Archives Mayıs 2022

Bu kimin suçu?

Halil İbrahim Mengi cinayetinde karar verildi… Cemaliye Onyıldız… Bir engelli… Konuşamıyor, anlatamıyor, duymuyor… Mecburen yeğeninin yanına sığınmıştı… Kim sahip çıkacaktı ki ona? Tecavüze uğramıştı, fiziksel şiddet görmüştü ve o acısıyla saldırganı öldürmüştü… Cezası belli oldu 9 yıl! Peki, kim suçlu? Dün kararı okuyan, Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Fadıl Aksun’un sözleri okkalı bir tokat gibiydi… Ne dedi Sayın Aksun: “Sanık duyamaz, konuşamaz, yazamaz, okuyamaz ve işaret dili bilmez. Engelle doğmak bir kaderse engeliyle atıl bırakılmak bir ayıptır ve bu ayıp en başta devlete aittir….” Peki, kim duydu, kim önemsedi ki bu ifadeleri? Bizim daha önemli gündemlerimiz var çünkü! Yapboz hükümetler, atamalar, hiç uygulanmayan o hükümet programları, siyasi iç kavgalar, muhalefetin seçim kaygılı şovları… Oysa bu memlekette konuşacağımız o kadar acı gerçekler var ki!
Engellilik konusu, bugün bir insan hakları meselesi olarak kabul ediliyor. Engellilerin haklarını insan hakları hukukunun ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiren ve engellilerin toplumsal yaşamın tüm alanlarına ayrımcılığa uğramaksızın ve diğer bireylerle eşit katılımlarının sağlanmasını benimseyen bu yaklaşım, ulusal ve uluslararası politika ve uygulamalara yön veriyor… Peki ya bizde?
Ne yazık ki bu topraklarda belki de en zoru bir engelli olarak hayata tutunmaya çalışmak… Sosyal devletin ‘s’ harfinden haberimiz yok bu ülkede! Bırakın onlara destek olmayı, yaşam hakkı sunmayı, ellerindeki hakları da alıyoruz… Hayatı yaşama hakkı gibi! Cemaliye Onyıldız o acı örneklerden sadece biri…Eğer engelliysen buralarda dar olur sana hayat! Tarifi imkânsız çaresizlikler ve sorunlarla boğuşmak zorunda kalırsın! Hem de yapayalnız! Sırtını rahatça dayayabileceğin bir devletin yokken! Yaşam güvencen olmadan! Hayatının kolaylaşması için kimse kılını kıpırdatmazken! Sosyal haklardan yoksun!
Umarım bir gün… Belki bir gün… Bu ülkeyi yönetmek için koltuklara oturanların kulakları Fadıl Aksun’un sözleri ile çınlar! Belki bir gün biraz daha vicdan ve merhametle sulanır yürekleri… Belki bir gün… Ülkemizi gerçek bir sosyal devlet yapma yönünde ciddi adımlar atarlar…. Belki… Kim bilir?

Ama şimdi siz kabuğunuzda kurultaylar, erken seçimler, siyasi kaygılar, peşkeşler, yandaşlar derdindeyken bu çığlıkları nasıl duyarsınız ki? Kim takar sosyal devleti! Benimki de laf belki de! Herkes kendi başının çaresine baksın değil mi? Burası KKTC! Engelsiz engelliler diyarı…Vicdan engelliler ülkesi…Üzgünüm… Hem de çok…

KIBRIS TÜRKÜ..

Akdeniz’in bittiği yerde zeytin ağaçları başlar.
Her evin havlısında mutfağa bakan kısımda yediveren bir ekşi ağacı vardır mutlaka.
Yaz akşamlarında gelen misafirleri giriş kapısında güzel kokusuyla bir yasemin çiçeği ve ona eşlik eden pembe kokulu gül, minik menekşe çiçekleriyle lazmarin çiçeği, renk renk sardalyalar karşılar, kerpiç evden içeriye girince serin yer isteyen ve kerpiç evin serinliğinde sündürmede ya da pencere ağzında yerini seven Feslikan çiçeği ağaç gibi büyümüştür teneke saksıda.
Evin raftısında bir demet kereviz, bir demet golyandro, bir demet nane, bir iki baş taze soğancık, domates, salatalık ve biberler dalından kesilerek salata için hazırdır.
Mutfağın tel vitrininde çakısdez, çörek ve sarı bidon içinde suda eskidikçe güzelleşen hellim eksik değildir.
Buzdolabında turunç macunu, alıç macunu ve ceviz macunu, limonatası..
Böyle sıralaycak olursak bu liste uzar ve gider.
Bugün günümüzde Kıbrıslıyım diye mangalda kül bırakmayan ve Kıbrıslılık üzerinden siyaset yapanlar çoğaldı.
Özellikle gençler üzerinden yapılan bu siyasi oyunlara gelinmemeli.
Kültürel değerleri korumak milletin görevidir.
Biz bu değerlerimize sahip çıkarsak Kıbrıs kültürü her zaman yaşar ve yaşatılır.
Bir milletin kültürünü yaşatması için bayrağı, devleti, toprağı olmalı.
Eğer ki bunlar olmazsa kültürünü devam ettiremez.
Kıbrıs Türkü yıllardır Kıbrıs’ta bir varoluş mücadelesi verdi ve vermeye devam ediyor.
Kıbrıs Türkünü sahibi olduğu adada hak ve çıkarlarını elinden almak isteyen Rum tarafına hizmet eden içimizdeki hainlere soruyorum, sen ne kadar Kıbrıslısın?
Görüyoruz ki toplumumuz içinde bazı kesimler Türkiye’ye karşı söylemlerde bulunuyor. Bu içi boş söylemlere karşı soruyorum?
Türkiye senin elinden yaşam hakkını mı çaldı? Kültürünü yaşatmana engel mi oldu?
Türkiye Kıbrıs Türkünün adadaki hak ve çıkarlarını korumaktan Kıbrıs Türküne her şart altında destek olmaktan her zaman yanında olmaktan başka bir şey yapmadı.
Ama Rum tarafı Kıbrıs Türkünün ürettiği mutfak kültürünün bir parçası olan Hellimi çaldı!
Kıbrıs Türkünün adadaki varlığını yok etmeye kalktı! Hak ve çıkarlarını gasp etmeye çalıştı ve daha devam ediyor vazgeçmedi vazgeçmeycek.
Bunu da Kıbrıs Türkü çok iyi bir şekilde biliyor.
Kıbrıs Türkü üreten ve mücahit bir halktır devletini, bayrağını, egemenliğini, toprağını koruduğu gibi kültürünü ve Kıbrıslılığnı da korur. Fedarasyoncuların korumasına ihtiyacı yoktur.
Sevgili gençler burada size seslenmek istiyorum, Kıbrıs’ın gerçek ve tek sahibi Türk milletidir.
“Kıbrıs Türküyüm’ demekten gurur duymalısınız. Atalarımız Kıbrıs’ın tamamına sahipken canları pahasına korudukları toprakların yarısını kaybettiler.
Size düşen görev savaşla alınan topraklara sahip çıkmaktır.
Bunun için de devletimize, cumhuriyetimize, bayrağımıza egemenliğimize sahip çıkmalıyız.
Milli değerlermize sahip çıkarsanız Kıbrıs Kültürünü yaşatabilirsiniz.
Aksi olursa Rum’a yama olur kendi topraklarınızda itilir kakılır ya 3. Sınıf vatandaş olarak yaşamayı kabul eder ya da Kıbrıs’tan göç edersiniz, başka milletlerin kültürü ve bayrağı altında yaşar gurbet ellerde vatan hasreti çekersiniz.
Bunları yaşamamak için KKTC ‘yi yaşatacağız.
Özetle “Milleti yaşat ki, devlet yaşasın,
Kültürü yaşat ki Millet yaşasın”

Erhürman ve Özersay, Sucuoğlu ile Meclis’te görüştü

HABER MERKEZİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, davet üzerine Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Faiz Sucuoğlu ile görüşmek için Meclis’e geldiğini söyledi. Görüşme sonrası basına açıklama yapan Erhürman, “Gayrı resmi bir sohbet gerçekleştirdik. Hiçbir şekilde hükümet kurma çalışmaları kapsamında değildi. Ülkenin genel durumu ve ülkemiz demokrasisinin genel durumu ile ilgili karşılıklı bir değerlendirme yaptık.” şeklinde yanıt verdi.

