttefiklerle birlikte bölgedeki askeri işbirliğini artırma çağrısı yapmıştı. Bu kapsamda Avrupa ülkeleri küçük askeri birlikler ve subayları Grönland’a göndereceklerini açıklamıştı.

Trump bunun üzerine, Grönland ile ilgili tartışmalarda dünya barışının tehlikede olduğunu savunarak, ABD’nin Grönland’ı almasına karşı çıktıkları gerekçesiyle Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Finlandiya’ya gümrük vergileri getireceğini açıklamıştı.

Grönland’a giden söz konusu 8 Avrupa ülkesi için 1 Şubat 2026’dan itibaren yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağını, 1 Haziran 2026’dan sonra vergi oranının yüzde 25’e çıkarılacağını belirten Trump, Grönland’ın tamamen ve eksiksiz olarak satın alınmasına ilişkin bir anlaşmaya varılana kadar oranın bu şekilde kalacağını bildirmişti.

İspanya’da iki hızlı trenin karıştığı kazada yaşamını yitirenlerin sayısı 39’a yükseldi

İspanya’nın güneyindeki Endülüs bölgesinin Kurtuba kenti yakınlarında iki hızlı trenin karıştığı kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 39’a yükseldiği bildirildi.

İspanya resmi haber ajansı EFE’nin Endülüs özerk yönetimi ve Sivil Koruma kaynaklarına dayandırdığı haberde dün akşam Kurtuba’ya bağlı Adamuz beldesinde meydana gelen tren kazasının ardından 48 kişinin tedavi gördüğü, 12’sinin yoğun bakımda olduğu belirtildi.

Kazada yaşamını yitirenlerin sayısının ise 39’a çıktığı açıklandı.

Jandarmanın kriminoloji uzmanlarının, hayatını kaybedenlerin kimliklerini hem parmak izi hem de DNA analizi yoluyla tespit etmek için ekibe katılacağı duyuruldu.

Kazanın ardından Adamuz’da kurulan sahra hastanesinde 150’den fazla kişiye ilk yardımda bulunulduğu bildirildi.

200’den fazla sefer iptal edildi

İspanya demir yolu ulaşım şirketi Renfe, kaza sebebiyle Endülüs istikametindeki 200’den fazla seferin iptal edildiğini duyurdu.

Ulaştırma Bakanı Oscar Puente, Malaga-Madrid seferini yapan hızlı trenin raydan çıktığı kazayla ilgili, “Son derece garip bir kaza.” değerlendirmesinde bulundu.

Puente, trenin yeni olduğunu, rayların yenilendiğini ve kazanın düz hat üzerinde meydana geldiğini söyledi.

Başbakan Sanchez, tüm programlarını iptal etti

Başbakan Pedro Sanchez, kaza nedeniyle bugünkü tüm programlarını iptal etti.

Sanchez’in gün içinde kaza bölgesine giderek yetkililerle görüşeceği bildirildi.

Malaga-Madrid seferini yapan, 317 yolcunun bulunduğu, İryo şirketine bağlı hızlı trenin son üç vagonu dün yerel saatle 19.39’da (TSİ 21.39) Adamuz yakınlarında raydan çıkmış, bu sırada karşı yönden gelip Huelva’ya doğru giden, 100 yolcu taşıyan, Renfe şirketine bağlı tren raylara devrilen vagonlara çarpmıştı.

Çin’de doğum oranı 1949’dan bu yana en düşük seviyeye geriledi

Çin’de doğum oranı 2025’te binde 5,63’e gerileyerek ulusal kayıtların tutulmaya başlandığı 1949’dan bu yana en düşük seviyeye indi.

Ulusal İstatistik Bürosu (UİB), 2025 yılına ait nüfus verilerini açıkladı. Buna göre 2024’te 1 milyar 408 milyon 280 bin olan Çin ana karası nüfusu, 2025’te 1 milyar 404 milyon 890 bine geriledi.

Çin’in nüfusu, 2025’te 3,39 milyon azalarak, önceki 3 yıldaki azalma eğilimini sürdürdü.

Çin nüfusu, 2022’de 1960’ların başındaki kıtlık yıllarından bu yana ilk kez azalmıştı. Bu, Çin’de nüfusun uzun vadeli azalma eğiliminin başladığı yıl olmuştu.

Doğum oranı azaldı, ölüm oranı arttı

Çin’de 2025’te 7,92 milyon bebek dünyaya gelirken, yeni doğanların sayısı 9,54 milyon bebeğin dünyaya geldiği 2024’e göre yüzde 16,9 azaldı.

2024’te binde 6,77 olan doğum oranı 2025’te binde 5,63’e düştü. Doğum oranı, ulusal kayıtların tutulmaya başlandığı 1949’dan bu yana en düşük seviyeye geriledi.

Ülkede 2025’te 11,31 milyon ölüm kaydedilirken, 10,93 milyon ölümün kaydedildiği 2024’e kıyasla yüzde 3,4 arttı. Ölüm oranı binde 7,76’dan binde 8,04’e çıktı. Nüfusun doğal artış hızı binde eksi 2,41’e düştü.

Erkek nüfusu 716,85 milyon, kadın nüfusu ise 688,04 milyon oldu.

Nüfusun yüzde 15,9’u 65 yaş ve üstü

Nüfusun yaş gruplarına göre dağılımında, “çalışma çağında” olarak tanımlanan 16 ila 59 yaş 851,36 milyon ile nüfusun yüzde 60,6’sını, 60 yaş ve üzeri ise 323,38 milyon ile nüfusun yüzde 23’ünü oluşturdu.

Emeklilik çağındaki 65 yaş ve üzeri ise 223,65 milyon ile toplam nüfusun yüzde 15,9’una ulaştı.

Kentsel nüfus, 2025’te önceki yıla göre 10,3 milyon artarak 953,8 milyona ulaşırken, kırsal nüfus 13,69 milyon azalarak 451,09 milyona geriledi. Kentsel nüfusun oranı yüzde 67,89’a çıktı, kırsal nüfusun payı yüzde 32,11 oldu.

Uzun vadeli demografik değişim

Analistlere göre Çin, nüfusunun giderek yaşlanacağı, çalışma çağındaki nüfusun payının giderek daralacağı uzun vadeli bir demografik değişime girmiş görünüyor.

Nüfus artış hızının 2016’dan bu yana azaldığı Çin’de ileriki yıllarda nüfusun daha hızlı azalacağı tahmin ediliyor.

Çin’de hükümet, 1980’lerden itibaren uygulanan “tek çocuk” politikasını terk ederek önce 2016 yılında çocuk sahibi olma sınırını 2’ye çıkarmış, ardından 2021’de ailelerin 3 çocuk sahibi olmasına izin veren yasa değişikliğini kabul etmişti.

Aileleri çocuk yapmaya teşvik etmeye yönelik politikalara rağmen ülkede ekonomik büyümenin yavaşlaması, yaşam ve çocuk yetiştirme maliyetlerinin artması nedeniyle yeni nesiller çocuk yapma konusunda tereddüt yaşıyor.

Nüfus azalmasının yaşlanmayla birlikte gelecekte Çin’in iş gücü potansiyelinde azalmaya yol açacağı, bunun ekonomiye etkilerinin hissedileceği öngörülüyor.

“Karakaya: Dosyanın hukuki vasfı bilinçli taksir değil, olası kasttır”

Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, duruşma öncesi basına açıklama yaptı. 

Karakaya, “Evlatlarımızın odalarının boş kaldığı, çocuklarımızın yokluğunda yaşamaya mahkûm edildiğimiz o günden beri dinmeyen acımızla bugün bir kez daha buradayız.” dedi.

Gelinen aşamada adalet arayışlarının savcılık makamının kamu görevlileri yönünden sunduğu mütalaa nedeniyle bugün yeni ve kritik bir eşikten geçtiğine işaret eden Karakaya, söz konusu mütalaanın, dosyada mevcut bilimsel raporlar, teknik tespitler ve açık mevzuat ihlalleriyle bağdaşmadığını vurguladı. 

 

Kamu görevlilerinin eylem ve ihmallerinin “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirilmesinin yaşananların hukuki ve fiili gerçekliğini karşılamaktan uzak olduğuna dikkati çeken Karakaya, şöyle konuştu: 

“Bu dosyada tartışılan mesele, sıradan bir kontrol eksikliği, denetim ihmali ya da basit bir idari hata değildir. Ortada; açıkça tespit edilmiş aykırılıkların farkında olunmasına rağmen görmezden gelinmesi, hukuka aykırı yapılaşmaya izin verilmesi ve insan hayatını doğrudan tehdit eden bir yapının kullanımının sürdürülmesine göz yumulması vardır.” 

 

Bilimsel raporların net olduğunu vurgulayan Karakaya, Grand İsias Otel’in yıkılması, iskân verilmemesi gereken ve bariz biçimde can güvenliği riski taşıyan bir yapı olduğuna dikkat çekti. 

Bu gerçekler bilinmesine rağmen gerekli işlemlerin yapılmadığı, kamu yetkisinin halkın yaşam hakkını korumak yerine etkisiz ve göstermelik yaptırımlarla sınırlandırılmadığını ifade eden Karakaya, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Deprem gerçeği inkâr edilemez. Ancak bir binanın saniyeler içinde çökerken içindekilere hiçbir yaşam şansı tanımaması, doğanın değil; insan eliyle alınan ya da alınmayan kararların sonucudur. Yaşananlar kaçınılmaz değil, öngörülebilir ve önlenebilir niteliktedir. Bu nedenle kamu görevlilerinin sorumluluğu yalnızca ‘denetim yapılmaması’ ile açıklanamaz. Asıl sorumluluk; açık tehlikeyi bilerek görmezden gelmek, mevzuata aykırı yapıyı bilerek sistem içinde tutmak ve doğacak sonucu öngörmesine rağmen bu sonucun gerçekleşmesini kabullenmektir.”