Halkın Partisi (HP) Genel Başkanı Kudret Özersay ise, “Memleketin ahvali ile genel bir görüşme yaptık. Dün telefonda başladığımız diyaloğun devamı niteliğinde oldu. Bu aşamada bir şey söylemek için çok erken.” dedi.

AP vekilleri, Türkiye’nin aydınlara uyguladığı baskısıya tepki gösterdi

Türkiye’de, bir aktivist ve girişimci olan Osman Kavala’yı, hükûmeti devirmeye teşebbüs suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin karar, çarşamba günü Strazburg’daki AP Genel Kurulunda acil bir oturuma katılan milletvekillerinin tepkisine neden oldu.

DISY ve EPP milletvekili Loucas Fourlas, Türkiye’deki yeni insan hakları ihlâline işaret ederek Erdoğan rejimi tarafından işlenen bariz bir ihlâl vakasını gündeme getirdi.

Fourlas, Kıbrıslı Türk gazeteci Şener Levent’in de Ankara’daki bir mahkeme tarafından Türkiye Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle gıyaben mahkûm edildiğine işaret etti.

Fourlas, Ukrayna krizi sırasında barışçıl rol üstlenen Türkiye’nin “işgalci, fetihçi ve insan hakları ihlalcisi” olduğunu vurguladı.

DİKO ve S&D milletvekili Kostas Mavrides, söz alarak, Avrupa Konseyi üyesi Türkiye için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AHİM) kararlarının bağlayıcı olduğunu, ancak Mahkemenin, Ankara’nın Kavala’nın serbest bırakılmasını isteyen 2020 nihaî kararını uygulamayı reddettiğini söyledi.

Mavrides, AHİM’in Türkiye’de siyasi lider ve insan hakları savunucusu olan Selahattin Demirtaş’ın hapsedilmesine veya temel hakları Türk devleti tarafından ihlal edilen Rum kökenli Kıbrıs vatandaşlarına ilişkin benzer kararlarının görmezden gelindiğini de sözlerine ekledi.

Ayrıca, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki “Erdoğan baskıcı rejiminin müdahalesine” atıfta bulundu ve kısa süre önce editör Şener Levent’in 2017’de bir karikatür yayınladığı için ve Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Şener Elcil’in cezalandırılmasını örnek gösterdi.

AKEL ve Avrupa Parlamentosu Sol milletvekili Niyazi Kızılyürek, hem Osman Kavala’nın hem de Kıbrıslı Türk gazeteci Şener Levent’in hapis cezasına çarptırıldığını, çünkü Türkiye Cumhurbaşkanı’nın bunu istediğini söyledi.

Kızılyürek, Nazım Hikmet’in durumu tanımlamak için yazdığı bir şiir olan “Mikrokozmos”u şöyle yorumladı: “… Türkiye Asya ve Avrupa’da bir ülke, İstanbul Türkiye’de bir şehir, Osman Kavala İstanbul’da bir adam. Ve size haberi getiriyorum: Türkiye’de, İstanbul’da, onu yolda durdular, yürüyen bir adam ve onu zincirlediler… Daha şaşırtıcı, daha güçlü, daha gizemli ve devasa bulduğumu bilmenizi isterim, bu adam, yolunda durduruldu ve zincirlendi”.

Diğer AP üyeleri, siyasi saikle yapılan bir yargılamaya atıfta bulundular ve Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusundaki sorunlara dikkat çektiler. Bazı vekiller söz konusu hareket tarzıyla mevcut Türk hükûmetinin AB üyelik yolunu kapattığını öne sürdü.

ABD’de binlerce kişi kürtaj hakkı için sokağa çıktı

New York’ta binlerce kişi, ABD Yüksek Mahkemesi’nin kürtaj hakkını anayasal olarak garanti altına alan yaklaşık 50 yıllık kararı bozmaya hazırlandığı iddiaları üzerine gösteri düzenledi.

kürtaj, Yüksek Mahkeme’nin ülke genelinde kürtaj hakkını koruyan 1973 tarihli Roe-Wade kararını iptal edeceğine yönelik taslağın basına sızmasıyla yeniden ülke gündemine oturdu.

Kürtaj hakkını garanti altına alan kararın Yüksek Mahkeme tarafından iptal edileceğine dair iddialar tepkilere neden oldu.

New York’ta binlerce kişi, kürtaj hakkını savunmak için sokağa çıktı ve Yüksek Mahkeme’nin olası iptal kararını protesto etti.

Gösterilere New York Başsavcısı Letitia James, komedyen Amy Schumer, ünlü oyuncu Cynthia Nixon gibi isimler de katıldı.

Amerikan Politico siyasi haber sitesi tarafından sızdırılan Yüksek Mahkeme karar taslağına Demokratların tepkisi de sert oldu.

Mahkemenin muhafazakar yargıçlarından Yargıç Samuel Alito tarafından kaleme alındığı ileri sürülen taslak görüş, 1973 tarihli “Roe-Wade kararı” olarak bilinen ve ABD’de kürtajın anayasal bir hak olmasına temel teşkil eden kararın açıkça yanlış olduğunu ve kaldırılması gerektiğini belirtiyor.

Sızdırılan Yüksek Mahkeme görüşünde, Roe-Wade kararının “açıkça yanlış”, “gerekçesinin son derece zayıf” ve “toplumsal anlamda zararlı sonuçları olduğu” ifade ediliyor. Söz konusu metinde ayrıca “kürtaj hakkının ülke tarihinde ve geleneklerinde köklü bir yerinin olmadığı” şeklindeki değerlendirmenin de yer aldığı belirtiliyor.

Mahkemenin temmuz başında söz konusu kürtaj görüşünü açıklaması beklenirken, basına sızan belge ABD medyasında geniş yankı buldu.

Mahkeme tarihinde ilk kez bu denli önemli bir kararla ilgili basına sızıntı olduğu belirtilirken, gerçekleşmesi halinde ABD Yüksek Mahkemesi ülkede Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasındaki en büyük ayrışma konularından birinde görüş değiştirmiş olacak.

Amerikan medyası, Yüksek Mahkemenin bu yönde açıklayacağı bir kararın ülkede deprem etkisi yaratacağına ve siyasi bölünmenin daha da artacağına vurgu yapıyor.

ABD Başkanı Joe Biden, sızıntının ardından “kürtaj temel haktır” açıklaması yaptı.

Texas başta olmak üzere birçok eyalette kürtajın yasaklanmasına yönelik mahkeme kararları çıktığını anımsatan Biden, bu kararların ardından danışmanlarına, kürtaj hakkının korunması konusunda talimat verdiğini belirtti.

Biden, açıklamasında Kongre üyelerine de çağrıda bulunarak “Mahkeme Roe kararını iptal ederse bir kadının seçim hakkını korumak da ülkemizin seçilmiş kişilerine ve kasım ayındaki seçimlerde seçmenlere düşer.” mesajı verdi.

9 üyeli Yüksek Mahkemedeki 3 yargıcın liberal, 6 yargıcın ise muhafazakar eğilimlere sahip olduğu biliniyor.

Kaynak: AA

İstanbul Sözleşmesi davasında reddi hâkim istemi kabul edilmedi

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin davada yürütmenin durdurulması istemine karşı oy kullanan, AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Birinci Hukuk Müşaviri’yken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Danıştay’a atandığı için atanması tartışma yaratan Lütfiye Akbulut’a ilişkin reddi hâkim istemi reddedildi.

‘DELİLE DAYANMIYOR’
Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre, Hukukçu Dayanışması adına istemi gerçekleştiren avukat Doğan Erkan’ın talebi reddedildi. Kararda, “Ret sebebinin, Akbulut’un taraflı davranacağı gerekçesine dayandırıldığı ancak bu durumun herhangi bir somut gerekçesinin olmadığı, reddi hâkim istemine ilişkin yasada belirtilen hallerden hiçbirinin bulunmadığı” savunuldu. Bu nedenle istemin “Herhangi bir delile dayanmadığı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu” iddia edildi.

BAĞIMSIZLIK VURGUSU
Karara tepki gösteren Erkan, “hâkimin, genel anlamda toplumdan, özelde ise karara bağlamak durumunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsız olması, yasama ve yürütme organlarıyla uygunsuz bağlantılardan ve bu organların etkisinden bağımsız olması ve ayrıca makul bir şekilde gözlemlendiğinde de bunlardan bağımsız görünmesi gerektiği, tarafsız olarak karar veremeyeceği veya makul bir gözlemcide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi doğurabileceği durumlarda yargılamanın herhangi bir aşamasına katılmaktan kaçınması gerektiği” yönündeki etik değerlere işaret etti. Erkan, tüm bu kuralları bilmesi gereken Akbulut’un, “kendisini atayan cumhurbaşkanının kararına karşı açılan davaya bakmaktan kaçınması gerektiğini” vurguladı.

Akbulut’un, “anayasal hükümleri hiçe sayarak uluslararası bir insan hakları sözleşmesi aleyhine karar verdiğini” kaydeden Erkan, “AKP’li belediyenin hukuk müşavirliğinden Danıştay’a hâkim olarak atanan bir kişide, hâkimlik nosyonuna (kavram), hâkimliğin bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair ilkelere uygun davranma perspektifi olabileceğine inanmıyoruz. İnanabilmemiz için bu davada karar vermekten kaçınmalıydı. Kaçınmadığı gibi siyasi iradenin açık ya da örtülü, dışsal ya da içsel emrine uygun karar verdi. Reddi hâkim itirazımızı reddeden daireden, tarafsızlık ve bağımsızlık ölçütlerini taşımaya gerek duymayan bir karar çıktı” diye konuştu.

Akbulut, Erdoğan tarafından atanmasına yönelik sosyal medyada paylaşımda bulunan Erkan’ın da arasında olduğu bazı kişiler hakkında şikâyette bulunmuştu. Erkan ise “soruşturmanın açıkça siyasi” olduğunu vurgulamıştı.

Kaynak: İleri Haber

Gıda krizi: Yaklaşık 193 milyon insan kötü seviyede

Birleşmiş Milletler’in (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Roma merkezli kuruluşları FAO ile WFP, Avrupa Birliği (AB) ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu Gıda Krizine Karşı Küresel Ağ (GNAFC) yıllık raporunu açıkladı.

“2022 Küresel Gıda Krizi” başlıklı rapora göre, çatışmalar, aşırı hava koşulları ve Covid-19 salgınının ekonomik etkileri sebebiyle 2021’de 53 ülkede/bölgede yaklaşık 193 milyon insan kriz ya da daha kötü seviyelerde akut gıda güvensizliği yaşadı.
Akut gıda güvensizliği çeken insan sayısının 2021’de yaklaşık 193 milyon olmasıyla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı, bunun 2020’den de yaklaşık 40 milyon kişi daha fazla olduğu kaydedildi.

Raporda, “Etiyopya, Güney Madagaskar, Güney Sudan ve Yemen’deki yarım milyondan fazla insan (570 bin kişi) akut gıda güvensizliği felaketinin en şiddetli aşamasında yer alırken, çöküşü önlemek için acil önlem alınması gerekiyor.” ifadesi kullanıldı.

Küresel Gıda Krizi raporunda, çatışmaların gıda güvensizliğinin ana itici unsuru olmaya devam ettiği vurgulandı. Söz konusu analizin Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaştan önce yapılmış olmasına rağmen savaşın, küresel gıda sistemlerinin birbirine bağlı doğasını ve kırılganlığını ortaya koyduğu belirtildi.

Raporda, “Halihazırda yüksek düzeyde akut açlıkla mücadele eden ülkeler, özellikle gıda ve tarımsal ithalata yüksek oranda bağımlı olmaları ve küresel gıda fiyat şoklarına karşı kırılganlıkları dolayısıyla Doğu Avrupa’daki savaşın risklerine karşı savunmasızdırlar.” değerlendirmesi de yer aldı.

BM raporunda, 2021’de akut gıda güvensizliğinin artmasının arkasındaki etkenler arasında çatışmanın, 24 ülkede/bölgede 139 milyon kişiyle ana itici unsur olduğuna işaret edildi.

Aşırı hava koşulları sebebiyle 8 ülkede/bölgede 23 milyondan fazla insanın, ekonomik şoklar nedeniyle de 21 ülkede/bölgede 30 milyondan fazla kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığı kaydedildi.

Raporun sunumunda görüşlerine yer verilen FAO Genel Direktörü Çü Dongyü, raporun sonuçları itibarıyla akut gıda güvensizliğini toplu olarak ele alınması ihtiyacını ortaya koyduğunu belirterek, “Çatışma ve gıda güvensizliği arasındaki trajik bağ, bir kez daha aşikar ve endişe verici.” yorumunu yaptı.

WFP İcra Direktörü David Beasley de akut açlık seviyesinin eşi görülmemiş düzeye yükseldiğini ve küresel durumun kötüleşmeye devam ettiğini kaydetti.

Beasley, çatışma, iklim krizi, Covid-19, gıda ve yakıt maliyetleri ve son olarak Ukrayna’daki savaşın felaket üstüne felaket getirdiğini ifade ederek, küresel krizin önüne geçmek için acilen finansmana ihtiyaç duyduklarını bildirdi.

Kaynak: İleri Haber

Tatar, hükümet oluşumu için partilerle görüşecek

Cumhurbaşkanlığı’ndaki Ersin Tatar, yeni hükümetin oluşumunu en erken sürede tamamlamak üzere Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerin heyetleriyle istişarede bulunacak.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Tatar bugün saat 15.30’da YDP, 16.00’da HP ve 16.30’da DP heyeti ile görüşecek.

Yarın ise saat 11.00’de CTP, 14.00’te UBP heyetleriyle görüşecek olan Tatar’ın, siyasi partilerin görüş ve düşüncelerini dinledikten sonra yeni hükümetin oluşumu ile ilgili görevlendirmede bulunacağı kaydedildi.

ABD’den İsveç ve Finlandiya’ya NATO üyeliği için güvenlik sigortası garantisi

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, İsveç’in olası bir NATO üyeliği için ABD’nin kendilerine güvenlik sigortası sözü verdiğini söyledi.

ABD’de Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve bir dizi senatörle görüşen Linde, ülkesinin devlet televizyonu SVT’ye açıklamalarda bulundu.

ABD’nin olası bir NATO başvurusu durumunda İsveç ve Finlandiya’ya güvenlik sigortası garantisi verdiğini aktaran Linde, “Finlandiya ve İsveç’in olası bir NATO üyeliği başvurusunda Kuzey Kutbu ve Baltık Denizi bölgesinde olumlu bir güvenlik politikası durumunun olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle ABD, ülkemize ve Finlandiya’ya farklı türde güvenlik sigortası sağlamaya hazır. Tam ayrıntılara giremeyeceğim” dedi.

Linde, ABD’nin vereceği güvenlik sigortası hakkında ise “Rusya’nın İsveç’e olası bir tehdidinde ABD’nin İsveç’e güvenlik sağlayacağı ve yardım edeceği anlamına geliyor. Mesela ittifaksız bir ülke olan Ukrayna’da güvenlik sigortası devreye girmedi ve farklı destekler verildi. Bizim durumumuz Ukrayna ile kıyaslanmaz ama olası bir NATO üyeliği başvurusunda ABD güvenlik sigortası devreye girecek” ifadelerini kullandı.

Kaynak: AA

Papa Francis, Rusya – Ukrayna savaşından NATO’yu sorumlu tuttu

Papa Francis, Rusya – Ukrayna savaşının sorumlusu olarak NATO’yu işaret etti.

Katolik dünyasının ruhani liderinin, İtalya’nın önde gelen gazetelerinden Corriere Della Sera’a verdiği söyleşi dün yayımlandı.

85 yaşındaki Papa, “NATO’nun, Rusya’nın kapısında havlamasının” istilaya yol açmış olabileceğini söyledi.

İttifakın yakın ülkelerdeki varlığının Moskova’yı “kışkırttığını” söyleyemeyeceğini ifade eden Papa, bu durumun istilayı “belki de kolaylaştırdığını” savundu.

Papa Francis, “Ukrayna’da çatışmayı meydana getiren diğer devletler” dedi. Ancak herhangi bir devlet ismi vermedi. Papa ayrıca Ukrayna’daki durumu, “Suriye, Yemen ve Irak gibi uluslararası çıkarların körüklediği diğer çatışmalara” benzetti.