 

 Ceza hukuku açısından bu durumun “sonucu istememek” ile açıklanamayacağını söyleyen Karakaya, 

“Burada söz konusu olan, sonucu öngörüp kabul etmektir. Bu nedenle dosyanın hukuki vasfı bilinçli taksir değil, olası kasttır.” dedi. 

Öte yandan, bu sürecin ayrılmaz parçası olan ve hâlâ yargı önüne çıkarılmamış encümen kararlarının da bu dosyanın dışında tutulamayacağını söyleyen Karakaya, sorumluluğu olan herkes  yargı önüne çıkmadan, adaletin eksiksiz

şekilde tecelli ettiğinden söz edilemeyeceğini kaydetti. 

Karakaya, “Aileler olarak encümen için suç duyurusunda bulunduk. Savcılık bunun için İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma talep etti. Encümen ve dönemin belediye başkanı için soruşturma izni isteniyor” dedi.

-Adalet, gerçeği doğru tanımlamakla mümkündür

 

Karakaya sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Şampiyon Meleklerimizin ve rehberlerimizin aileleri olarak açıkça ifade ediyoruz; bu dava yalnızca kaybettiklerimizin ardından verilen bir mücadele değildir. Bu dava, yapı güvenliğinin gerçekten ciddiye alınması, kamu gücünün taşıdığı sorumluluğun hatırlatılması ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için yürütülmektedir.

Adalet, gerçeği doğru tanımlamakla mümkündür.”

Suçun hukuki adı gerçeğe uygun konulmadığı sürece, verilen kararların toplum vicdanında karşılık bulamayacağını vurgulayan Karakaya, şöyle konuştu: 

“Şampiyon Meleklerimize ve rehberlerimize verilmiş bir sözümüz vardır. Bu söz; hukuki nitelendirme gerçeğe uygun yapılana, olası kast kabul edilene ve tüm sorumlular hak ettikleri cezayı alana kadar sürecek bir mücadele sözüdür. Vicdanın, bilimin ve hukukun aynı noktada buluştuğu bir karar beklentisiyle, adalet talebimizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Şampiyon Meleklerimiz ve rehberlerimiz adına; adalet için buradayız,

son nefesimize kadar da burada olacağız.”

Altı kamu görevlisinin davası bugün görülüyor

Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, vicdanın bilimin ve hukukun aynı noktada buluştuğu bir karar beklentisiyle, adalet taleplerini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceklerini söyledi. 

Karakaya, Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması öncesinde açıklama yaptı. 

Ruşen Karakaya, gelinen aşamada adalet arayışlarının savcılık makamının kamu görevlileri yönünden sunduğu mütalaa nedeniyle bugün yeni ve kritik bir eşikten geçtiğini belirterek, söz konusu mütalaanın, dosyada mevcut bilimsel raporlar, teknik tespitler ve açık mevzuat ihlalleriyle bağdaşmadığını vurguladı. 

Bugün 10.00’da başlanması planlanan duruşma olumsuz hava koşuları nedeniyle Türkiye saatiyle 12.30’a ertelenmişti. Duruşmadan karar bekleniyor.

Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmayı, ailelerin yanı sıra, Başbakan Ünal Üstel, Ana Muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, Cumhuriyet Meclisi Doğal Afet ve Depremle İlgili Mevzuatın Düzenlenmesine İlişkin Oluşturulan Geçici ve Özel Komite üyeleri, milletvekilleri, Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı, avukatlar ve gazeteciler izliyor.

Duruşma öncesi ellerinde depremde kaybettikleri yakınlarının fotoğrafları ve pankartlarla gelen Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği ile Rehberler İçin Adalet Platformu üyeleri depremde kaybettikleri canlarının fotoğraflarını girişe sıraladı. 

-Karakaya 

Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, duruşma öncesi basına açıklama yaptı. 

Karakaya, “Evlatlarımızın odalarının boş kaldığı, çocuklarımızın yokluğunda yaşamaya mahkûm edildiğimiz o günden beri dinmeyen acımızla bugün bir kez daha buradayız.” dedi.

Gelinen aşamada adalet arayışlarının savcılık makamının kamu görevlileri yönünden sunduğu mütalaa nedeniyle bugün yeni ve kritik bir eşikten geçtiğine işaret eden Karakaya, söz konusu mütalaanın, dosyada mevcut bilimsel raporlar, teknik tespitler ve açık mevzuat ihlalleriyle bağdaşmadığını vurguladı. 

 

Kamu görevlilerinin eylem ve ihmallerinin “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirilmesinin yaşananların hukuki ve fiili gerçekliğini karşılamaktan uzak olduğuna dikkati çeken Karakaya, şöyle konuştu: 

“Bu dosyada tartışılan mesele, sıradan bir kontrol eksikliği, denetim ihmali ya da basit bir idari hata değildir. Ortada; açıkça tespit edilmiş aykırılıkların farkında olunmasına rağmen görmezden gelinmesi, hukuka aykırı yapılaşmaya izin verilmesi ve insan hayatını doğrudan tehdit eden bir yapının kullanımının sürdürülmesine göz yumulması vardır.” 

 

Bilimsel raporların net olduğunu vurgulayan Karakaya, Grand İsias Otel’in yıkılması, iskân verilmemesi gereken ve bariz biçimde can güvenliği riski taşıyan bir yapı olduğuna dikkat çekti. 

Bu gerçekler bilinmesine rağmen gerekli işlemlerin yapılmadığı, kamu yetkisinin halkın yaşam hakkını korumak yerine etkisiz ve göstermelik yaptırımlarla sınırlandırılmadığını ifade eden Karakaya, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Deprem gerçeği inkâr edilemez. Ancak bir binanın saniyeler içinde çökerken içindekilere hiçbir yaşam şansı tanımaması, doğanın değil; insan eliyle alınan ya da alınmayan kararların sonucudur. Yaşananlar kaçınılmaz değil, öngörülebilir ve önlenebilir niteliktedir. Bu nedenle kamu görevlilerinin sorumluluğu yalnızca ‘denetim yapılmaması’ ile açıklanamaz. Asıl sorumluluk; açık tehlikeyi bilerek görmezden gelmek, mevzuata aykırı yapıyı bilerek sistem içinde tutmak ve doğacak sonucu öngörmesine rağmen bu sonucun gerçekleşmesini kabullenmektir.”

 

 Ceza hukuku açısından bu durumun “sonucu istememek” ile açıklanamayacağını söyleyen Karakaya, 

“Burada söz konusu olan, sonucu öngörüp kabul etmektir. Bu nedenle dosyanın hukuki vasfı bilinçli taksir değil, olası kasttır.” dedi. 

Öte yandan, bu sürecin ayrılmaz parçası olan ve hâlâ yargı önüne çıkarılmamış encümen kararlarının da bu dosyanın dışında tutulamayacağını söyleyen Karakaya, sorumluluğu olan herkes  yargı önüne çıkmadan, adaletin eksiksiz

şekilde tecelli ettiğinden söz edilemeyeceğini kaydetti. 

Karakaya, “Aileler olarak encümen için suç duyurusunda bulunduk. Savcılık bunun için İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma talep etti. Encümen ve dönemin belediye başkanı için soruşturma izni isteniyor” dedi.

-Adalet, gerçeği doğru tanımlamakla mümkündür

 

Karakaya sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Şampiyon Meleklerimizin ve rehberlerimizin aileleri olarak açıkça ifade ediyoruz; bu dava yalnızca kaybettiklerimizin ardından verilen bir mücadele değildir. Bu dava, yapı güvenliğinin gerçekten ciddiye alınması, kamu gücünün taşıdığı sorumluluğun hatırlatılması ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için yürütülmektedir.

Adalet, gerçeği doğru tanımlamakla mümkündür.”

Suçun hukuki adı gerçeğe uygun konulmadığı sürece, verilen kararların toplum vicdanında karşılık bulamayacağını vurgulayan Karakaya, şöyle konuştu: 

“Şampiyon Meleklerimize ve rehberlerimize verilmiş bir sözümüz vardır. Bu söz; hukuki nitelendirme gerçeğe uygun yapılana, olası kast kabul edilene ve tüm sorumlular hak ettikleri cezayı alana kadar sürecek bir mücadele sözüdür. Vicdanın, bilimin ve hukukun aynı noktada buluştuğu bir karar beklentisiyle, adalet talebimizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Şampiyon Meleklerimiz ve rehberlerimiz adına; adalet için buradayız,

son nefesimize kadar da burada olacağız.”

Aksa Enerji’nin Gana Kumasi Santralinin İlk Fazı Basit Çevrimde 130 MW Kurulu Güce Ulaştı

Aksa Enerji’nin Gana’da inşa ettiği Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santralinin 179 MW’lık ilk fazı basit çevrimde 130 MW kurulu güce ulaştı. İki fazdan oluşan santral toplamda 350 MW kurulu güce sahip olacak ve Gana’da enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak.

7 ülkede 11 santral operasyonu yürüten ve 3.000 MW’ı aşan kurulu güce sahip Aksa Enerji, Gana’daki Kumasi Santrali yatırımında önemli bir eşiği daha geride bıraktı. İlk faz çalışmaları kapsamında Aralık 2025’te kısmi ticari üretime başlayan santral, basit çevrimde 130 MW kurulu güce ulaştı.

Toplam 350 MW kurulu güce sahip olarak tasarlanan Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin, 2026 yılının ilk çeyreğinde 179 MW kapasiteyle kombine çevrim modunda devreye alınması hedefleniyor. Santral, Gana’nın artan elektrik talebine uzun vadeli ve sürdürülebilir bir çözüm sunacak.

Aksa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Cemil Kazancı, gelişmeye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Gana Kumasi santralimizde kısmi ticari üretimin ardından 130 MW kurulu güce ulaşmamız, bu stratejik yatırımın planlanan şekilde ve yüksek bir operasyonel disiplinle ilerlediğini gösteriyor. Aksa Enerji olarak bulunduğumuz ülkelerde enerji arz güvenliğini güçlendiren, uzun vadeli ekonomik değer yaratan ve şebeke istikrarına katkı sağlayan altyapılar geliştiriyoruz. Gana’da attığımız bu adım, entegre yatırım ve işletme modelimizin sahadaki başarısının güçlü bir göstergesidir.”