“Ukraynalılara silah tedarik etmek doğru mu?” sorusuna cevap veremeyeceğini belirten Papa, şöyle konuştu:

“Kesin olan şu ki bu topraklarda silahlar deneniyor. Savaşlar bunun için yapılıyor: Yaptığımız silahları test etmek için.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakınlığıyla bilinen Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’le yapacağı toplantıyı, “muğlak” görüleceği gerekçesiyle iptal ettiğini duyuran Papa, bir telefon görüşmesinde Kirill’i, “Putin’in papaz yardımcısı” haline gelmemesini söyleyerek uyardığını ifade etti.

Katoliklerin lideri Putin’le görüşmek istediğini de dile getirdi. Savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra Rusya’ya mesaj göndererek Moskova’ya gitme arzusunu ilettiğini açıklayan Papa, şöyle konuştu:

“Elbette ki Kremlin liderinden onay gerekiyordu. Mesajımıza halen yanıt alamadık. Putin’in şu anda bu görüşmeyi yapmak istememesinden korksam da halen ısrar ediyoruz. Bu kadar vahşet nasıl durdurulamaz.”

Papa daha önce gündeme gelen Kiev ziyaretiyle alakalı da şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda Kiev’e gitmiyorum. Önce Moskova’ya gitmeliyim, önce Putin ile görüşmeliyim. Gitmem gerektiğini hissediyorum. Ben de bir rahibim, başka ne yapabilirim? Putin kapıyı açarsa elimden geleni yaparım.”

Kaynak: Independent Türkçe, Wall Street Journal, Politico, AA

Osman Kavala: Yüz binlerin özgürlük talebiyle sokağa çıkmalarını Soros’a veya başka bir dış aktöre bağlamak beyhude bir çaba

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden avukatı aracılığıyla yazılı açıklama yaptı.

“Gezi protestolarının tarafımdan organize edilmediği yalın bir gerçektir” ifadelerini kullanan Kavala, “Yüz binlerce yurttaşımızın antidemokratik uygulamalara karşı adalet duygularıyla, özgürlük talebiyle sokağa çıkmalarını, Soros’a veya başka bir dış aktöre bağlamak beyhude bir çabadır” dedi.

Gezi davasının yargının içine düştüğü durumu gözler önüne serdiğine dikkat çeken Kavala, “Karar keyfidir siyasi baskı altında hukuk normları çiğnenerek alınmıştır” ifadelerini kullandı.

Kavala’nın yazılı açıklaması şöyle:

“25 Nisan 2022 tarihinde, demokrasi değerlerini benimsemiş, ülkelerini seven yurttaşlar yargı kullanılarak cezalandırıldılar. Heyetteki hakimlerden birinin karşı oy yazısında da ortaya konulduğu gibi, bu karar hukuka aykırı elde edilmiş ve suç işlendiğine dair makul şüphe içermeyen delillere dayanmaktadır. Karar keyfidir; siyasi baskı altında hukuk normları çiğnenerek alınmıştır.

Benim ‘Sorosçu’ olduğuma dair beyanlarla bu karara meşruluk kazandırılmaya çalışılıyor. Gezi protestolarının tarafımdan organize edilmediği yalın bir gerçektir. Yüz binlerce yurttaşımızın antidemokratik uygulamalara karşı adalet duygularıyla, özgürlük talebiyle sokağa çıkmalarını, Soros’a veya başka bir dış aktöre bağlamak beyhude bir çabadır. Gezi Davası, yargının içine düştüğü durumu gözler önüne serdi; böylece yargının bu şekilde kullanılmasının bütün yurttaşlar için ciddi bir tehlike oluşturduğu daha iyi anlaşılmış oldu.”

Kaynak: Independent Türkçe

Avrupa Parlamentosu, Frontex’in bütçesini ‘geri itmelerdeki rolü’ nedeniyle onaylamadı

AP’den yapılan açıklamaya göre, Strazburg’da gerçekleştirilen Genel Kurul oturumunda AB kurum ve kuruluşlarının 2020 yılı bütçe harcamaları görüşüldü.

AP milletvekilleri, AB Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in söz konusu dönemdeki bütçesini ibra etmedi.

Frontex’in harcamaları göçmenlerin geri itilmesi de dahil olmak üzere temel haklara ilişkin devam eden soruşturmalar ve yönetimsel sorunlar yüzünden onaylanmadı.

AP milletvekilleri, bu konularda hazırlanan soruşturma raporlarının tamamını görmeyi talep etti ve ibra kararını sonbahara erteledi.

Frontex’in bu konularla ilgili detaylı ve tatmin edici açıklama yapması ve uygulamalarını düzeltmesi gerekiyor.

AB’nin bütçesini onaylamak ve uygulanmasını takip etmek AP’nin görev alanına giriyor.

KURUMUN DİREKTÖRÜ GEÇEN HAFTA İSTİFA ETTİ
Akdeniz ve Ege’deki geri itme vakalarında rolü bulunduğu iddia edilen Frontex’in Direktörü Fabrice Leggeri geçen hafta istifa etmişti.

Frontex ve Leggeri, son yıllarda Akdeniz ve Ege’de AB ülkelerine gitmek isteyen kişilerin geri itildiğine yönelik haberlere sıkça konu oldu.

Son olarak dün “Lighthouse Reports”, “Der Spiegel”, “SRF Rundschau”, “Republik” ve “Le Monde” tarafından yürütülen ortak araştırmada, Frontex’in veri tabanında yüzlerce düzensiz göçmenin Ege’de geri itilmesine yönelik kayıtların yer aldığı belirtildi.

Ajansın, Mart 2020 ile Eylül 2021 arasında kadın ve çocukların da aralarında olduğu 957 sığınmacının denizde geri itilmesinde rol aldığı, bu vakaların Frontex’in “Jora” adlı veri tabanında “çıkış noktalarından ayrılmanın önlenmesi” şeklinde etiketlendiği kaydedildi.

AB Yolsuzlukla Mücadele Ofisi (OLAF), Frontex hakkında Ege’de göçmenlerin geri itilmesi ile taciz ve görevi kötüye kullanma gibi suçlamalar nedeniyle soruşturma başlatmıştı.

OLAF’ın Frontex hakkında yürüttüğü soruşturmanın sonuç raporundan bulgular da geçen ay yine Avrupa basınında yer almıştı. Sonuç raporunda Frontex Başkanı Leggeri ve diğer üst düzey yetkililerin, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki geri itmelerini yalnızca bildikleri değil, aynı zamanda örtbas ettikleri iddia edilmişti.

Avrupa basınındaki birçok haberde, Frontex’in Yunanistan’ın düzensiz göçmenleri açık denize geri itmesine destek verdiği, uluslararası hukuka aykırı davrandığı, kurtarması gereken mülteci botlarını Türkiye sınırına püskürttüğü ileri sürülmüştü. Leggeri’nin, Yunanistan’ın düzensiz göçmenleri geri ittiğine ilişkin bir olayda delilleri sildirdiği savunulmuştu.

Frontex ve Yunanistan makamları, geri itmelerle ilgili iddiaları bugüne kadar reddetti.

Kaynak: Euronews, AA

Türkiye: TÜİK’e göre enflasyon yüzde 69,97, ENAG’a göre yüzde 156,86

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan ayı enflasyon oranlarını açıkladı. TÜİK’e göre geçen ay Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 7,25 artarken enflasyon yıllık bazda yüzde 69,97 yükseldi.

Geçen ay açıklanan Mart ayı enflasyon rakamları, yüzde 61,14 ile son 20 yılın yüksek seviyesine ulaşmıştı. Türkiye’de enflasyonun bundan önce en yüksek olduğu dönem yüzde 65 ile Mart 2002’ydi.

Yıllık en düşük artış yüzde 18,71 ile haberleşme ana grubunda gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla yüzde 26,23 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 27,73 ile eğitim ve yüzde 35,95 ile sağlık oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 105,86 ile ulaştırma, yüzde 89,10 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 77,64 ile ev eşyası oldu.

ENAG: Yıllık enflasyon yüzde 156,86
Öte yandan, ekonomist ve akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) yıllık enflasyonu yüzde 156,86 olarak hesapladı. ENAG’a göre aylık enflasyon ise yüzde 8,68 oldu. Bu oranlar saatlik ve günlük fiyat değişimleriyle hesaplandı.

En yüksek meteoroloji gözlem istasyonu Everest’e kuruldu

Çinli bilim insanları Everest Dağı’na en yüksek irtifadaki meteoroloji gözlem istasyonunu kurdu.

Yerel basındaki haberlere göre, buzul bilimci Yao Tandong önderliğindeki araştırma ekibi, yaptıkları tırmanışta istasyonu 8 bin 800 metre irtifaya konuşlandırdı.

Yeni istasyon, ABD ve İngiltere’den bilim insanlarının 2019’da 8 bin 430 metrede kurdukları “Balkon İstasyonu” adı verilen üniteyi geride bırakarak en yüksek irtifadaki meteoroloji istasyonu oldu.

12 kişilik ekip, 8 bin 300 metrede kurdukları geçici kamptan yerel saatle 3.00’te hareket ederek saat 13.00’te istasyonun kurulumunu tamamladı.

Dünyanın en yüksek zirvesi olan Everest’teki buzul kalınlığını ölçecek hassas radar donanımına sahip istasyon, Asya’daki 10’dan fazla büyük nehre su sağlayan bölgenin iklimi ve buz örtüsünün durumuna dair veri sağlayacak.

ÇİN’İN “ZİRVE GÖREVİ”
Çinli bilim insanları, “Zirve Görevi” adını verdikleri araştırma projesi kapsamında Everest Dağı’nda 5 bin 200 ila 8 bin 800 metre irtifalarında 8 meteoroloji gözlem istasyonu kurmayı planlıyor. İstasyonlardan 4’ünün 7 bin metre irtifanın üzerinde olması hedefleniyor.
28 Nisan’da başlayan keşif görevine 16 araştırma grubu oluşturan 270’den fazla araştırmacı katılıyor.

Proje lideri Yao, Çin haber ajansı Xinhua’ya verdiği özel mülakatta, Everest Dağı’nın içinde yer aldığı Çinghay-Tibet Platosunun dünyanın en büyük nehirlerine kaynak olmasının yanı sıra “biyo-çeşitlilik açısından Dünya’nın bir minyatürü” niteliğinde olduğunu vurguladı.Dünyanın en yüksek noktası olan Everest Dağı’nın zirvesi, Çinli ve Nepalli bilim insanlarının 2020’de yaptıkları ortak çalışma sonunda 8 bin 848 metre 84 santimetre olarak ölçülmüştü.

KİTAP DAVASI KABUSA DÖNDÜ

HABER MERKEZİ

TÜRKİYE 15 GÜN SÜRE VERDİ
Kıbrıs’ın kuzeyinde diş hekimliği okuduktan sonra tam bursu olarak doktorasını tamamlayan Simge Alıcı, mezuniyetinin ardından Türkiye’deki güvenlik soruşturmasını geçerek kamu çalışanı olarak atandı ancak annesi ile birlikte tutuksuz yargılandığı ‘yasaklı kitap’ davasının bir türlü görülememesi yüzünden işe başlayamadı. Türkiye’de hekim kadrosuna alınan Alıcı’ya işe başlaması için 15 gün süre verildi.

YARGIÇ HASTA, 2 AY ERTELEME
Ülkede yasaklı kitap listesi olmamasına rağmen evinde bulunan kitaplar yüzünden tutuklanan ve ardından serbest bırakılan anne-kızın tüm belgelerine el konuldu. 25 Mart’ta görüşülmeye başlanacak olan dava, yargıcın hasta olması sebebiyle 6 Mayıs’a ertelenmişti. Bugün Kıbrıs’a konuşan Alıcı, “Bu ülkede yasaklı olan kitaplar değil, biziz. Yargılanmayı bekliyorum, Türkiye’ye gidip bana ihtiyacı olanlara yardım etmek için umutla bekliyorum” dedi.

1 Mayıs: Bizleri rehin tutarak toprak bekçiliği rolünden kurtulmamızı engellemeyi amaçlıyorlar

1 Mayıs “Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü” bugün etkinliklerle kutlanıyor.

Lefkoşa’da bazı sivil toplum örgütleri, parti ve sendikalar Kuğulu Park’ta toplanıp, Sarayönü’ne yürüdü. Burada düzenlenen mitingde DEV-İŞ Başkanı Koral Aşam 1 Mayıs konuşmasını yaptıktan sonra Ledra Palace’dan Kıbrıslı Rum örgütlerle buluşup, ortak etkinliğin düzenlenen Taksim Sahası’na gidildi.

Ara bölgedeki iki toplumlu etkinlikte PEO ve DEV-İŞ tarafından hazırlanan Ortak Deklarasyonu Türkçe ve Rumca olarak okundu ve iki toplumlu koro sahne aldı.

Yürüyüşe, Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ), Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Belediye Emekçileri Sendikası (BES), Kooperatif Görevlileri Sendikası (KOOP-SEN), Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN) ve bazı dernek, siyasi parti temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

AŞAM
Dev-İş Başkanı Koral Aşam konuşmasında, 1 Mayıs’ın dünyanın her yerinde milyonlarca işçinin, emekçinin, emperyalistlere ve uluslararası tekellere karşı savaşsız, sömürüsüz, insanca yaşanacak bir dünya özlemiyle tek bir yumruk, tek bir ses halinde birleştiği ortak mücadele ve dayanışma günü olduğunu söyledi.

1925 yılında Fukasa madeninde çalışırken ölen ve ayni mezara gömülen Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum maden işçilerinin anılarını yaşatmak için bir arada olduklarını dile getiren Aşam, 1948 yılında CMC madeninde iki bin Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk işçinin canları pahasına dört ay 4 gün süren şanlı direnişini de selamladıklarını belirtti.

Aşam ayrıca 1958’de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum emekçilerin ortak 1 Mayısı kutlamasından sonra faşist katiller tarafından katledilen, tehdit edilen, baskıya uğrayan işçi önderlerini bir kez daha anmak için bir arada olduklarını kaydetti.

Koral Aşam, “Bugün kalbimiz Ukrayna’da, Türkiye’de, Yunanistan’da, Amerika’da, Asya’da, Afrika’da, Latin Amerika’da, Uzak Doğu’da dünyanın dört bir yanında emperyalist ve Neo Liberal saldırılara karşı direnen tüm dünya işçileri ile birlikte atıyor” dedi.

Aşam, dünyada ve bölgede tüm kirli savaşları bir kez daha lanetlerken, 1 Mayıs emeğin dayanışma gününde, ezilen dünya haklarına dayanışmayı bir kez daha ifade etti.

İş cinayetlerinde kaybedilen işçi sayısının her geçen gün artarken, taşeron denilen kölelik sisteminin devlet eliyle yürütüldüğünü, özel sektörde sendikalaşmanın önünde engellerin hala durduğunu dile getiren Aşam, bütün bu adaletsizliklere, haksızlıklara, sömürüye karşı hep birlikte karşı çıkılması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs’ın Kuzeyinde dayatılan ekonomik paketler ve politikaların gittikçe şiddetlendiğini söyleyen Aşam, şöyle devam etti:

“Toplumsal irademizden, sendikal haklarımıza kadar, taş taş üstünde bırakmak istemeyen bu zihniyet, yıllar içinde emekle, özveriyle, mücadeleyle oluşturulan örgütlü yapıyı dağıtmak, bağımlılığı, biat kültürünü normalleştirmek ve yalnızca kendi stratejik çıkarları doğrultusunda bizleri rehin tutarak toprak bekçiliği rolünden kurtulmamızı engellemeyi amaçlamaktadır.”

Sınıf sendikacılığına inanan sendikalar olarak bu politikalara karşı sonuna kadar direneceklerini dile getiren Aşam, bu politikaların emekçilere nelere mal olacağını çok iyi bildiklerini kaydetti.

Aşam sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bizler, bölgede yabancıların değil, Kıbrıslıların çıkarına hizmet edecek bir çözüme en kısa sürede ulaşabilmemiz için bugüne kadar üzerinde anlaşmaya varılmış BM parametreleri, ilkeleri ve belgeleri temelinde bir çözüm öneriyoruz. Bu önerinin de net olduğu çok açık ortadadır. Birleşmiş Milletlerin ilgili kararlarında belirtildiği şekli ile iki toplumun siyasi eşitliğinin, tek egemenliğin, tek vatandaşlığın, tek uluslararası kimliğin olacağı, iki bölgeli iki toplumlu Birleşik Federal bir Kıbrıs’tır. 1 Mayıs mücadele günüdür. 1 Mayıs dayanışma günüdür. 1 Mayıs birlik olma günüdür. 1 Mayıs Kıbrıs’ta yaşayan tüm insanların ortak vatanı yaratma mücadelesinin yükseltildiği gündür. 1 Mayıs emperyalizme ve Neo Liberal anlayışlara karşı direnme günüdür. 1 Mayıs savaşsız ve sömürüsüz bir dünya umudunu yükseltme günüdür.”