Uzun Vadeli Anlaşma, Güçlü Altyapı, Kademeli Büyüme

Kumasi Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali, 20 yıl süreli ve ABD doları bazlı garantili satış anlaşması kapsamında hayata geçirilirken; santralin finansmanı, inşası, işletmesi ve bakım süreçleri tamamen Aksa Enerji tarafından üstleniliyor. Bu entegre yapı, yatırımın hem operasyonel sürekliliğini hem de uzun vadeli finansal öngörülebilirliğini destekliyor.

Basit çevrimde 130 MW’a ulaşılmasıyla birlikte Kumasi Santrali, Gana’nın ulusal şebekesindeki arz güvenliğine katkı sunarken; ilerleyen süreçte iki fazda tam kapasiteyle devreye girecek kombine çevrim santrali yüksek verimlilik ve sürdürülebilir üretim sağlayacak. Proje, aynı zamanda yerel istihdama ve bölgesel kalkınmaya sağladığı katkıyla da öne çıkıyor.

Aksa Enerji, Afrika başta olmak üzere farklı coğrafyalarda küresel büyüme stratejisini kararlılıkla sürdürüyor. Kumasi Santrali, şirketin bu yaklaşımının Afrika’daki önemli yapı taşlarından biri olarak konumlanıyor.

Brent petrolün varili 63,97 dolardan işlem görüyor

Brent petrolün varili, uluslararası vadeli piyasalarda 63,97 dolardan işlem görüyor.

Cuma günü 64,77 dolara kadar yükselen Brent petrolün varil fiyatı, günü 64,13 dolardan tamamladı. Brent petrolün varil fiyatı, bugün saat 09.13 itibarıyla kapanışa göre yüzde 0,24 azalarak 63,97 dolar oldu. Aynı dakikalarda Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün varili 59,20 dolardan alıcı buldu.

Fiyatlardaki düşüşte, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası saldırısını, diplomatik temaslar, lojistik engeller ve bölgesel müttefiklerin tepkilerinin ardından durdurduğuna yönelik haber akışı etkili oldu.

Amerikan Axios haber platformunun ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre Trump, geçen hafta salı günü Beyaz Saray’da yapılan İran toplantısından önce bu ülkeye yönelik saldırı emri vermeye hazırdı.

Haberde görüşlerine yer verilen ABD’li bir yetkili, durumun ciddiyetini anlatarak, Gerçekten çok yakındı. Ordu çok hızlı bir şekilde harekete geçmeye hazırdı. Ancak o emir hiç gelmedi. ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, piyasalarda İran kaynaklı devam eden arz endişelerini bastırarak fiyatların aşağı yönlü hareketini destekledi.

Öte yandan, ABD’de piyasalar bugün Martin Luther King Jr. Günü dolayısıyla işleme kapalı olacak. Yatırımcılar, ABD’nin Venezuela’nın petrol sektörünü yöneteceğini söylemesinin ardından, Venezuela’daki petrol sahalarına yönelik planları da yakından izlemeye devam ediyor.

Uluslararası basında yer alan haberlere göre, ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ABD’nin, Venezuela’daki petrol üretimi için Chevron’a genişletilmiş bir lisans vermek için en hızlı şekilde hareket ettiğini açıkladı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings ise küresel piyasadaki petrol arz fazlası nedeniyle jeopolitik petrol risk priminin sınırlı kalmasının beklendiğini, bunun İran ve Venezuela’daki üretim belirsizliğini telafi edebileceğini bildirdi.

Açıklamada, İran’da olası kesintilerin, arz fazlası bulunan küresel piyasa tarafından absorbe edilebileceğine işaret edilirken, Venezuela’da potansiyel arz artışlarının kısa vadede sınırlı kalmasının muhtemel olduğu, uzun vadede ise anlamlı bir artışın oldukça zorlayıcı olacağı vurgulandı.

Brent petrolde teknik olarak 64,28 dolar direnç, 63,86 dolar destek seviyesi olarak izleniyor.

Dava 12.30’a ertelendi

Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunduğu iddia edilen altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması bugün Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılıyor. Olumsuz hava koşulları nedeniyle ailelerin avukatlarının Adıyaman’a ulaşamaması üzerine duruşma 12.30’a ertelenirken, bugünkü celseden karar çıkması bekleniyor.

Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması bugün Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’de yapılıyor.

Türkiye saatiyle 10.00’da başlaması beklenen duruşma olumsuz hava koşulları nedeniyle ailelerin avukatlarının Adıyaman’a gelememesi üzerine 12.30’a ertelendi.

Bugünkü duruşmadan karar bekleniyor.

İsias Davasında dördüncü duruşma bugün yapılacak

Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek İsias Otel davasında, yıkımda kusuru bulunduğu gerekçesiyle yargılanan altı kamu görevlisi için karar beklenirken, Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, sorumlular hak ettikleri cezaları alana ve davanın yapı güvenliği açısından emsal bir karara dönüşene kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

Şampiyon Meleklerin de hayatını kaybettiği İsias Otel için ailelerin hukuk mücadelesi ikinci yılında…

Türkiye’de 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremde, Adıyaman’daki Grand İsias Otel yıkılarak, 72 cana mezar olmuştu. İsias Hotel’de konaklayan Gazimağusa Türk Maarif Koleji kafilesinden 35 Kıbrıslı Türk sporcu, öğretmen ve aileler “Şampiyon Melekler” ve tur rehberleri enkaz altında kalmıştı.

İsias Otel’de hayatını kaybeden Şampiyon Melekler ve tur rehberlerinin aileleri ise kaybettikleri canları için 3 Ocak 2024’te hukuk mücadelesi başlatmıştı.

3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen İsias Otel davasının 25 Aralık 2024’te karara bağlanması ardından, İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisi 24 Nisan 2025’te yargılanmaya başladı.

KAMU GÖREVLİLERİNİN DÖRDÜNCÜ DURUŞMASI BUGÜN

Adıyaman Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması ise bug,n yapılacak. Sanıklar için 8 Ocak’ta dosyaya giren savcılık mütalaası ardından karar beklenen duruşma, Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Türkiye saatiyle 10.00’da (KKTC saatiyle 09.00) başlayacak.

Savcılık mütalaasında sanıkların kusuru “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirilmişti.

Davada, İsias Otel’e yapı ruhsatı verildiğinde Adıyaman Belediyesi Yapı Kontrol Birimi’nde görevli ve Yapı Ruhsatında Proje Kontrollerinden sorumlu Dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Osman Bulut, Ruhsat Büro Şefi Bilal Balcı, Plan Proje/İmar Müdürü Mehmet Salih Alkayış ve daimi işçi Abdurrahman Karaaslan, 1993 ruhsatında İmar Müdürü Yusuf Gül ve daimi işçi, Ruhsat Büro Teknisyeni Fazlı Karakuş yargılanıyor.

RUŞEN YÜCESOYLU KARAKAYA: VİCDANLARIN VE HUKUKUN AYNI NOKTADA BULUŞMASINI BEKLİYORUM

İsias Otel’de tek kızı Selin Karakaya’yı kaybeden Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, vicdanların ve hukukun aynı noktada buluşmasını beklediğini vurguladı.

Karakaya, “Kararın, tüm delillerin işaret ettiği olası kast yönünden verilmesini, bunun için gereğinin yapılmasını, vicdanların ve hukukun aynı noktada buluşmasını bekliyorum. Bu, bizim çocuklarımıza borcumuzdur. Bu, adaletin en temel sınavıdır.” dedi.

TAK muhabirine konuşan Karakaya, bir anne olarak, başka hiçbir annenin kendisinin yaşadığını yaşamaması için davadan emsal karar çıkması gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Bir anne olarak söylüyorum; alt mahkemelerin savcılık mütalaasını esas alan yerleşik uygulaması dikkate alındığında, dosyada bu kadar açık, bu kadar tartışmasız delil olmasına rağmen kararın bilinçli taksir yönünde şekillenmesinin hukuken öngörülebilir olduğu gerçeğinin farkındayız. Bunu biliyoruz, görüyoruz, yaşıyoruz.”

“EVLATLARIMIZIN CANI PAHASINA ORTAA ÇIKAN BU HAKİKATIN ÜZERİNİN ÖRTÜLMESİNE RAZI DEĞİLİZ”

Bilmenin kabullenmek anlamına gelmediğine işaret eden Karakaya sözlerine şöyle devam etti:

“Ben bir anneyim; evladını toprağa vermiş, mezar taşını okşayarak yaşamayı öğrenmeye zorlanmış bir anneyim. Benim çocuğum ihmaller zincirinin, bile bile görmezden gelinen gerçeklerin altında can verdi. Dosyadaki tüm deliller, bilirkişi raporları, teknik gerçekler bize tek bir şeyi haykırıyor. Bu bir kaza değildi, bu bir ihmal değildi, bu öngörülebilir bir ölümdü. Bu yüzden artık alt mahkemelerin de gerçeği görmesini istiyoruz. Evlatlarımızın canı pahasına ortaya çıkan bu hakikatin üzerinin örtülmesine razı değiliz.”

“ÇIKACAK KARAR NE OLURSA OLSUN BU MÜCADALE SONA ERMEYECEKTİR”

Karakaya, Grand İsias Otel davasında savcılık mütalaasıyla gelinen aşamanın, yalnızca bir yargılama süreci değil, adaletin nasıl tanımlanacağına dair hayati bir eşik olduğunu vurguladı.

Karakaya, bilimsel raporlar ve dosyadaki gerçekler açık ve ortadayken, yaşananların “bilinçli taksir” olarak değerlendirilmesinin, bu felaketin gerçek nedenlerini perdelemek anlamına geldiğini söyledi.

Bu davanın, ihmallerin ötesinde, bilinen risklere rağmen alınmayan kararların ve bilerek sürdürülen usulsüzlükler sonucu olduğunu vurgulayan Karakaya, şöyle konuştu:

“Verilecek kararın hem kaybettiğimiz canlar hem de toplumun adalet duygusu açısından tarihi bir sorumluluk taşıdığı açıktır.

Şampiyon Meleklerimizin ve rehberlerimizin aileleri olarak altını çizerek ifade ediyoruz; çıkacak karar ne olursa olsun bu mücadele sona ermeyecektir. Gerçek hukuki nitelendirme yapılana, sorumlular hak ettikleri cezaları alana ve bu dava yapı güvenliği konusunda emsal bir adalet kararına dönüşene kadar durmayacağız.

Bu mücadele yalnızca kaybettiklerimiz için değil, bir daha hiçbir canın göz göre göre yitirilmeyeceği bir ülke için sürdürülmektedir. Adalet yerini bulana kadar susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz.”

AİLELER, BAŞBAKAN ÜSTEL VE KALAVALIK BİR HEYET İÇİN YENİDEN ADIYAMAN’DA OLACAK

Aileler, Başbakan Ünal Üstel, bazı bakanlar, milletvekilleri, Meclisteki ilgili komite üyeleri, Barolar Birliği ve gazetecilerden oluşan kalabalık bir heyet, dördüncü duruşma için yeniden Adıyaman’da olacak.

Heyet, bugün akşamüzeri Adıyaman’a gitmek üzere adadan ayrılacak.

KAMU GÖREVLİLİLER DAVASI SÜRECİ: İLK DURUŞMA 24 NİSAN 2025’YE YAPILMIŞTI

Altı kamu görevlisi için Şubat 2025’te Adıyaman Başsavcılığı tarafından dosyalanan davada, iddianame “bilinçli taksir” suçlamasıyla yapılmış, davanın ilk duruşması ise 24 Nisan 2025’te görülmüştü.

İlk duruşmada, dava 16 Temmuz 2025’e ertelenirken, sanıkların tutuklanması talepleri reddedilmiş, sanıkların duruşmalarda hazır bulunmalarına ve adli kontrol şartlarının devamına karar verilmişti.

Dönemin belediye başkanı hakkında suç duyurusunda bulunulması ve mahkemede tanık olarak dinlenmesi reddedilirken, davanın Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen davayla birleştirilmesi, temyiz sürecinin devam etmesi gerekçesiyle kabul edilmemişti.

Mahkeme ayrıca, kamu görevlilerinin kusurlarının tespiti için Dokuz Eylül Üniversitesi’nden bilirkişi raporunun beklenmesine karar vermişti.

16 Temmuz 2025’te gerçekleşen duruşmada ise mahkeme; “Bilirkişi raporunun beklenmesine ve raporun akıbetinin sorulmasına, sanıkların vareste tutulma (daha sonraki duruşmalara katılmama) talebinin reddine, sanıkların adli kontrol şartlarının devamına, sanıkların tutuklanması ve ev hapsinde kalmasının reddine, Ahmet Bozkurt’un tanık olarak dinlenmesinin reddine ve sanıkların bir sonraki celsede mahkemede bulunmasına” hükmetmişti.

Kamu görevlilerinin üçüncü duruşması ise 6 Kasım 2025’te yapılmıştı. Dava 19 Ocak’a ertelenerek, sanıklara ve avukatlara savunma yapmak için bir aylık süre tanınmıştı.

Mahkeme; Kamu görevlileri davasında, Grand İsias Otel sahibi Ahmet Bozkurt’un dinlenmesinin; Belediye Başkanı ve Belediye Encümeni’nin dinlenmesinin, Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği’nin (UCİM) davaya katılım talebinin, sanıkların tutuklanması talebinin reddine; sanıkların adli kontrol şartlarının ve yurt dışına çıkış yasağının ise aynen devamına karar vermişti.

Öte yandan 6 Kasım 2025’te yapılan üçüncü duruşmadan üç gün sonra Grand İsias Otel’e 20 yıl önce “ruhsata aykırı” raporu verildiği ortaya çıkmıştı.

İSİAS DAVASI

İsias Otel’de hayatını kaybeden Şampiyon Melekler ve tur rehberleri ile 10 yaralının aileleri ise 3 Ocak’ta 2024’te hukuk mücadelesi başlatmıştı. Sanıkların “Olası kast” suçuyla hüküm giymesi için verilen adalet mücadelesi yaklaşık 12 ay devam etmişti.

3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen İsias Otel davasının 25 Aralık 2024’te gerçekleştirilen son duruşmasında ise kısa karar açıklanmıştı. Altı sanık bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan mahkeme tarafından suçlu bulunup mahkum edilmiş, beş sanığın ise beraatına karar verilmişti.

Ahmet Bozkurt 17 yıl 17 ay 7 gün, Mehmet Fatih Bozkurt 15 yıl 28 ay 28 gün, Erdem Yıldız 17 yıl 17 ay 7 gün, Halil Bağcı 7 yıl 16 ay, Hasan Aslan 15 yıl 16 ay 20 gün, Mehmet Göncüoğlu 7 yıl 16 ay süreyle hapis cezası almıştı.

Bilge Açık, Efe Bozkurt, Seda Zeren, Şule Özbek ve Ulviye Bozkurt’un ise beraatına karar verilmişti.

Kararın ardından aileler, kararın bozularak sanıkların olası kast ile yargılanması için Şubat 2025’te istinafa başvurmuş, istinaf başvurusunun reddinin ardından ise davayı 12 Haziran 2025’de Temyize (Yargıtaya) götürmüştü.

19 Ocak 2026 Döviz Kurları

Serbest piyasada Amerikan Doları 43,26 TL, Euro 50,34 TL, İngiliz Sterlini ise 57,97 TL’den işlem görüyor.

Saat 07.58 itibarıyla Amerikan Doları’nın alış fiyatı 43,25 TL, satış fiyatı 43,28 TL.

Euro’nun alış fiyatı 50,31 TL, satış fiyatı 50,37 TL, İngiliz Sterlini ise 57,96 TL’den alınıp 57,99 TL’den satılıyor.

ÜSTEL: TÜRKİYE CUMHURİYETİ GARANTÖRDÜR, İŞGALCİ DEĞİL

Başbakan Ünal Üstel, Rum Dışişleri Bakanı Konstandinos Kombos’un Avrupa Komisyonu üyeleri önünde Türkiye Cumhuriyeti’ni “işgalci” olarak nitelendirmesine sert tepki gösterdi. Üstel, söz konusu ifadelerin tarihi gerçekleri çarpıttığını, uluslararası hukuku yok saydığını ve siyasi provokasyondan ibaret olduğunu vurguladı.

Yazılı açıklama yapan Üstel, Rum tarafının yıllardır sürdürdüğü tek yanlı ve mesnetsiz söylemlerin Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek, bu yaklaşımın adadaki fiili ve hukuki gerçekleri inkâr etmeye yönelik başarısız bir algı operasyonu olduğunu ifade etti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’taki varlığının 1960 Garanti Antlaşmaları’ndan doğan hak ve yükümlülükler çerçevesinde gerçekleştiğini kaydeden Üstel, “Bu varlık bir işgal değil; Kıbrıs Türk halkının varlığını, can güvenliğini ve siyasi eşitliğini teminat altına alan meşru ve hukuki bir garantörlük görevidir” dedi.

Halkımız müsterih olsun” ifadelerini kullanan Üstel, devletin hak ve çıkarlarının Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir uyum ve kararlılık içinde korunduğunu, halkın güvenliği ve egemenliğinin hiçbir koşulda pazarlık konusu yapılmadığını vurguladı.

Rum Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarının 1963–1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkına yönelik saldırıları, zorla dışlanmayı ve yaşanan insanlık dramlarını bilinçli şekilde yok saydığını belirten Üstel, tarihi çarpıtarak siyaset üretme çabalarının ne uluslararası kamuoyunda karşılık bulacağını ne de Kıbrıs Türk halkının iradesini gölgeleyebileceğini ifade etti.

Üstel, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çözüm vizyonuna da dikkat çekerek, “İki devletli çözüm, adadaki mevcut gerçeklere dayanan tek gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm modelidir” dedi. Rum tarafının çökmüş federasyon tezlerine sarılarak Türkiye’yi hedef alan bir dil kullanmasının çözüm değil, çözümsüzlük ürettiğini kaydetti.

Açıklamasında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konan kararlı duruşa da değinen Üstel, bu duruşun Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve devlet iradesini savunan güçlü bir iradenin ifadesi olduğunu belirtti.

Başbakan Üstel, çağrısının net olduğunu ifade ederek, Rum tarafını gerçeklerden kaçmak yerine Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini kabul eden, saygılı ve samimi bir dil benimsemeye davet etti. Üstel, KKTC Hükümeti’nin Türkiye Cumhuriyeti ile tam uyum içinde halkın haklarını ve devletin egemenliğini kararlılıkla savunmaya devam edeceğini vurguladı.

ÜSTEL: ADALET YERİNİ BULANA KADAR BU DAVANIN TAKİPÇİSİYİZ

Başbakan Ünal Üstel, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerde Grand İsias Hotel’de hayatını kaybedenleri anarak, adalet mücadelesinin kararlılıkla sürdüğünü vurguladı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Üstel, aralarında Kıbrıslı Türk çocukların da bulunduğu 72 masum insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, sorumluların hesap vermesi için bir kez daha Adıyaman’da olduklarını belirtti.

Üstel açıklamasında, “6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerde, Grand İsias Hotel’de yitirdiğimiz canlarımızı bir an olsun unutmuyoruz. Aralarında Kıbrıslı Türk çocuklarımızın da bulunduğu 72 masum insanın hesabının sorulması için yine Adıyaman’dayız. Adalet yerini bulana, sorumlular hak ettikleri cezayı alana kadar bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Acımız ortak, mücadelemiz kararlı,” ifadelerine yer verdi.