ORTAK DEKLARASYON
PEO ve DEV-İŞ tarafından hazırlanıp, ara bölgedeki iki toplumlu etkinlikte okunan ortak deklarasyon şöyle:
“Kıbrıs’ın emekçileri olarak dünya çapında emekçilerinin mücadele ve dayanışma günü olan İşçi 1 Mayıs’ını bu yıl da kutlamaktayız. Fedakârlıklarıyla dünya işçi sınıfının mücadele sembolü olan Şikago isyanının öncü kahramanlarını işçi sınıfı için bu önemli günde saygıyla anmaktayız. Onların vizyonları yıllardır canlı kalmaya ve dünyanın dört bir yanında emekçileri birleştirmeye devam etmektedir.

Sınıf dayanışması ve enternasyonalizm ruhuyla verdikleri zorlu sınıf mücadeleleriyle Kıbrıs işçi sınıfının temel kazanımlarını elde eden yurdumuzun işçi hareketinin Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk öncülerini saygıyla anmaktayız.

Üretilen servetin büyük olmasına ve teknolojinin ilerlemesine rağmen sosyal eşitsizlikler daha da yoğun hale gelmekte, yüksek fiyatlar ve pahalılık çalışanların hayatlarını daha da kötüleştirmekte ve milyarlarca insan işsizlik, güvencesizlik ve yoksulluğa karşı hayatta kalabilme mücadelesi vermektedir.

Son dönemde insanlık Ukrayna’da yaşanan dramatik gelişmeleri, felaketi ve insanların hayatlarını kaybetmesini kaygıyla izlemektedir. Silahlanmanın tırmandırılması ve askeri harcamaların arttırılması çözüm değildir, tam aksine durumu karmaşıklaştırmakta ve dünya barışını tehlikeye atmaktadır.

NATO ile müttefiklerinin emperyalist planlarının sonuçlarını neredeyse yarım asırdır yaşayan Kıbrıslı emekçiler, savaşın acılarını yaşayan halklarla dayanışmalarını ifade etmekte, uluslararası hukuk ihlallerini kınamakta, savaşın bir an önce durdurulmasını ve Rusya ordularının Ukrayna topraklarından çekilmesini talep etmektedir.
İşçi sınıfı açısından önemli bir kongre olan Dünya Sendikalar Federasyonu’nun 18. Kongresi pandemi ve savaşın yol açtığı yeni ve zor koşullarda 6-7-8 Mayıs’ta gerçekleştirilecektir.
İnsanın insan tarafından sömürüsünün olmayacağı, barışın hâkim olacağı bir toplum için emekçilerin mücadelelerinin ön saflarında yer alarak, neoliberalizmin saldırılarına karşı direnen uluslararası sendikal güç Dünya Sendikalar Federasyonu’nu güçlendirmeye yönelik çabaları Kıbrıs’taki üye örgütleri olarak desteklemeye devam edeceğiz.

Bu ortak açıklamamızla da taksimle asla uzlaşmayacağımız mesajını veriyor, barışın hâkim olması ve vatanımızın yeniden birleşmesi için ortak mücadelemize devam etme kararlılığımızı yineliyoruz.

Kıbrıs sorununa BM kararlarında belirtildiği şekilde siyasi eşitliğin, tek egemenliğin, tek vatandaşlığın ve tek uluslararası kimliğin olacağı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde adil ve karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüm için!

Hamilerin ve vasilerin olmayacağı, askersizleştirilmiş ve bağımsız bir devlet için!

Kıbrıs sorununun çözümü için görüşmeler Crans Montana’da kaldıkları yerden mümkün olan en kısa zamanda yeniden başlamalıdır, çünkü diyaloğun yokluğu ve yeni oldubittilerin yaratılması ülkemizin nihai bölünmesine yol açmaktadır.

Kıbrıs sorununun çözümü ve ülkemizin yeniden birleşmesi ile Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk emekçiler olarak, birleşik bir çalışma ilişkileri sistemi ve herkes için birleşik çalışma koşullarıyla birleşik bir ekonomi çerçevesinde barış ve güvenlik koşullarında ortak mücadelelerimizi sürdüreceğiz.

Öncü Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum sendikacıların bize emanet ettiği emekçilerin haklarını ve kazanımlarını, sosyal hakları ve kazanımları savunmak ve genişletmek için, savaşlara karşı barış ve sosyal adalet için mücadeleyi birlikte sürdürüyoruz”

Eroğlu: En vahim hata Türkiye ile karşı karşıya gelmek olur

3’üncü Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu Ramazan Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda İslam aleminin bayramını kutladı.

Derviş Eroğlu mesajında İslam dinin vecibelerinden biri olan orucun kişinin benliğine sahip çıkabilmesinin ciddi sınava tabii tutulduğu bir süreç olduğunu; affedici olmayı, hoşgörülü davranmayı, dargınlıkları geride bırakmayı, faydasız hırslardan, nefret duygularından, aşırılıklardan kurtulmayı başarmak gerektiğini belirtti.

“EN VAHİM HATA TÜRKİYE İLE TERS DÜŞMEK”
Kıbrıs Türk halkının en büyük gücünün birlik ve beraberlikten geldiğini belirten Eroğlu, “Kendi çıkarları için bizden görünüp, bizi bize düşman etmeye çalışanlara asla fırsat vermemeliyiz” dedi.

Eroğlu şöyle devam etti:

“Devletimiz, egemenliğimiz, demokrasimiz, Anavatan Türkiye ile sağlam, sağlıklı, kardeşçe ilişkilerimiz bizim için büyük önem ve değere sahiptir. Bunlara sahip çıktıkça, daha fazla gelişmeleri için çaba harcadıkça her alanda başarılı olacağımızdan herkes emin olmalıdır. Türkiye ile ilişkilerimiz özellikle bizim için yaşamsal öneme sahiptir. Bütün tecrübemle vurgulamak isterim ki, yapacağımız en vahim hata Türkiye ile ters düşmek, karşı karşıya gelmek olur. Tüm siyasi partilerimiz ve halkımız buna azami dikkati göstermeli, bazı kişilerin sistemli, bilinçli bir propaganda ile Türkiye’ye yönelik olarak sürdürdükleri karalama kampanyalarına asla geçit verilmemelidir”

“EN MAKUL ÇÖZÜM İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜMDÜR”
Türk tarafının, Kıbrıs konusunu tarihe gömmek, Kıbrıslı Rumlarla Ada’daki gerçeklere dayalı bir antlaşma yapabilmek yoğun gayret gösterdiğini, bu nedenle Kıbrıs Türkünün anlaşma istemeyen taraf olarak suçlanamayacağını kaydeden Eroğlu, “Kıbrıs’ta barışı, antlaşmayı engelleyen kendi ham hayallerinin gerçekleşeceğini zanneden Rum-Yunan ikilisidir. Kıbrıs Türk Halk olarak, Anavatan Türkiye ile birlikte bize zarar veren mevcut statükonun değişmesi için Devletimize dört elle sarılarak etkin çıkış yolu aramak ve bulmak zorundayız. Kıbrıs konusu için en gerçekçi , makul çözüm iki Devletli çözümdür. Bunun dışındaki arayışlar statükonun devamından başka işe yaramayacaktır. Tarih bunun şahididir” dedi.

Derviş Eroğlu ayrıca Covid-19 vakalarının giderek azalması sevindirici bir gelişme olduğunu ancak Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaş ile dünyanın belirli noktalarında hala devam eden terör tehdidi üzücü olduğunu ifade etti.

Eroğlu, “Bu duygu ve düşüncelerle tüm İslam Alemi, Anavatan Türkiye’deki kardeşlerimizin ve halkımızın Mübarek Ramazan Bayramı candan kutlar, herkese sağlık ve mutluluklar dilerim” dedi.

“Uzaktan kumanda yönetim kabul edilemez”

Maliye-Sen yayımladığı İşçi Bayramı mesajında “Yaşadığımız sorunların çözüm yollarını demokratik yöntemlerle içimizde aramak yerine uzaktan kumanda siyaset ve yönetim modelinde aramak kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Yüksek enflasyon, istikrarsız yönetim, ücret politikaları, hayat pahalılığı, taşeronlaştırma, özelleştirme, sendikasızlaştırma, adaletsizlik, hukuksuzluğa karşı tüm emekçilerin güç birliği yapması gerektiği kaydedildi.