CUMHURBAŞKANLIĞI MÜSTEŞARI MEHMET DÂNÂ NEW YORK’TA DİPLOMATİK TEMASLARDA BULUNDU

Ocak ayı başında yayımlanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü raporları ile ay sonunda yayımlanması beklenen BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’a ilişkin kararı çerçevesinde, KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dânâ New York’ta bir dizi diplomatik temasta bulundu.

Bu kapsamda Dânâ; ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya, Almanya, Pakistan, Liberya ve Panama’nın Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi.

Temaslar sırasında Kıbrıs sorununa ilişkin son gelişmeler, BM Genel Sekreteri raporlarında yer alan değerlendirmeler ve Güvenlik Konseyi kararına dair konular ele alındı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dânâ ayrıca, BM Genel Sekreteri Yardımcısı ve Siyasi ve Barış İnşası İşlerinden Sorumlu Rosemary DiCarlo ile de bir araya geldi.

Görüşmede, Kıbrıs sorununda yürütülen diplomatik süreç, tarafların pozisyonları ve önümüzdeki döneme ilişkin olası adımlar değerlendirildi.

 

Şampiyon Melekler İçin Adalet Mücadelesi 2. Yılında

Türkiye’de 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremde, Adıyaman’daki Grand İsias Otel yıkılarak, 72 cana mezar olmuştu. İsias Hotel’de konaklayan Gazimağusa Türk Maarif Koleji kafilesinden 35 Kıbrıslı Türk sporcu, öğretmen ve aileler “Şampiyon Melekler” ve tur rehberleri enkaz altında kalmıştı.

İsias Otel’de hayatını kaybeden Şampiyon Melekler ve tur rehberlerinin aileleri ise kaybettikleri canları için 3 Ocak 2024’te hukuk mücadelesi başlatmıştı.

3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen İsias Otel davasının 25 Aralık 2024’te karara bağlanması ardından, İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisi 24 Nisan 2025’te yargılanmaya başladı.

– Kamu görevlilerinin dördüncü duruşması yarın…

Adıyaman Grand İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan altı kamu görevlisinin yargılandığı davanın dördüncü duruşması ise yarın yapılacak. Sanıklar için 8 Ocak’ta dosyaya giren savcılık mütalaası ardından karar beklenen duruşma, Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Türkiye saatiyle 10.00’da (KKTC saatiyle 09.00) başlayacak.

Savcılık mütalaasında sanıkların kusuru “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirilmişti.

Davada, İsias Otel’e yapı ruhsatı verildiğinde Adıyaman Belediyesi Yapı Kontrol Birimi’nde görevli ve Yapı Ruhsatında Proje Kontrollerinden sorumlu Dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Osman Bulut, Ruhsat Büro Şefi Bilal Balcı, Plan Proje/İmar Müdürü Mehmet Salih Alkayış ve daimi işçi Abdurrahman Karaaslan, 1993 ruhsatında İmar Müdürü Yusuf Gül ve daimi işçi, Ruhsat Büro Teknisyeni Fazlı Karakuş yargılanıyor.

-Karakaya: “Vicdanların ve hukukun aynı noktada buluşmasını bekliyorum”

İsias Otel’de tek kızı Selin Karakaya’yı kaybeden Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, vicdanların ve hukukun aynı noktada buluşmasını beklediğini vurguladı.

Karakaya, “Kararın, tüm delillerin işaret ettiği olası kast yönünden verilmesini, bunun için gereğinin yapılmasını, vicdanların ve hukukun aynı noktada buluşmasını bekliyorum. Bu, bizim çocuklarımıza borcumuzdur. Bu, adaletin en temel sınavıdır.” dedi.

TAK muhabirine konuşan Karakaya, bir anne olarak, başka hiçbir annenin kendisinin yaşadığını yaşamaması için davadan emsal karar çıkması gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Bir anne olarak söylüyorum; alt mahkemelerin savcılık mütalaasını esas alan yerleşik uygulaması dikkate alındığında, dosyada bu kadar açık, bu kadar tartışmasız delil olmasına rağmen kararın bilinçli taksir yönünde şekillenmesinin hukuken öngörülebilir olduğu gerçeğinin farkındayız. Bunu biliyoruz, görüyoruz, yaşıyoruz.”

-“Evlatlarımızın canı pahasına ortaya çıkan bu hakikatin üzerinin örtülmesine razı değiliz”

Bilmenin kabullenmek anlamına gelmediğine işaret eden Karakaya sözlerine şöyle devam etti:

“Ben bir anneyim; evladını toprağa vermiş, mezar taşını okşayarak yaşamayı öğrenmeye zorlanmış bir anneyim. Benim çocuğum ihmaller zincirinin, bile bile görmezden gelinen gerçeklerin altında can verdi. Dosyadaki tüm deliller, bilirkişi raporları, teknik gerçekler bize tek bir şeyi haykırıyor. Bu bir kaza değildi, bu bir ihmal değildi, bu öngörülebilir bir ölümdü. Bu yüzden artık alt mahkemelerin de gerçeği görmesini istiyoruz. Evlatlarımızın canı pahasına ortaya çıkan bu hakikatin üzerinin örtülmesine razı değiliz.”

– “Çıkacak karar ne olursa olsun bu mücadele sona ermeyecektir”

Karakaya, Grand İsias Otel davasında savcılık mütalaasıyla gelinen aşamanın, yalnızca bir yargılama süreci değil, adaletin nasıl tanımlanacağına dair hayati bir eşik olduğunu vurguladı.

Karakaya, bilimsel raporlar ve dosyadaki gerçekler açık ve ortadayken, yaşananların “bilinçli taksir” olarak değerlendirilmesinin, bu felaketin gerçek nedenlerini perdelemek anlamına geldiğini söyledi.

Bu davanın, ihmallerin ötesinde, bilinen risklere rağmen alınmayan kararların ve bilerek sürdürülen usulsüzlükler sonucu olduğunu vurgulayan Karakaya, şöyle konuştu:

“Verilecek kararın hem kaybettiğimiz canlar hem de toplumun adalet duygusu açısından tarihi bir sorumluluk taşıdığı açıktır.

Şampiyon Meleklerimizin ve rehberlerimizin aileleri olarak altını çizerek ifade ediyoruz; çıkacak karar ne olursa olsun bu mücadele sona ermeyecektir. Gerçek hukuki nitelendirme yapılana, sorumlular hak ettikleri cezaları alana ve bu dava yapı güvenliği konusunda emsal bir adalet kararına dönüşene kadar durmayacağız.

Bu mücadele yalnızca kaybettiklerimiz için değil, bir daha hiçbir canın göz göre göre yitirilmeyeceği bir ülke için sürdürülmektedir. Adalet yerini bulana kadar susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz.”

-Aileler, Başbakan Üstel ve kalabalık bir heyet dava için yeniden Adıyaman’da olacak

Aileler, Başbakan Ünal Üstel, bazı bakanlar, milletvekilleri, Meclisteki ilgili komite üyeleri, Barolar Birliği ve gazetecilerden oluşan kalabalık bir heyet, dördüncü duruşma için yeniden Adıyaman’da olacak.

Heyet, bugün akşamüzeri Adıyaman’a gitmek üzere adadan ayrılacak.

-Kamu görevlileri davası süreci…İlk duruşma 24 Nisan 2025’te yapılmıştı

Altı kamu görevlisi için Şubat 2025’te Adıyaman Başsavcılığı tarafından dosyalanan davada, iddianame “bilinçli taksir” suçlamasıyla yapılmış, davanın ilk duruşması ise 24 Nisan 2025’te görülmüştü.

İlk duruşmada, dava 16 Temmuz 2025’e ertelenirken, sanıkların tutuklanması talepleri reddedilmiş, sanıkların duruşmalarda hazır bulunmalarına ve adli kontrol şartlarının devamına karar verilmişti.

Dönemin belediye başkanı hakkında suç duyurusunda bulunulması ve mahkemede tanık olarak dinlenmesi reddedilirken, davanın Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen davayla birleştirilmesi, temyiz sürecinin devam etmesi gerekçesiyle kabul edilmemişti.

Mahkeme ayrıca, kamu görevlilerinin kusurlarının tespiti için Dokuz Eylül Üniversitesi’nden bilirkişi raporunun beklenmesine karar vermişti.

16 Temmuz 2025’te gerçekleşen duruşmada ise mahkeme; “Bilirkişi raporunun beklenmesine ve raporun akıbetinin sorulmasına, sanıkların vareste tutulma (daha sonraki duruşmalara katılmama) talebinin reddine, sanıkların adli kontrol şartlarının devamına, sanıkların tutuklanması ve ev hapsinde kalmasının reddine, Ahmet Bozkurt’un tanık olarak dinlenmesinin reddine ve sanıkların bir sonraki celsede mahkemede bulunmasına” hükmetmişti.

Kamu görevlilerinin üçüncü duruşması ise 6 Kasım 2025’te yapılmıştı. Dava 19 Ocak’a ertelenerek, sanıklara ve avukatlara savunma yapmak için bir aylık süre tanınmıştı.

Mahkeme; Kamu görevlileri davasında, Grand İsias Otel sahibi Ahmet Bozkurt’un dinlenmesinin; Belediye Başkanı ve Belediye Encümeni’nin dinlenmesinin, Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği’nin (UCİM) davaya katılım talebinin, sanıkların tutuklanması talebinin reddine; sanıkların adli kontrol şartlarının ve yurt dışına çıkış yasağının ise aynen devamına karar vermişti.

Öte yandan 6 Kasım 2025’te yapılan üçüncü duruşmadan üç gün sonra Grand İsias Otel’e 20 yıl önce “ruhsata aykırı” raporu verildiği ortaya çıkmıştı.

-İsias davası…

İsias Otel’de hayatını kaybeden Şampiyon Melekler ve tur rehberleri ile 10 yaralının aileleri ise 3 Ocak’ta 2024’te hukuk mücadelesi başlatmıştı. Sanıkların “Olası kast” suçuyla hüküm giymesi için verilen adalet mücadelesi yaklaşık 12 ay devam etmişti.

3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülen İsias Otel davasının 25 Aralık 2024’te gerçekleştirilen son duruşmasında ise kısa karar açıklanmıştı. Altı sanık bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan mahkeme tarafından suçlu bulunup mahkum edilmiş, beş sanığın ise beraatına karar verilmişti.

Ahmet Bozkurt 17 yıl 17 ay 7 gün, Mehmet Fatih Bozkurt 15 yıl 28 ay 28 gün, Erdem Yıldız 17 yıl 17 ay 7 gün, Halil Bağcı 7 yıl 16 ay, Hasan Aslan 15 yıl 16 ay 20 gün, Mehmet Göncüoğlu 7 yıl 16 ay süreyle hapis cezası almıştı.

Bilge Açık, Efe Bozkurt, Seda Zeren, Şule Özbek ve Ulviye Bozkurt’un ise beraatına karar verilmişti.

Kararın ardından aileler, kararın bozularak sanıkların olası kast ile yargılanması için Şubat 2025’te istinafa başvurmuş, istinaf başvurusunun reddinin ardından ise davayı 12 Haziran 2025’de Temyize (Yargıtaya) götürmüştü.

 

Gönyeli’de Üç Yeni İşletme Başkan Amcaoğlu’nun katılımı ile açıldı

Gönyeli’de yeni hizmete giren Akeso Medical Store, Tavucuk Şarküteri ve REVE Oflicence, Belediye Başkanı Hüseyin Amcaoğlu’nun katılımıyla düzenlenen törenle açıldı.

Açılışta konuşan Başkan Hüseyin Amcaoğlu, üç işyerinin Gönyeli’de faaliyete başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Amcaoğlu, göreve geldikleri üç yıllık süreçte Atatürk Caddesi’nin, Yenikent Belediye Bulvarı’ndan sonra yenilenen ve gelişen önemli bir bölge haline geldiğini vurgulayarak, yapılan yatırımların hem Gönyeli’ye hem de ülke genelinde büyük değer kattığını söyledi.

Genç girişimcilere özel olarak teşekkür eden Amcaoğlu, “Genç girişimcilerimizin bölgemizde yatırım yapması bizleri gururlandırıyor. Bizler gençlerimizin önünü açacağız, onlar da yatırım yapacak. Eski belediye binamızın yanında ve üç farklı sektörde yapılan bu yatırımlar bizim için son derece önemli ve değerlidir” dedi.

Başkan Amcaoğlu, konuşmasının sonunda işletme sahiplerine hayırlı olsun dileklerini ileterek bol kazançlar diledi. Ayrıca bu binayı Gönyeli’ye kazandıran Ömer Güran ve ailesine de katkılarından dolayı teşekkür etti.

Başbakanlık yalanladı: “150 Bin Dolarla Yurttaşlık Gündemimizde Yok”

150 Bin Dolarlık Konut Karşılığı Yurttaşlık İddiasına Başbakanlıktan Yalanlama

Başbakanlık, son günlerde bazı gazetelerde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına 150 bin ABD doları tutarında konut alımı karşılığında KKTC yurttaşlığı verileceği” yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanladı.

Başbakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, söz konusu haberlerin Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer’in verdiği bir mülakata dayandırılarak servis edildiğine dikkat çekilerek, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığı vurgulandı.

Açıklamada, hükümetin 150 bin ABD doları tutarında konut alımına karşılık KKTC yurttaşlığı verilmesine yönelik herhangi bir çalışması, kararı ya da gündemi bulunmadığı açıkça ifade edildi. Bu yönde bugüne kadar ortaya konmuş bir hükümet politikası olmadığı gibi, ilgili kurumlar nezdinde yürütülen herhangi bir hazırlığın da söz konusu olmadığı belirtildi.

Nitekim Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer’in de son açıklamasında, bu yönde herhangi bir taleplerinin ya da hazırlıklarının bulunmadığını kamuoyuyla paylaştığı hatırlatıldı.

Başbakanlık açıklamasında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hukuku siyasallaştırarak yürüttüğü ve KKTC ekonomisini hedef alan faaliyetleri karşısında, inşaat sektörünün ve genel ekonomik yapının güçlü kalmasını sağlamak amacıyla sektör temsilcileri ve ekonomik örgütlerle sürekli istişareler yapıldığı kaydedildi.

Bu çerçevede masaya gelen tüm önerilerin değerlendirildiği, ülke gerçekleri ve kamu yararı doğrultusunda bir yol haritası oluşturulmasına yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi. Ancak bu yol haritasında, 150 bin ABD doları tutarında konut yatırımı karşılığında yurttaşlık verilmesi gibi bir başlığın yer almadığı özellikle vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, hükümetin mevcut yapı stoklarının değerlendirilmesi ve sektörün sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik çeşitli adımlar atmaya hazırlandığı, ancak iddia edilen uygulamanın bu adımlar arasında bulunmadığı belirtildi.

Öte yandan, dün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın katılımıyla gerçekleştirilen Ekonomik Örgütler Bilgilendirme Toplantısı’nda da bu yönde herhangi bir teklif ya da önerinin gündeme gelmediği kaydedildi. Toplantıda yalnızca ekonomik örgütlerden gelen talep ve önerilerin dinlendiği, ne Cevdet Yılmaz ne de Başbakan Ünal Üstel tarafından 150 bin dolarlık konut karşılığı yurttaşlık konusunun dile getirilmediği aktarıldı.

Başbakanlık, kamuoyunun resmi ve kurumsal açıklamaları esas almasını isteyerek, vatandaşlara saygılarını sundu.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Öztürkler’den kan bağışı çağrısı

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Thalassemia Derneği’nin 48. kuruluş yıldönümü etkinliğine katılarak, kan bağışı çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Meclisi’nden verilen bilgiye göre, Öztürkler burada yaptığı konuşmada, derneğin toplum sağlığını korumak, thalassemia hastalığına karşı farkındalık yaratmak ve ihtiyaç sahiplerine umut olmak için uzun yıllardır özverili bir mücadele yürüttüğünü vurguladı.

Kısa süre sonra açılışı yapılacak ve Cumhuriyet Meclisi bünyesinde hizmet verecek olan sağlık odasında da kan bağışında bulunacaklarını belirten Öztürkler, yapılan çalışmaların toplumsal duyarlılık ve dayanışmanın en güçlü örneklerini ortaya koyduğunu söyledi.

Öztürkler, derneğin çalışmalarının yalnızca hastalara değil, tüm topluma hizmet ettiğini kaydederek, eğitim faaliyetleri, bilinçlendirme kampanyaları ve gönüllü desteklerin ortak bir sorumluluk olduğuna işaret etti.

Vatandaşlara kan bağışı çağrısında bulunan Öztürkler, bu sorumluluğu paylaşmaya ve derneğin projelerine destek vermeye davet etti. Kan bağışının insan hayatı için hayati bir önem taşıdığını vurgulayan Öztürkler, her bağışın bir hastaya yaşam, bir aileye umut verdiğini söyledi.

Başkan Öztürkler, derneğin 48 yıllık mücadelesinde emeği geçen gönüllülere, sağlık çalışanlarına, bağışçılara ve destek veren kurumlara teşekkür ederek, “Nice yıllara, daha güçlü bir dayanışma ve daha sağlıklı bir gelecek için” dedi.

Yılmaz: Amacımız, KKTC’nin Doğu Akdeniz’de parlayan bir yıldız olması

Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Amacımız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin eğitim, sağlık, fizik, teknolojik altyapısıyla, üniversiteleriyle, AR-GE merkezleriyle, bilişim vadileriyle Doğu Akdeniz’de parlayan bir yıldız olması.” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Başbakanı Ünal Üstel ile Girne’de Ekonomik Örgütler Değerlendirme Toplantısı’na katıldı.

Burada konuşan Yılmaz, ana vatan ve garantör Türkiye olarak, KKTC’nin siyasi egemenliğinin, ekonomik dayanıklılığının ve kurumsal kapasitesinin güçlenmesini stratejik bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.

“KKTC’nin kendi imkanlarıyla büyüyen, küresel şartlara uyum sağlayabilen, rekabet gücü yüksek bir ekonomik yapıya kavuşması, ortak kader anlayışımızın, milli davamızın ayrılmaz bir parçasıdır.” diyen Yılmaz, bu yaklaşımı, sahada karşılığı olan projelerle, güçlü mali işbirliği mekanizmalarıyla, üretimi merkeze alan politikalarla hayata geçirdiklerini ifade etti.

“AMACIMIZ, KKTC’NİN DOĞU AKDENİZ’DE PARLAYAN BİR YILDIZ OLMASI”

Yılmaz, 21 milyar lira büyüklüğe sahip İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nı 2025’te hayata geçirdiklerini hatırlatarak, şöyle konuştu:

“Bir ülkenin sadece kamu yatırımlarıyla kalkınması mümkün değil. Kamu yatırımlarının yanı sıra mutlaka özel sektör yatırımları da olacak ki, bir kuşun iki kanadı gibi, o ülke kalkınabilsin. Bunlar arasında tamamlayıcı bir ilişki olması lazım. Kamu neye yoğunlaşacak? Özel sektörün yapamadığı işlere, altyapı projelerine, eğitime, temel hizmetlere… Özel sektör ise istihdam üreten, ihracat getirisi olan, teknolojik gelişmeye katkıda bulunacak projelere yoğunlaşacak.

Dolayısıyla biz bir taraftan kamu bir taraftan özel kesimi, girişimciliği destekleyici politikalarla hareket ediyoruz. Girişimcilik derken, artık dünyamız teknoloji tabanlı bir ekonomiye doğru gidiyor. Bunu dikkate alarak girişimciliği tarif etmemiz lazım. Özellikle burada da kadınların ve gençlerin en öncelikli kesimler olduğunu ifade etmek isterim. Çünkü buradaki potansiyel daha yüksek, onu harekete geçirmemiz lazım. Bu anlamda dijitalleşme ve teknoloji son derece önemli. Geçen sene yapılan TEKNOFEST bunun güzel bir örneği oldu Kıbrıs’ta. Gençlerimizin bu işlere ne kadar meraklı olduğunu aslında o etkinlikte gördük. Ben de o gün TEKNOFEST’e giderken yolların ne kadar kapalı olduğunu, ne kadar yoğun bir trafik olduğunu bizzat gördüm. Dolayısıyla Kıbrıs halkı da bu konulara olan ilgisini her fırsatta ortaya koyuyor.”