Mesajda işçi ve emekçilere eşitlik, barış, mutluluk ve sağlık içinde günler dileklerinde bulunuldu.

1 Mayıs: Taksim Meydanı’na girmek isteyenlere polis müdahale etti, çok sayıda kişi gözaltına alındı

Sivil toplum örgütlerine göre en az 130 kişi gözaltına alındı. Gözaltıların yapıldığı sırada polis ekiplerinin gazetecilere de müdahale ettiği görüldü. Görüntü alınmasını engellemeye çalışan polis ekipleri, çember oluşturarak gazetecileri alandan uzaklaştırdı.

İstanbul Valiliği, işçi örgütlerinin 1 Mayıs Kutlama Alanı olarak gördüğü Taksim’de mitinge izin vermedi. Taksim Meydanı ve çevresinde sıkı güvenlik önlemleri alınırken, meydana çıkan sokaklarda polis barikatlar kurdu.

Bu arada Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyeleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı.

Gümüşsuyu Caddesi’nden “Yaşasın 1 Mayıs” sloganları atarak Taksim Cumhuriyet Anıtı’na yürüyen DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve beraberindekiler, Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk sundu.

Burada konuşan Çerkezoğlu, Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı olmasına tepki göstererek, “Bu 1 Mayıs’ta bir kez daha Taksim yasağını asla kabul etmeyeceğimizi, Taksim irademizden vazgeçmeden Maltepe Meydanı ve Türkiye’nin dört bir yanında alanlarda buluşacağımızı ve mutlaka bu ülkede, İstanbul’da, bu kentte Taksim Meydanı’nda 1 Mayısları yaptığımız; eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, barışın ve kardeşliğin Türkiye’sini, yani emeğin Türkiye’sini kurma kararlılığımızı bugün burada bir kez daha ifade ediyoruz.” diye konuştu.

Çerkezoğlu, bütün Türkiye ve dünya işçi sınıfının 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutladığını ifade etti.

TAKSIM MEYDANI’NA YÜRÜMEK İSTEYENLERE GÖZALTI
Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla çeşitli noktalardan Taksim Meydanı’na yürümek isteyen gruplara müdahale eden polis, bazı kişileri gözaltına aldı.

Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda toplanan Halkın Kurtuluşu Partisi üyeleri, Taksim’e doğru yürümek istedi.

“Yaşasın 1 Mayıs”, “Yaşasın Halkın Kurtuluşu Partisi” sloganları atan grubu durduran polis ekipleri, Taksim’e yürümek isteyen gruptan 29 kişiyi gözaltına aldı.

Kendilerine “Devrimci Gençlik Örgütü” ismini veren bir grup da Beşiktaş Şairler Parkı’nda toplanarak izinsiz yürüyüş yapmak istedi. Bu grubun geçişine izin vermeyen polis, 30 kişiyi gözaltına aldı.

Şişli’de bir araya gelerek buradan Taksim Meydanı’na yürümek isteyen bir grup, Şişli metro durağı önünde slogan atarak yürüyüşe geçti.

Çevrede güvenlik önlemi alan polis ekipleri, gruptakilerin ilerleyişine izin vermedi. Yapılan uyarılara rağmen yürüyüşlerine devam etmek isteyen gruptaki 22 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüpheliler, polis araçlarına bindirilerek İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.

Arucad’da yeni lisans bölümleri açılıyor

Üniversite, 2022-2023 Akademik Yılında eğitime başlayacak 4 yeni lisans bölümü için öğrenci kabulüne başladığını açıkladı.

ARUCAD Rektörü Prof. Dr. Asım Vehbi, açılan bölümlerle ilgili açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“ARUCAD, resim, heykel, fotoğraf, sinema, görsel ve mimari tasarım gibi temel sanat ve tasarım alanlarının yanı sıra müzik, performans ve ses gibi disiplinlerini de bünyesine ekleyerek gelişmeye devam ediyor. Sanat, tasarım ve iletişim alanlarında bölgede lider bir eğitim kurumu olma amacıyla yola çıktık ve amacımızdan sapmadan butik üniversite konseptimizi koruyarak yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz”

Güney basını: Brüksel Yeşil Hat konusunda beklemede

Kathimerini gazetesi, “Brüksel Yeşil Hat Konusunda Beklemede” başlığı altında verdiği haberinde, AB Komisyonu’nun, Rum hükümetinin, kaçak mülteci akınlarının engellenmesi bahanesiyle Yeşil Hat boyunca fiziki engeller yerleştirme ve teknolojik ürünler aracılığıyla denetimi arttırma kararı hakkında resmi bilgilendirme talep ettiğini yazdı.

Gazeteye göre, Rum hükümetinin kaçak mülteci akınlarının önlenmesi adına uygulamaya koymayı planladığı tedbirlerden haberdar olduğunu ancak henüz resmi bir bilgilendirme almadığını belirten komisyonun, Yeşil Hat boyunca dikenli teller ve benzeri fiziki engeller yerleştirmesini finanse etmesinin ise söz konusu olmadığını vurguladı.

Haberde ayrıca, komisyonun, KKTC’den Güney Kıbrıs’a Yeşil Hat üzerinden kaçak mülteci akınları konusunda Türkiye’yle iletişime de geçtiği ve konunun Türkiye’nin gündemine getirildiği iddia edildi.

Habere göre, komisyon sözcüsü gazeteye yaptığı açıklamada, “2016 AB-Türkiye Ortak Açıklamasının” uygulanması ve kaçak mülteci akınlarının engellenmesi yönünde önlemler alınması konusunda Türkiye’ye pek çok kez çağrıda bulunduklarını, Türkiye’ye bu konudaki temaslarını da sürdüreceklerini vurguladı.

Rusya, yeni nesil savaş uçağının tanıtım videosunda Türkiye’nin ürettiği Akıncı TİHA’ları hedefe koydu

Dubai Airshow 2021 dün Birleşik Arap Emirlikleri’nde başladı.

Havacılık sektöründeki yeniliklerin sergilenedeği fuarda Rusya da 5. nesil savaş uçağı SU-75 Checkmate’in tanıtımını yaptı.

Rusya tarafından hazırlanan tanıtım videosunda Bayraktar Akıncı TİHA’ları (Taarruzi İnsansız Hava Aracı) hedef uçak olarak kullanıldı.

UKRAYNA’DA KULLANILMIŞTI
Ukrayna ordusu ekim ayının sonlarında ülkenin doğusunda yer alan ihtilaflı Donbass bölgesindeki saldırılarında Türkiye üretimi ‘Bayraktar TB2’ insansız hava araçlarını (SİHA) kullanmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları kaydetmişti:

Bu gibi silahların Ukrayna ordusuna tedarik edilmesinin, (Donbass) temas hattındaki durumun istikrarsızlaşmasına neden olabileceği yönündeki endişelerimiz doğrulanmış oldu.

Görüyoruz ki böyle silahlar, askerlerin eline geçince, potansiyel olarak Ukrayna’nın bu bölgesinde kullanılabilirler. Bu da sadece istikrarsızlaşmaya neden olur ve asla Ukrayna içindeki bu sorunun çözülmesini sağlamaz.

ÇAVUŞOĞLU’NDAN AÇIKLAMA
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Ukrayna’nın kullandığı silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) Türkiye’de üretilmiş olabileceğini ancak kullanımının Ukrayna’ya ait olduğunu, bu nedenle Türkiye’nin suçlanamayacağını söylemişti.

Çavuşoğlu, “Bir ülke, bizden, başka bir ülkeden almışsa o silah daha fazla Türk ya da Rus ya da Ukrayna silahı olarak anılamaz. Bir devlet bizden bunu satın alıyorsa, o daha fazla Türk ürünü değildir. Belki Türkiye’de üretilmiş olabilir ama Ukrayna’ya ait. Türkiye bununla suçlanamaz” ifadelerini kullanmıştı.

Kaynak: Independent Türkçe

Putin’den Nobel Barış Ödülü kazanan Rus gazeteci Muratov’a “üstü kapalı” tehdit

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus gazeteci Dmitry Muratov’a Nobel Barış Ödülü verilmesine dair sessizliğini fazla gizlenmeye gerek duyulmamış bir tehditle bozdu.

Çarşamba günü Muratov’un yabancı ajan diye etiketlenmeyeceğini garanti edip edemeyeceği sorulan Putin, “Rus yasalarını ihlal etmez ve ilan edilecek bir sebep vermezse yabancı ajan ilan edilmez” dedi.

Devlet Başkanı, Moskova’daki Rusya Enerji Haftası kapsamındaki söyleşide CNBC’den Hadley Gamble’a, Muratov “Rus yasalarını çiğnemek için kalkan gibi kullanıp Nobel Ödülü’nün arkasına saklanırsa bu, dikkatleri kendine çekmek veya başka bir sebeple bunu kasten yaptığı anlamına gelir” dedi. Putin, başarıları ne olursa olsun herkesin Rus yasalarına riayet etmesi gerektiğini de ekledi.

Sivil toplum kuruluşlarını hedef alan 2012 tarihli tartışmalı bir yasa uyarınca Rusya, bu türden birkaç kuruluş ve bireyi “yabancı ajan” olarak tanımladı. Bu tanımlar, muhatapları fonlarını açıklamaya zorluyor. Son aylarda Rusya, söz konusu yasayı gazetecileri ve medya kuruluşlarını baskılamak için kullanıyor.

Fakat Rus hükümetinin gözünü korkutmadığını söyleyen Muratov, Interfax haber ajansına verdiği demeçte, “Devlet istediğini yapabilir ama biz ödülü kabul edeceğiz, ödülü geri çevirmeyeceğiz” dedi.

Muratov kendisinin, 1958’de Rus hükümetinin baskısıyla Nobel Edebiyat Ödülü’nü geri çevirmeye zorlanan Sovyet yazar Boris Pasternak olmadığını da sözlerine ekledi.

Prestijli Nobel Barış Ödülü önceki haftalarda, ifade özgürlüğünü koruma çabalarından dolayı Muratov ve Filipinli gazeteci Maria Ressa’ya birlikte verilmişti. Nobel komitesi adı geçenlerin, “demokrasinin ve basın özgürlüğünün artan olumsuz koşullarla karşı karşıya kaldığı bir dünyada” bu ideali savunmaya yönelik katkılarına dikkat çekmişti.

Rusya’nın önde gelen bağımsız yayını Novaya Gazeta’nın genel yayın yönetmeni Muratov, Nobel ödülünü, ekibinin Rus devletinin aşırılıklarını haber yaptığı için öldürülen 6 gazetecisine adamıştı.

Almanya, İtalya’yı Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet etti

Yapılan başvuruda daha önceki UAD kararına rağmen İtalya’nın Almanya aleyhinde tazminat taleplerinde bulunanlara izin vermesinin “uluslararası hukuka aykırı” olduğu görüşü dile getirildi.

BM bünyesinde faaliyet gösteren UAD’nin resmi internet sitesinde yer alan Almanya’nın başvurusunda, 2012 yılındaki UAD kararına rağmen Roma’nın Berlin aleyhinde başvuruda bulunanlara izin vermesinin uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Başvuruda, 2012 kararı uyarınca uluslararası hukuka göre Berlin’e tanınan dokunulmazlık hakkının Almanya aleyhine İtalya‘dan yapılan başvurulara izin verilmesiyle ihlal edildiği suçlaması yapıldı.

2012 yılında verilen hükümden bu yana Almanya aleyhine İtalya’da Nazi savaş suçlarının yarattığı zararlarla ilgili 25 tazminat talebinin geldiği aktarıldı.

Bu davaların çoğunda İtalyan mahkemeleri Almanya’yı suçlu bularak, maddi tazminat ödemeye mahkum etti.

Bu davaların ikisinde tazminat için başvuranların maddi talebinin karşılanması için İtalyan mahkemesi, başkent Roma’da Alman devletine ait iki taşınmaza el konulması kararı vermişti.

Lahey’e yapılan başvurunun İtalya’nın 25 Mayıs’ta Roma’da Alman devletine ait kültürel, arkeolojik, tarihi ve eğitim kurumlarının yer aldığı binaları satışa çıkarma kararı alması gerekçe göstererek yapıldığı duyuruldu.

Başvuruda, Lahey’deki mahkemenin İtalyan mahkemelerinin vereceği satış onayı için ihtiyati tedbir karanı alması istendi.

İtalya’da yüksek mahkemenin 2008 yılında, Nazi birliklerinin 1944 yılında Toskana’da öldürdüğü 203 kişinin ailelerinden 8’i için Almanya’nın 1 milyon euro tazminat ödeme kararından bu yana Berlin aleyhine Roma’dan açılan davalar sürüyor.

Almanya ise 2. Dünya Savaşı sonrası Nazi mağdurlarına milyarlarca euro tazminat ödediği gerekçesiyle yeni başvuruları kabul etmeyeceğini savunuyor.

Kaynak: Euronews

Erdoğan: TÜSİAD’ın ‘İktidarı nasıl götürürüz?’ diye bir derdi var fakat parayı bizimle kazandılar

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan dönüşü uçaktaki gazetecilere yaptığı açıklamalarda TÜSİAD’ı hedef aldı.

AA’nın haberine göre Erdoğan, “TÜSİAD’ın ‘Acaba ülkenin geleceğine nasıl katkı veririz?’ diye bir derdi yok. Tam aksine ‘Mevcut iktidarı nasıl götürürüz? Rahat rahat kullanabileceğimiz bir iktidarı nasıl getirebiliriz?’ diye bir dertleri var” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Türkiye’de şu 20 yıllık dönemde bunlar parayı bizimle kazandılar, büyümeyi bizimle kazandılar.”

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, 25 Nisan’da yaptığı açıklamada, “Dünyada da enflasyon var ama yüzde 9-10 civarlarında. Türkiye’de tüketici enflasyonu yüzde 60’ı geçti” demişti.

18 Nisan’da ise Turan, Türkiye Ekonomi Modeli olarak adlandırılan ekonomi modelini değerlendirmiş, “TL’ye değer kaybettirip cari açığı azaltalım ardından enflasyon düşer denklemi çalışmadı” ifadelerini kullanmıştı.

Turan enflasyonun artmaya devam edeceği uyarısını da yapmıştı.

ERDOĞAN:ENFLASYONU DÜŞÜRECEĞIZ
Merkez Bankası’nın yıl sonu için enflasyon tahminini yüzde 42 olarak güncellediğinin anımsatılması üzerine Erdoğan, “Milletimiz bu enflasyon sorununun da üstesinden AK Parti’nin geleceğini biliyor. Enflasyonu daha önce tek haneye biz düşürdük, yine biz düşüreceğiz” dedi.

“CUMHUR İTTİFAKI ADAYINI BELİRLEMIŞTİR”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son grup toplantısındaki “Ya bana katılın ya da önümden çekilin” ifadelerine değinen Erdoğan, “Bu 6’lı grup, kimi öne çıkaracak, kimi adayı olarak belirleyecek, bu da bizim sorunumuz değil. Şu anda Cumhur İttifakı, adayını belirlemiştir ve Cumhur İttifakı bu adayıyla beraber yoluna devam etmektedir” dedi.

“MISIR’LA DA BÖYLE BİR POLİTİKANIN OLMASI MÜMKÜN”
Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Suudi Arabistan ile temasların başladığı, benzer bir durumun üst düzeyde Mısır’la söz konusu olup olmadığına ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:
“Ortada bir gerçek var. O da şu, bizim İsrail ile ilgili bir politikamız var, aynı şekilde Mısır’la da böyle bir politikanın olması mümkün. Bizim zaten Mısır’la şu anda alt düzeydeki, hatta istihbarat örgütlerimiz arasındaki ilişkiler devam ediyor. İş adamlarımız arasındaki ilişkilerimiz devam ediyor. Olumlu neticeler, üst düzeyde de bu adımların atılabileceği istikametindedir. Çünkü Mısır halkıyla Türk halkının birbiriyle ortak yanları çok çok ileri. Dolayısıyla biz Mısır halkını yok farz edemeyiz. Gönlümüz bir an önce şunu arzu ediyor, bu birlikteliği, beraberliği sağlayalım. Çünkü bunu sağladığımız anda bölgenin barışı, bölgenin birlikteliği çok daha ileri bir konuma inşallah taşınacaktır diye düşünüyorum.”