Yılmaz, “Amacımız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin eğitim, sağlık, fizik, teknolojik altyapısıyla, üniversiteleriyle, AR-GE merkezleriyle, bilişim vadileriyle Doğu Akdeniz’de parlayan bir yıldız olması, bilim ve teknoloji merkezine dönüşmesi, bir bilişim merkezi olması. Bu vizyonla hareket ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“TAMAMLAYICI İKİ EKONOMİ OLMAMIZ LAZIM”

Turizmin adanın önemli, vazgeçilmez bir sektörü olduğunu belirten Yılmaz, “Turizm hakikaten katma değeri son derece yüksek, önemli bir sektör. Aynı zamanda istihdam yoğun, istihdam üreten bir sektör. Geçen sene ‘Ada Kıbrıs’ diye bir program yaptık. Sadece buranın belli konularda değil, daha genel kültürü anlamında, gastronomisiyle, tarihiyle, doğasıyla, deniziyle, insanının renkli yaşam tarzıyla görülmeye değer bir yer olduğunu anlatmaya çalıştık.” değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz, turizmin sadece ekonomik bir faaliyet değil, bir ülkenin dünyaya açılan kapısı olduğuna işaret ederek, “Dünyanın çok farklı yerlerinden insanlar gelip burada sizi tanıyorlar, ülkenizi tanıyorlar, ilişkiler geliştiriyorlar. Belki başka şeylere de vesile oluyor, yeni bir yatırım kararına, yeni bir faaliyete de vesile oluyor. Dolayısıyla turizmi destekliyoruz.” diye konuştu.

Türkiye ile KKTC’nin ticaret hacminin 2,8 milyar dolara ulaştığını bildiren Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bu, gayet güzel bir artış trendi içinde ama burada Kuzey Kıbrıs’tan Türkiye’ye ihracatı nasıl artırırız, bunun üzerinde de kafa yoruyoruz. Tamamlayıcı iki ekonomi olmamız lazım. Türkiye, nüfus ve coğrafya itibarıyla daha büyük ölçeklerde. Türkiye’nin ithal ettiği birçok ürün var. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki üretim yapısı ile tarımda olsun, sanayide olsun, Türkiye’dekini tamamlayıcı mahiyette kurgularsak bu çok daha faydalı olur ve iki yönlü ticareti de destekler.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki doğrudan yatırımlar, Türkiye’den gelip yatırım yapanlar, FDI dediğimiz doğrudan yatırımlar 450 milyon dolara ulaşmış durumda. Bunu da karşılıklı artırmamız lazım. KKTC vatandaşlarının Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının KKTC’ye daha çok yatırım yapması lazım. Yatırımlar ticaretin altyapısını oluşturuyor. Karşılıklı yatırımları artırdığınız zaman ticareti de artırmış oluyorsunuz. Bunu desteklemek önemli.”

“GÜMRÜKLERDE MODERNLEŞME ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”

Yılmaz, KKTC’de tarım ve hayvancılığı desteklediklerini belirterek, Güzelyurt’taki soğuk hava deposunun bunun somut örneklerinden biri olduğunu, özellikle narenciye sektörüne hizmet edecek son derece modern bir tesis yaptıklarını ifade etti.

Tarımda doğrudan girdi destekleri sunduklarını, hayvan hastalıklarıyla mücadeleden tarımsal verimliliği artırma ve belli ovalardaki sulama çalışmalarına varıncaya kadar bu çalışmaları sürdürdüklerini aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:

“KKTC’yi, uluslararası fuarlarda görünür olması, etkin bir şekilde katılım sağlaması için desteklemeye devam ediyoruz. Ülkemizin gerçekleştirdiği fuarlarda KKTC’ye belirli bir alan ayrılması hususundaki talepleri karşılamaya devam edeceğiz.

Kayıt dışı ticaretin önlenmesi ve vergi gelirlerinde yaşanan kaybın önüne geçilmesi için gümrüklerde modernleşme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gümrükler önemli gerçekten. Buralarda hem normal iş dünyasının işlerinin hızlı yürümesi lazım ama hukuk dışı birtakım işlerin de etkili bir şekilde kontrol edilmesi lazım. İkisini aynı anda yapacak mekanizmaları güçlendirmemiz gerekiyor. Bu anlamda Gazimağusa ve Girne gümrüklerinin donanım ve lojistik kapasitesini güçlendiren bir projemiz var. Diğer gümrüklerde de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bugüne kadar hayata geçirdikleri bütün projelerde ortak aklı esas aldıklarını belirterek, “Sayın Başbakan’la, hükümet üyeleriyle, kurumlarla, iş dünyasıyla istişare içinde hayata geçirdik. Bundan sonraki programlarımızda da aynı anlayışla hareket edeceğiz.” dedi.

Üstel: Bizim hükümet olarak icraat dönemimizdir!

Başbakan Ünal Üstel, Ekonomik Örgütler Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı açıklamada, KKTC’de geçerli olacak yerel bir kredi kartı sistemi oluşturulmasının gündemde olduğunu açıkladı. Toplantıya Cevdet Yılmaz da katıldı.

EKONOMİ İÇİN STRATEJİK TOPLANTI

Ekonomik Örgütler Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Başbakan Üstel, toplantının KKTC ekonomisinin bugünü ve geleceği açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Üstel, anavatan Türkiye ile imzalanan iktisadi ve mali işbirliği protokollerinin, sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen stratejik bir yol haritası olduğunu söyledi.

ALTYAPIDAN İSTİHDAMA SOMUT ADIMLAR

Üstel, bu protokoller sayesinde altyapı yatırımları, reel sektör destekleri, üretimin ve istihdamın korunması gibi birçok alanda somut adımlar atıldığını belirtti. İşbirliğinin yalnızca bugünü değil, geleceği planlamayı hedeflediğini ifade eden Üstel, Türkiye’nin desteği için Yılmaz’a ve Türk hükümetine teşekkür etti.

ÖNCELİK: UZUN VADELİ, DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ

Ekonomik Örgütler Platformu’ndan gelen talepler doğrultusunda ilk önceliklerinin finansmana erişim olduğunu belirten Üstel, uzun vadeli ve düşük faizli kredi imkanlarının genişletilmesinin reel sektör için hayati olduğunu söyledi. Bu başlığın yeni protokolde yer alacağını ifade etti.

YEREL KREDİ KARTI VE NAKİT AKIŞI

Çözüme kavuşturulacak önemli konulardan birinin KKTC’de geçerli olacak yerel kredi kartı sistemi olduğunu açıklayan Üstel, bu kartın kampanyalarla desteklenerek iç piyasada nakit akışını hızlandıracağını ve ticari canlılık sağlayacağını dile getirdi.

İNŞAAT SEKTÖRÜNE ÖZEL TEDBİR

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin inşaat sektörüne yönelik baskılarına da değinen Üstel, sektörün desteklenmesi için taşınmaz mal yasasında yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını, konut stokunun eritilmesi ve yatırımların korunmasının hedeflendiğini kaydetti.

“BU DÖNEM İCRAAT DÖNEMİDİR”

Erken seçim tartışmalarına da değinen Üstel, hükümetin önceliğinin icraat olduğunu vurgulayarak, seçim gününe kadar ekonomi ve sektör temsilcileriyle birlikte çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Üstel, bu süreçte en büyük desteği Recep Tayyip Erdoğan, Cevdet Yılmaz ve Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğinden aldıklarını ifade etti.

Yılmaz: Akıllı ulaşım sistemleri KKTC’de trafik güvenliğini ve iç güvenliği birlikte güçlendiriyor

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Akıllı Ulaşım Sistemleri, Elektronik Denetim ve Akıllı Kavşak Projesi Lansman Töreni’nde yaptığı konuşmada, projenin yalnızca trafik güvenliğine değil, aynı zamanda iç güvenliğe, dijital egemenliğe ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağladığını vurguladı.

Yılmaz, törende yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Kıbrıs Türk halkının kalkınma sürecinin en büyük destekçisi olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sizlere en kalbi selamlarını ve muhabbetlerini iletiyorum” dedi.

“Savunma sanayisindeki birikim sivil hayata taşınıyor”

Akıllı ulaşım sistemlerinin, çağın imkânlarının yenilikçi kamu politikalarıyla buluştuğu somut bir örnek olduğunu belirten Yılmaz, savunma sanayisinde geliştirilen teknoloji, disiplin ve mühendislik kültürünün sivil alanda günlük hayata yansıdığını söyledi.

Bu projenin, KKTC’de trafik güvenliğini güçlendiren ve vatandaşların günlük yaşamında doğrudan karşılık bulan önemli bir uygulama olduğunu ifade eden Yılmaz, Türkiye’nin savunma sanayisinde son 20 yılda büyük bir dönüşüm yaşadığını vurguladı.

“Yüzde 80 dışa bağımlılıktan yüzde 80 yerli üretime”

Yılmaz, 2002 yılında savunma sanayisinde yüzde 80 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin, bugün yüzde 80’in üzerinde yerli ve milli üretim kapasitesine ulaştığını belirterek, “Bu sadece güvenliğimize ve bağımsız dış politikamıza değil, refahımıza da katkı sağlıyor. Savunma sanayi ihracatımız 10 milyar doları aşmış durumda” dedi.

Eskiden parasını ödedikleri halde kendilerine satılmayan ürünleri bugün dünyanın dört bir yanına ihraç eden bir ülke konumuna geldiklerini belirten Yılmaz, savunma sanayisinde elde edilen kazanımların diğer sektörlere yayılarak topyekûn kalkınmaya hizmet ettiğini ifade etti.

“KKTC ile iş birliği net takvim ve net kaynakla ilerliyor”

Türkiye’nin, KKTC’nin ekonomik yapısını güçlendirmeyi net takvim ve net kaynak esasına dayanan bir devlet politikası olarak ele aldığını vurgulayan Yılmaz, bu yaklaşımın temelini 1 Mart 2025’te imzalanan İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşmaları’nın oluşturduğunu söyledi.

2025 yılı anlaşmasının yaklaşık 21 milyar TL büyüklüğünde olduğunu belirten Yılmaz, bu kapsamda sağlık, eğitim, tarım, ulaştırma ve dijitalleşme başta olmak üzere birçok alanda vatandaşların hayatına doğrudan dokunan projelerin hayata geçirildiğini kaydetti.

“Sağlık ve eğitim yatırımları öncelikli”

Lefkoşa Devlet Hastanesi projesine özel önem verdiklerini vurgulayan Yılmaz, Girne ve Güzelyurt’taki sağlık yatırımları ile Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin modernizasyonunun tamamlanmasıyla KKTC’nin sağlık alanında farklı bir seviyeye ulaşacağını söyledi.

Eğitim alanında da okul yatırımlarına öncelik verdiklerini belirten Yılmaz, tarımsal üretimin desteklenmesi ve e-Devlet uygulamalarının yaygınlaştırılmasının kalkınma politikalarının temel unsurları arasında yer aldığını ifade etti.

“Türkiye e-Devlet’te dünyada öncü ülkeler arasında”

Türkiye’nin e-Devlet alanında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığını belirten Yılmaz, Avrupa Birliği endekslerinde Türkiye’nin 30 gelişmiş ülke arasında ilk 10’da bulunduğunu kaydetti.

“Bizden önde olan ülkelerin toplam nüfusu Türkiye’nin yarısına bile ulaşmıyor” diyen Yılmaz, Türkiye’nin e-Devlet sistemlerinin artık ihraç edilebilir bir seviyeye ulaştığını ve bu alanda önceliğin kardeş ülkelere verilmesi gerektiğini vurguladı.

“822 kilometrelik yol ağı tamamlandı”

Ulaştırma alanındaki yatırımlara da değinen Yılmaz, bugüne kadar İktisadi ve Mali İş Birliği Programları kapsamında 213 kilometresi bölünmüş yol, 433 kilometresi tek yol ve 176 kilometresi üçüncü sınıf yol olmak üzere toplam 822 kilometrelik yol ağının tamamlanarak trafiğe açıldığını söyledi.

Lefkoşa Çevre Yolu, Girne Köprülü Kavşağı ve Dağ Yolu Projesi gibi kritik projelerin KKTC halkının günlük yaşamına doğrudan katkı sağladığını belirten Yılmaz, köy yollarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların da sürdüğünü kaydetti.

“150 yeni nesil yapay zekâ destekli sistem kuruldu”

Yılmaz, yol yatırımlarının yanında trafik güvenliğinin sağlanmasının da hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarından yaklaşık 5 milyon dolar ayrılarak KKTC genelinde 130 sabit ve 20 mobil olmak üzere toplam 150 yeni nesil hız tespit sisteminin kurulduğunu açıkladı.

Bu sistemlerin sonradan yapay zekâya entegre edilen değil, tasarım aşamasından itibaren yapay zekâ temelli olarak geliştirilen teknolojiler olduğunu vurgulayan Yılmaz, ada genelinde bütüncül ve merkezi bir denetim altyapısı oluşturulduğunu ifade etti.

“Yerli ve milli teknoloji siber güvenlik açısından hayati”

Sistemin tamamen yerli donanım ve yazılım bileşenleriyle kurulduğunu belirten Yılmaz, siber güvenliğin günümüzde en az fiziki güvenlik kadar önemli olduğunu söyledi.

Türkiye’de kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı’na da değinen Yılmaz, “Yerli ve milli çözümleriniz yoksa finansal sistemlerinizden enerji altyapılarınıza kadar birçok alanda ciddi risklerle karşı karşıya kalırsınız” dedi.

“Toplumu gözetleyen değil, veriyi analiz eden bir sistem”

Akıllı ulaşım sistemlerinin bireyleri gözetleyen bir yapı olmadığına özellikle dikkat çeken Yılmaz, sistemin riskli sürüş davranışlarını, trafik yoğunluğunu ve tehlikeleri analiz ederek denetimi planlı ve öngörülebilir hale getirdiğini söyledi.

Bu yaklaşımın emniyet birimlerinin sahadaki etkinliğini artırırken operasyonel yükü de azalttığını ifade eden Yılmaz, elektronik denetim altyapısının akıllı kavşak uygulamalarıyla entegre şekilde çalışacağını kaydetti.

Radarsan vurgusu

Projenin, Savunma Sanayii Başkanlığı iştiraki olan Radarsan tarafından hayata geçirildiğini belirten Yılmaz, algılama, görüntü işleme, sensör entegrasyonu ve ileri veri analizi kabiliyetlerinin trafik güvenliği için sahaya uyarlandığını sözlerine ekledi.

Üstel: Akıllı ulaşım sistemleri ceza için değil, can kurtarmak için devrede

Başbakan Ünal Üstel, Akıllı Ulaşım Sistemleri Lansman Töreni’nde yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Anavatan Türkiye iş birliğinde hayata geçirilen yapay zekâ destekli trafik güvenliği sistemlerinin temel amacının ceza kesmek değil, vatandaşların can güvenliğini sağlamak olduğunu vurguladı.

Törende konuşan Üstel, hükümet olarak göreve geldikleri ilk günden bu yana halkın ihtiyaçlarını esas alan yatırımlara öncelik verdiklerini belirterek, “Vatandaşlarımızın can güvenliğini ve huzurunu koruyan tüm yatırımları öncelikli alanlarımız arasında tuttuk. Trafik güvenliği de bu anlayışın en önemli başlıklarından biridir” dedi.

“Asıl sorun sürücü davranışları”

Üstel, son yıllarda altyapı ve teknik imkânların önemli ölçüde iyileştirildiğini ancak trafik kazalarının hâlâ can yakmaya devam ettiğini ifade ederek, polis raporlarına göre kazaların büyük bölümünün dikkatsiz sürüş ve aşırı hızdan kaynaklandığını söyledi.

“Trafikte temel sorun sürücü davranışlarıdır. Bu sorunu ortadan kaldırmak devletin sorumluluğudur” diyen Üstel, bu anlayışla hız kaynaklı can kayıplarını azaltmak amacıyla yeni nesil teknolojik sistemlerin devreye alındığını kaydetti.

“Bu kameralar ceza makinesi değil”

Yapay zekâ destekli sabit hız kameralarının yalnızca ceza yazan sistemler olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Üstel, “Bu sistemlerin amacı ceza kesmek değil, can kurtarmaktır. Trafikte kaybedilen her can, bir annenin evladını, bir ailenin geleceğini kaybetmesi demektir. Bu kayıplar aynı zamanda ülkenin geleceğinden kopan parçalardır” ifadelerini kullandı.

Trafik kazalarının ekonomik boyutuna da değinen Üstel, kazaların önlenmesiyle birlikte kaynakların eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlara daha fazla aktarılabileceğini dile getirdi.

“Yerli ve milli teknoloji ulusal güvenlik meselesidir”

Üstel, akıllı ulaşım sistemlerinin yalnızca trafik güvenliği açısından değil, iç güvenlik bakımından da stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, “Bugün kullanılan teknolojilerin yerli ve milli olması bir tercih değil, ulusal güvenlik zorunluluğudur. Dışa bağımlı sistemlerle gerçek güvenlik sağlanamaz” dedi.

Sistemlerin, aranan ve şüpheli araçları tespit edebildiğini, güzergâh analizleri yapabildiğini ve emniyet birimlerine anlık, güvenli veri sunduğunu belirten Üstel, bu altyapının iç güvenliğe de önemli katkı sağladığını söyledi.

“Lisans ücreti yok, kontrol tamamen bizde”

Türkiye Cumhuriyeti’nin yerli ve milli savunma sanayi vizyonuna işaret eden Üstel, Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu bu vizyon sayesinde Türkiye’nin dünyayla yarışan bir teknoloji seviyesine ulaştığını ifade etti.

“Kurulan bu sistemlerle artık yazılımlar bize ait, veriler bizim kontrolümüzde. Lisans ücreti ödemiyoruz ve en önemlisi dışa bağımlılık sona eriyor” diyen Üstel, bu adımın egemenlik ve iç güvenlik açısından da son derece önemli olduğunu vurguladı.

130 sabit, 20 mobil kamera devrede

Teknik detayları da paylaşan Üstel, 2006 yılında kurulan eski sabit hız tespit kameralarının tamamen devreden çıkarıldığını, yerlerine yapay zekâ destekli akıllı hız tespit sistemlerinin kurulduğunu açıkladı.

Mevcut noktalara ek olarak 30 yeni noktaya kamera yerleştirildiğini belirten Üstel, “Toplamda 130 sabit kamera ile Polis Genel Müdürlüğü’ne teslim edilen 20 mobil kamera aktif durumdadır. Bu sistemlerin tamamı, yazılımı ve altyapısıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti tarafından KKTC’ye hibe edilmiştir” dedi.

Son dört aydır test sürecinde olan sistemlerle ilgili kamuoyunda dile getirilen “arızalı”, “güneşe dayanamadı” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Üstel, bu süreçte herhangi bir cezai işlem uygulanmadığını ve toplu ceza kesilmesinin söz konusu olmayacağını da özellikle ifade etti.

Cevdet Yılmaz’a teşekkür

Üstel, sürecin her aşamasında Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteğini gördüklerini belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yakın ilgisi ve desteği bizler için son derece kıymetlidir. Kendisine Kıbrıs Türk halkı adına teşekkür ediyorum” dedi.

Ulaştırma Bakanlığı’nın, sistemlerle ilgili tüm teknik detayları ve uygulama esaslarını kamuoyuyla paylaşacağı da bildirildi.